YOGA FELSEFESİNDE KORONAVİRÜSÜN YERİ - Halimiz
YOGA FELSEFESİNDE KORONAVİRÜSÜN YERİ 2
İLHAM NE ZAMAN GELİR?
19 Mart 2020
YOGA FELSEFESİNDE KORONAVİRÜSÜN YERİ 3
HERKES EVDE KALSIN, SEN TOPUNU OYNA
19 Mart 2020
YOGA FELSEFESİNDE KORONAVİRÜSÜN YERİ 4

Gündem hiç dinmiyor ki şu yoga köşesinde daha keyifli şeylerden bahsedelim. Ne yazık ki şiddet, hastalık, stres dört bir yanımızı sarmış durumda. Aslında bunların tüm sorumlusu biz insanoğlu. Bugüne kadar doğaya ve toprak anaya yaptıklarımızın cezasını çekiyoruz. Doğanın ve toprak ananın intikam alma günü geldi de geçiyordu bile. İşte o da bize bu senenin başından beri en basit şeyi hatırlatmak için ya şiddetli sarsıntılara sebep oluyor ya hastalıkları kapımızın eşiğine getiriyor ya da şiddeti tırmandırıyor. Sizce de insanoğlu olarak toprak anaya ve doğaya daha çok saygılı olma ve yeniden doğal zamana uyumlu ve onunla tam ve bütün olarak yaşamanın zamanı gelmedi mi?

Toprak ana… Eski çağ Anadolu toplumlarının en kıymetli varlığı. Doğurgan, verimli ama işler yanlış gittiğinde de intikam almasını bilen bir varlık. Gaia… Yunan mitolojisinde yeryüzünü simgeleyen tanrıça. Her şeyin yaratıcısı ve her şeyin kendisinden meydana geldiği toprak ana. Tüm tanrıların ve titanların annesi. Terra… Roma mitolojisindeki toprak ana. Tanrıların yaratıcısı.

Eski çağlarda yeryüzünün dişi bir varlık olduğuna inanılıyordu. Dolayısı ile bu dişi varlık toprağa, yeryüzüne ve dünyaya can veriyor ve toprağı verimli hale getiriyordu. Böylece toplumlar tarımı keşfedip göçebe hayatta yerleşik hayata geçmeyi başardı. Anadolu topraklarındaki Kibele, bu meşhur tanrıçalardan biriydi. Orta Anadolu’da yerleşmiş bir toplum olan Friglerin toprak anasıydı ve toprağın veriminden sorumluydu. Tüm doğadan sorumluydu. Yunanistan’da Kibele’nin yerine Demeter vardı. Demeter, bereket, tahıl ve hasat tanrıçasıydı. Roma mitolojinde ise bu tanrıçanın adı Ceres idi.

Eski Mısır’da ise İsis, tanrıların kraliçesi, firavunun annesi ve doğurganlık tanrıçası olarak bilinirken Hathor da doğum tanrıçasıdır.

MÖ 3000 yıllarında babaerkil toplumun gelişmesi ile birlikte ana tanrıça inancı da yok olmaya başlamıştır. Bu zamandan sonra da şiddete daha eğimli ve toprağın ve kadının değerini her geçen gün kaybettiği toplumlar meydana çıkmıştır. Bu süreç de günümüze kadar devam etmiştir. Toprak değerini yitirmiş, yerini sanayi almış ve insanoğlu doğayı unutmuş ve önemsememeye başlamıştır. Doğa ve toprak kendi haline terk edilmiştir. Sadece kendi haline terk edilse belki bu bile iyi bir şey olarak düşünülebilir. Toprağa ve doğaya kötü davranmaya başlamıştır insanoğlu. Bulunduğu her ortamı kirletmiş, atıklarını etrafa saçmış, yangınlara göz yummuş, ağaçları kesmiş, tarlaları yok etmiş ve tarlaların yerine evler inşa etmiş ve ne doğanın ne de kendinin nefes alabileceği bir alan bırakmıştır. Dünya, toprak ana ve doğa nefes alabilme kapasitesini yitirmiş ve artık patlama noktasına gelmiştir.

Ve işte birçok eski toplumda çok güçlü etkisi olduğuna inanılan toprak ananın doğayı katleden insanoğlundan intikam alma vakti gelmiş çatmıştır. Hastalıklar ile, savaşlar ve şiddet ile, yeryüzü sarsıntıları, seller, çığlar ile… Biz insanoğlunun artık uyanması ve kendisine daha saygılı olmamız için… Biz insanoğlunun yeniden doğal zamanı, doğal döngüyü hatırlaması ve ona uygun yaşamaya başlaması… Çevreyi kirletmemesi ve doğayı her şeyden üstün tutması için…

Yoga felsefesinin en önemli ilkelerinden biridir “saucha”. Temiz olmak demektir. Temizlik ve saflık demektir “saucha.” Hem içsel hem de dışsal temizliği ve saflığı anlatır. Duygusal ve fiziksel saflığı ve temizliği içerir. Hem kendimizin hem de çevremizin temizliğinin önemini hatırlatır bizlere.

Dışsal temizlikten bahsettiğimizde elimizi ve bedenimizi temiz tutmamızı, sürekli yıkamamızı ister bizden bu ilke. Dişlerimizi fırçalamak, yoganın arınma yöntemlerinden olan dilimizi ve burnumuzu temizlemek (neti) ve mide ve bağırsağı arındırmak da bu ilkenin önemli aşamalarından birkaçıdır.

Sağlıklı beslenmek, yediklerimize ve içtiklerimize dikkat etmek, içinde zararlı madde bulunmayan ve sadece organik olan besinleri tüketmek de “saucha”nın kişisel ya da içsel temizlik yöntemlerinden bazılarıdır.

“Saucha” ilkesinin duygusal temizlik aşamasına geldiğimizde zihnimizi olumsuz duygu ve düşüncelerden arındırmak, kesin ve kati yargılardan uzak durmak, sinirlere hâkim olmak, kibirli olmamak gibi konulara dikkat etmemiz gerekir. İnsanlarla temiz ve saf bir ilişki içinde bulunmak, çıkar ilişkilerinden uzak durmak ve sadece saf sevgi ile yaklaşmak da bu ilkenin özelliklerindendir.

Evimizi ve çalıştığımız ortamları temiz tutmak ve işimize yaramayan her şeyden vazgeçmek ve bırakmak ise bu ilkenin dışsal ve çevresel özelliklerindendir.

Günümüzde iletişim temizliği ve kirliliğinin de ben bu ilkenin bir parçası olması gerektiğini düşünenlerdenim. Televizyonda, internette ve sosyal medyada karşımıza çıkan bilgiler ne kadar doğru ve temiz? Haberler ve gelişmeler bizlere ne derece doğru yansıtılıyor? Her şey tüm açıklığı ile anlatılıyor mu? İşte bunlar da “saucha” ilkesinin olmazsa olmazı bence.

Bir süredir dünyayı sarsan corana virüsü tüm dünyada temizlik ve hijyenin önemini bir kez daha ortaya koydu. Kişisel ve toplumsal olarak bedenen, zihnen ve ruhen arınmamız gerektiğini de gösterdi. Doğa ve toprak anayı hatırlamamız ve ona saygılı olmamız gerektiğini de… Bir virüs deyip geçemedik hiçbirimiz. Bir virüs bize hayatın kıymetini, sağlığımızın önemini, hijyenin ve temizliğin ne kadar gerekli olduğunu anımsattı. Bir virüs hepimizin temel içgüdüsü olan “hayatta kalma” güdüsünü harekete geçirirken en temel korkumuz olan “ölüm korkusu” ile yüzleştirdi. Tüm bunlar toplumumuzun ne kadar çok “kök çakra”dan uzaklaştığını gösterdi bizlere. Toprak ana ile olan bağlantımızı ne kadar da yitirdiğimizi… Doğaya hiç saygı göstermediğimizi de… Ve bu virüs yeniden toprak ana ile bağlantı kurmamızı, doğal döngümüzü yaşamamızı, doğal zaman denilen zamanlara uyumlu hareket etmemizi ve temizliğimizi asla ve asla ihmal etmememizi hatırlattı. Tüm bunları yeniden anımsamamız ve bir daha asla unutmamamız temennisiyle…

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!