YOLCULUK - Halimiz
YOLCULUK 2
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
14 Kasım 2019
YOLCULUK 3
İNSAN DEDİĞİN NEDİR Kİ!
14 Kasım 2019
YOLCULUK 4

Fotoğraf: Burcu Yırcalı

Bir önceki yazımda uzayıp giden soğuk, kasvetli ve karanlık sonbahar günleri nedeniyle bitkin, yorgun ve tükenmiş hissettiğimden bahsetmiştim. Baktım ki ruh ve zihin halimde hiçbir değişiklik yok; ben de alıp başımı gideyim uzaklara da biraz bu ruh halinden uzaklaşayım dedim. Bunalıp sıkıldığınızda mekân değişikliği her zaman iyi gelir. Atalarımız ne demiş: “Tebdil-i mekânda ferahlık vardır.” Ben de “alıp başımı gittim denizden yeni çıkmış ağların kokusunda…”

Deniz kıyısı bana hep iyi gelmiştir. Denizi ve onun bana hissettirdiği sonsuzluk ve sınırsızlık duygusunu çok seviyorum. Gözlerimi denizin ve gökyüzünün mavisinin buluştuğu ufuk çizgisine dikiyorum ve kırpıştırmadan elimden geldiğince uzun bakıyorum. İşte o zaman huzur ve mutluluk beni buluyor.

Sıkılmış ve bunalmış ruh halimden arınmak için düştüm yollara. Yakınlarda bir sahil kasabasına gittim. Yalnız mıydım? Hayır! Bu defa yoga gönüllüleri ile birlikteydim. Çok keyifli bir yolculuktan sonra sahil kasabasına geldik. Sonbaharın renkleri etrafı sarmıştı. Sararmış ve kızarmış yaprakların kimisi yerlerde sürünürken kimisi dallarda şiddetli rüzgâra ve yağmura rağmen tutunmaya çalışıyordu. Tıpkı O. Henry’nin “Son Yaprak” hikayesindeki gibi…

Denizin sonsuzluğu ve sınırsızlığı… İçimi ürperten rüzgâr… Tam tersine bana gülümseyen ve ısıtmaya çalışan sonbahar güneşi… Arada bir bulutların arasına saklanıp arada bir çıkan ve bana göz kırpan güneş… Deniz ile, rüzgâr ile, güneş ile zihnimi ve ruhumu sakinleştirip, sessizleştirip dinginleştirmeye çalışıyorum.

Deniz kenarında buluşup yoga ile bedenimizi tazeledikten sonra sımsıcak çay ile içimizi ısıtıyoruz. Sahilde oturmak, martıların senfonisini dinlemek, sıcak çayı yudumlamak, denizin ve gökyüzünün maviliği ile bir olmak ve o mavilikte kaybolmak… Huzur ve mutluluğun ta kendisi… Gözlerimi kapatıp çevreyi dinliyorum. Kokuları ayırt etmeye çalışıyorum. Hava mis gibi sonbahar kokuyor. Biraz hüzün, biraz hazan, biraz soğuk… Her ne kadar güzü sevmesem de ruhumda ve zihnimde huzuru ve mutluluğu yakalamayı deniyorum.

Kendi kendime telkinde bulunuyorum. Sonbahar ve kış olmasaydı ilkbahar ve yazın bir anlamı olmazdı. Hayatı tüm zıtlıklarıyla kabullen diyorum kendi kendime… Gözlerimi açtığımda yoga gönüllülerinin şaşkın bakışları ile karşılaşıyorum. Yine dünya durmuş, yine etraf susmuş, yine her şey benden uzak… Yine kendi içime dönmüşüm. Dünya dışımda dönüyormuş da ben kendi içimde dönüyormuşum. Seviyorum böyle anları… Dünyadan koptuğum ve kendi kendime vakit geçirdiğim… Bir kaplumbağa gibi kendi içime çekildiğim ve etrafı unuttuğum anları… O anlar unuttuklarımı hatırlıyorum. Neyi mi unuttum? Kendimi unuttum. Etrafa ve çevreye o kadar çok odaklandım ki kendimi unutup tükendim. Dış dünyanın çok ışıklı haline kendimi kaptırdım içimdeki gerçek ışığı unuttum ve tükendim. Seslere, görüntülere, kokulara, tatlara aldandım ve kendimden vazgeçtim. Şimdi yeniden kendimi tanıma ve hatırlama zamanı… Yeniden kendime dönme, kendime yolculuk zamanı…

Yolculukları çok severim. Seyahat ettiğimde yeni yerler keşfeder, mutlu olurum. Yeni dünyalar, yeni insanlar, yeni yemekler ve yeni kültürler… Bunların hepsi dışsal yolculuklar… Bir de kendi içime yaptığım yolculuklar var. Yeniden kendimi keşfettiğim, yeniden kendi dünyamı bulduğum, yeniden kendimi tanıdığım… Yolculuk bir süreç. A noktasından B noktasına giderken ne kadar hızlı yol aldığımızın önemi yok. A noktasından B noktasına ne kadar çabuk vardığımız da önemli değil. Önemli olan A’dan B’ye giderken nasıl gittiğimiz. Neler görüp geçirdiğimiz. Neler deneyimlediğimiz. Neler tanıdığımız. Ne gibi yeni şeyler öğrendiğimiz. Tıpkı hayat yolculuğumuz gibi. Doğumdan ölüme giderken ne kadar hızlı yaşadığımızın bir önemi yok. Önemli olan bu yolculuğu nasıl yaptığımız… Bir ömrü nasıl yaşadığımız ve geçirdiğimiz, neler deneyimlediğimiz, neler öğrendiğimiz… Sindire sindire nasıl keyif alarak yaşadığımız ya da öylesine günler geçsin diye hızlı hareket etmemiz…

Gözlerimi bir kez daha kapatıyorum. Tükendiğimde, yorulduğumda ve sıkıldığımda en iyi yolculuk kendi içime yaptığım yolculuk. Yaşadığım yeri değiştirsem de eğer aynı ruh ve zihin yapısını gittiğim yere de taşıyorsam bu yolculuğun bir anlamı yok. Bunu fark etmek de güzel. Nerede olduğundan çok nasıl olduğun önemli. Nasıl hissettiğin. Zihnini ve ruhunu temiz ve dingin tutmak önemli. Tebdil-i mekân bana gerçekten de ferahlık getirdi. Bazen günlük döngüden çıkmak ve kendine ve hayatına dışardan bakmak gerek. Biraz dinlenmek, nefes almak, kendini tazelemek ve yeniden başlamak… İşte benim yolculuğum da bu idi. Mekân değişikliği ile birlikte iç dünyamı da değiştirmemdi. İster dışsal ister içsel olsun… Yolculuğun her bir anının tadını çıkarın. O bir süreç. Hemen bitirmeyin, hemen tüketmeyin. Her bir anını doyasıya yaşayın… Ben öyle yaptım ve şimdi taptaze, güçlü ve hazır bir şekilde yoluma devam ediyorum.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!