ZITLIKLAR ARACILIĞIYLA ÖĞRENME - Halimiz
ZITLIKLAR ARACILIĞIYLA ÖĞRENME 2
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
31 Ekim 2019
ZITLIKLAR ARACILIĞIYLA ÖĞRENME 3
İZMİRLİ OLMAK, ŞANSLI OLMAKTIR
31 Ekim 2019
ZITLIKLAR ARACILIĞIYLA ÖĞRENME 4

“Hayatta karşılaştığımız zorlukları dünyaya gelmeden önce mi planlıyoruz?” Bu soruyu ve cevabını bir arkadaşımın bana tavsiye ettiği bir kitapta buldum. Bizim “kader” dediğimiz Uzak Doğu felsefesinin “karma” dediği konu üzerine yazılmış bir kitaptı. Bu konuda yeterli bilgi sahibi olmadığımı ve daha çok okumam gerektiğini fark ettim. Yine de okuduğum ve öğrendiğim kadarıyla bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.

Kaderimiz biz doğmadan mı yazılıyordu ve bu kaderi değiştirme şansımız var mıydı? Ve hayatımızda meydana gelen büyük hastalıkları, kazaları ve mücadeleleri biz tercih edip kendi hayatımıza mı çekiyorduk?

Doğu felsefesine göre bir ruh tek bir kere hayata gelip sonrasında yok olmaz. Yaşadıkları ve öğrendiklerine göre defalarca yeniden doğar. Ruh, bir hayat boyunca bazı olaylar yaşayarak bu hayat içinde almak istediği dersleri almayı seçer. Eğer o dersleri bir hayat boyunca alamadıysa, bu dersleri alana kadar dünyaya defalarca gelir gider. Önemli olan dersi almak, ilerlemek ve tekâmül etmektir. Eğer almamız gereken dersi alamazsak ve ders almak yerine öfke, nefret, isyan gibi duygular içinde yaşamaya devam edersek, yeniden dünyaya gelip yaşamamız gereken dersi belki çok daha zor koşullarda yaşamamız gerekebilir.

İlk sorumuz “hayatta yaşadığımız deneyimleri hayata gelmeden önce mi planladık” ise ikinci sorumuz da “neden bu deneyimleri planladık” olmalı. Ve bu iki soruyu kendimize sorduğumuzda kendimize, içimize ve ruhumuza doğru bir yolculuk bizi bekliyor demektir. Aslında cevabı çok basit. Her zaman yazılarımda da bahsettiğim gibi… Hayat, akıldan kalbe doğru giden bir yolculuktur. Hayat, zihinden ruha doğru ilerlemektir. Zihni bir kenara koyma, ruhtan ve kalpten yaşama ve ruhun kısık sesle bize söylediklerini duymayı öğrenme yolculuğudur.

Dünyaya geldiğimizde amaç ruhsal kökenimizi unutmak ve bu dünyada yeniden ruhsal bilinci ve farkındalığı kazanma yolunda çalışmaktır. Bu deneyimi de “zıtlıklar yoluyla öğrenme” yöntemi ile kazanırız. Karanlığı bilmeden aydınlığı, karmaşayı bilmeden huzuru idrak edemeyiz. Hayat “yin” (dişil enerji) ve “yang” (eril enerji) kutuplardan oluşmaktadır. Amaç, bu kutuplar ve zıtlıklar içinde dengeyi bulabilmek, ruhumuza yeniden temas edebilmek için uygun deneyimleri yaşamaktır. Hayatın içinde bizi zorlayan durumlar, kendimizi birer ruh olarak hatırlamamıza yönelik çağrılardır. O yüzden hiçbir zaman bu durumlara isyan etmemeli, öfke ile yaklaşmamalı aksine başımıza gelen her olayın neden bizim başımıza geldiğini düşünerek olaylara sakin yaklaşmalıyız. “Karma”yı ancak böyle çözebiliriz.

“Karma” denilen kavram, başkalarıyla aramızda dengelenmemiş bir enerji olarak tarif edilebilirken olaylara yargılamadan yaklaşmamıza yardımcı olur. Pek çok ruh zorlayıcı hayat deneyimlerini başkalarına hizmet etmek için planlar. Kimi ruh kanser ya da AIDS gibi bir hastalığı bu hayatında deneyimlemeyi seçerek kendini affetmeyi, kendini sevmeyi ve olduğu gibi kabul etmeyi öğrenir. Engelli bir çocuk sahibi olan kişiler, şefkat ve merhameti öğrenirken; engeli olan bir kişi empati duygusunu, değeri ve koşulsuz sevgiyi deneyimler. Kazalar, bize, unuttuğumuz ruhumuzu hatırlatır. Bu bedenden ibaret olmadığımızı ve içimizde çok daha derin bir ruh taşıdığımızı…

“Karma”yı sonlandırmak için öncelikle bu hayattaki amacımızı ve ne deneyimlediğimizi fark etmemiz gerekmektedir. Sürekli aynı senaryoları yaşayan bir kişi, bu hayata ne deneyimlemek için geldiğini kolaylıkla anlayabilir. İkili ilişkilerde güven/güvensizlik, değer/değersizlik mi yaşıyorsunuz? Çok çalışıyor ama bir türlü maddi kaynaklarınızı toparlayamıyor musunuz? Başarı/başarısızlık, sevgi/sevgisizlik ile mi test ediliyorsunuz? Zaten hayatın amacı bize “zıtlıklar aracılığıyla almamız gereken dersi öğretmek.” Onun için yaşadığımız tüm olumsuzlukları öncelikle kabul edip onlara direnmek ve öfke ve isyan ile yaklaşmak yerine onlardan ne gibi bir ders çıkarmamız gerektiğini fark etmek. Tüm olaylara sevgi ve anlayışla yaklaşmak. Tıpkı bedenlenmeden önceki halimizle… Zihin olarak değil ruh olarak yaklaşmak… Kendimizi ve çevremizde bize bu hayat deneyimini yaşatanları affetmek. Affetmek, “karma”yı sonlandırır. Hepimiz ışık ve sevgi olduğumuzu hatırlamalı ve her şeye ve herkese hoşgörü ve koşulsuz sevgi ile yaklaşmalıyız. Bir ruh olarak yaşadıklarımızın amacını görüp bunu ceza ve yük olarak algılamak yerine armağan ve fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Bu deneyimlere kurban bilinciyle değil gelişme ve ilerleme bilinciyle yaklaşmalıyız.

Ne yazık ki günümüz mantık çağı. Bu nedenle kalbi unuttuk ve zihnen yaşamaya başladık. Amaç, kalbi yeniden hatırlamak ve ruhun önderliğinde seçimler yapabilmek. Sevmeye ve sevilmeye layık olduğumuzu hatırlamak. Ruhumuz bu yolculuğa bunun için çıktı. “Zıtlıklar aracılığı ile alması gereken dersi öğrenmek” ve direnmek ve isyan etmek yerine kabullenip sevgi ve anlayışla yaklaşmak için… Kim bilir bu deneyimleri belki önceden planladık belki de gün içinde yaptığımız seçimler ile planları bozma hakkına sahibiz. Ne olursa olsun bu hayatta hepimizin bir amacı olduğu gibi bir de sınavı var. Kimimiz iş ve para ile, kimimiz aşk, sevgi ve değer duygusuyla, kimimiz hastalık ve sağlıkla, kimimiz büyük kazalarla ve ölümlerle sınanıyoruz. Önemli olan dersi almak ve bir daha aynı yoldan gitmemek. Yol ayrımına gelmek ve edindiğimiz ders ile yolumuzu değiştirmek. Diğer yolu seçmek… Bu da ancak ve ancak kalbimizi dinleyerek ruhumuza kulak vererek olur. Carl Jung’un dediği gibi: “Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.”

Rüya görmek yerine uyanmayı ve kendinizi keşfetmeyi tercih edenlerden olmanız dileğiyle…

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!