ZITLIKLARIN DENGESİ - Halimiz
HORMONAL DENGESİZLİK VE BESLENME
13 Aralık 2018
SURİYE’DE SAVAŞIN SONUNA GELİRKEN…
13 Aralık 2018

Çevrenize baktığınızda ne görüyorsunuz? Hayattaki zıtlıkları (düaliteyi) fark edebiliyor musunuz? Ve bu hayatın zıtlıkları içindeki uyumu ve dengeyi görebiliyor musunuz? Hayat zıtlıklar içinde akıp gitse de o zıtlıkların içinde bir uyum ve denge her zaman var, öyle değil mi? Hayat ve yogayı birbirine çok benzettiğimden daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Yoga felsefesinde çok sevdiğim bir özlü söz vardır: “Sthira sukham asanam.” Anlamı ne mi? “Bir yoga ‘asana’sı (duruş/poz) hem sağlam, güçlü ve dengeli hem de estetik, esnek, rahat ve kolay sergilemelidir.” Yani yoga dersi sırasında yaptığımız her harekette eril ve dişil sıfatları bir arada bulundurabilmeliyiz.

Hayat zıtlıklar üzerine kurulmuş, öyle değil mi? Kış ayları olmasaydı sıcak ve uzun yaz günlerinin kıymetini bilemezdik. Hastalanmazsak sağlıklı olmanın ne kadar önemli ve değerli olduğunu anlayamazdık. Gündüzleri yorulmasaydık, beden, ruh ve zihnimizi dinlendirebileceğimiz geceler ne anlam ifade ederdi ki? Hayattaki her şey zıtlıkların ve zıtlıkların uyumu ve dengesi üzerine kurulmuştur.

Doğu felsefesine göz attığımızda “yin ve yang” enerjilerinin uyumunu görmemiz mümkündür. “Yin yang” sembolünde, beyazın içinde siyah ve siyahın içinde beyaz nokta vardır. Aydınlığın içindeki karanlık ve karanlığın içindeki aydınlık… Tıpkı kendi içimizde, ruhumuzda, kalbimizde ve vicdanımızda olduğu gibi… Bir insan her zaman aydınlık olamadığı gibi sürekli karanlıklar içinde de yaşayamaz. Bu iki uç nokta arasında gider gelir ve hayatını yaşarken dengeyi ve uyumu arar.

“Yin” dişil enerjidir ve durağanlık, edilgenlik, karanlık, ay, gece, kış, duygusallık, kabullenme ve teslimiyet gibi sıfatları içerir. “Yang” ise eril enerji olup hareketli, etken, aydınlık, güneş, gündüz, yaz, mantıksal olmayı ve yapma etkinliğini sembolize eder. Hayatımızı da bu iki enerji yönlendirir. Kimi zaman daha aktif ve hareketli bir hayat yaşarken, kimi zaman daha pasif ve durağan günler arzu ederiz. Bazen bir işleri yapmak ve başarmaya odaklanırken bazen de dinlenmek ve daha sakin günler geçirmek isteriz. Sürekli hareketli olmak ne kadar yorucu ise sürekli dinlenmek ve sakin bir hayat geçirmek de o kadar sıkıcıdır. Önemli olan ikisinin arasındaki dengeyi bulabilmektir. Tıpkı yoga “asana”sını sergilerken olduğu gibi…

Bir yoga dersinde “asana”yı yaparken fiziksel bir güç ve çaba göstermemiz gerekir. Bu çabayı göstermek “sthira” ya da “yang” sıfatıyla özdeşleştirilebilir. “Asana”yı yaparken duruşumuz sağlam, güçlü ve dengeli olmalıdır. “Asana”yı yapıp bir süre beklerken “sukham” ya da “yin” sıfatını yakalamamız gerekir. Esnek, estetik, rahat ve kolay… Basit ve yumuşak… Artık çaba ve güç sona ermiştir. O noktada kabulü ve teslimiyeti bulmamız gerekir. Sakinliği, basitliği, yumuşaklığı ve çaba içindeki çabasız kalma ve bekleme halini… İşte bu yoga dersi içindeki zıtlıkların uyumu ve dengesidir. Güç içinde güçsüzlüğü, zorluk içinde basitliği, çaba içinde çabasız olma halini, stres içinde sakinliği bulmaktır. Tıpkı hayatın içinde yapmamız gerektiği gibi…

Bu süreci hayata aktaracak olursak… Hayatta her zaman her şey istediğimiz gibi gitmeyebilir. Hayat inişler ve çıkışların bir dengesi değil midir zaten? Üzüldüğümüz ve sıkıldığımız günler olmasa mutlu ve huzurlu olduğumuz anların kıymetini bilebilir miydik? Zor bir durumla karşı karşıya kaldığımızda sinirlenip, bağırıp çağırıp, çok sert tepkiler vererek durumu daha da zorlaştırmamız mümkün. Ya da tam tersi o zor durum içinde sakin kalıp, derin nefeslerle kendimizi telkin edip tepkimizi yumuşatmamız da olası. İşte o an, “sthira sukham asanam”ı ya da “yin yang” enerjisini yakalamamız için bir fırsat. Zorluk içinde basitliği ve stres içinde sakinliği bulmamız için… O karanlığın içinde aydınlığı keşfetmemiz için… Çünkü hiçbir şey tam olarak karanlık değildir.

Eğer doğru ve sakin bir şekilde bakmasını bilirsek, o karanlığın içindeki küçücük aydınlığı ve ışığı görebiliriz. Önemli olan bakış açımızı, yaklaşımımızı ve tavrımızı değiştirmektir. Yaptığımız her şeye “yin” enerjisini katabildiğimizde, karanlığın içindeki ışığı görmek kolaylaşır çünkü “yin”enerjisi sayesinde olaylara biraz daha kalpten ve ruhtan bakabiliriz. O zaman her şeyi sadece somut bir gözle ve mantıksal bir bakış açısıyla değil daha soyut bir göz ve duygusal bir tavırla değerlendirebiliriz. Böylece de sadece yoga dersinde değil hayatın içinde de “sthira” ve “sukham”ı ya da “yin ve yang”ı yakalayabiliriz. Sadece güçlü, sağlam, somut ve mantıksal değil aynı zamanda esnek, estetik, soyut ve duygusal… Hayatın zıtlıkları içinde dengeyi ve uyumu bulabiliriz. O zaman belki de hayat bizler için biraz daha kolay ve yaşanası hale gelir.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!