YEREL SEÇİMLER HIZLA YAKLAŞIRKEN - Halimiz
SAĞLIKTA EŞİTSİZLİK VAR MIDIR?
14 Şubat 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
21 Şubat 2019

Bu hafta, iki farklı pencereden, yaklaşan yerel seçimlere bakmak istedim. Birinde, Ankara’nın Çankaya ilçesi belediye başkanı CHP’li Alper Taşdelen’i merceğe aldım; diğerinde de seçmeni… Daha doğrusu, siyasetçi üzerinden bu yerel seçimlere bakmayı hedeflemezken, Alper Taşdelen, dijital medya ile yaptığı basın toplantısına halimiz.com’u da davet edince, dergimize gösterilen bu ilgiden memnun oldum ve uzun bir aradan sonra ilk defa bir siyasetçinin seçim çalışmasına katıldım. Kendi adıma isabetli bir karar verdiğime inanmakla birlikte, ulusal medyadan siyasi arenayı gözlemlemeye devam etmenin daha doğru olacağına inancım baki…

Bu hafta, Facebook’ta yaptığımız canlı yayını izleme imkanınız oldu ise duymuşsunuzdur. Sıradan bir seçmen olarak siyasetçilerin, agresif, kırıcı, gönül bağlarını hepten koparan üsluplarından… ve hatta “ya bendensin ya (kara) toprağın” edalarındaki yaklaşımlarından fena bunaldım ve hiçbirinin adını dahi söyleyip, o karanlıklarının bir parçası olmak istemiyorum. Ben gibi bu ruh halini paylaşan seçmenler olduğunu öngörerek ve hatta bu seçmenlerin de ekseriyette iktidarın değişmesini talep eden kitle arasında olduğuna inanarak ve bu kitlenin de muhalefetin performansından tatmin olmadığını bilerek, biz seçmenlere, bütün bu yılmışlığımıza rağmen hala sandığa küsmediğimiz ve dolayısı ile kendimizden ve uzun vadede de karşılıklı olarak birbirimizden vazgeçmediğimiz ve demokrasiye sahip çıkabilmek için elimizden geleni yaptığımız için teşekkür edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri Bölümü Toplum ve İletişim Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden siyaset bilimci Prof. Dr. Emre Toros ile yaptığımız söyleşiyi dinlemek için umarım bir yarım saatinizi ayırırsınız. Seçim aksaklıkları ile ilgili yaptığı araştırmanın hem önemli tespitleri var hem de yorumları düşündürücü. Mesela, seçimle ilgili karar alan devlet mekanizmalarının – özellikle 2014 yerel seçimlerinden bu yana – aldığı kararların yarattığı tartışmalara dikkat çekiyor. “Seçim aksaklığı çalışmalarının şöyle bir zorluğu var. Elinizde kanıt yok. Kimse kaç tane mühürsüz oy olduğunu bilmiyor. Çeşitli spekülasyonlar var ama (soru şu) neden daha önce böyle bir tartışma yoktu da bugün var. Biz buna bakacağız,” diyor Prof. Dr. Toros. “Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ile alakalı biz ne zaman tartışmaya başladık? Son 3-4 seçimdir tartışmaya başladık. Demek ki burada bir şey var. O zaman şuna dönüp bakacağız. Bu bahsettiğimiz kazanımların elimizden kayıp gitmemesi için ki iktidar için de çok önemli olan bir şey, çünkü iktidar meşruiyetini sandıktan kazanıyor ve ki kaldı ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının çokca kutsallarının arasında olan bir şey sandık; demokrasi ile eşitleme gibi bir anlayışı var. Kendi meşruiyetlerini tekrar üretebilmek için bu sandığın kutsallığının, dokunulmazlığının devam etmesi gerekiyor. Dolayısı ile sandığa gelebilecek her türlü soru işareti hem iktidarın hem muhalefetin aleyhine olan bir şey ve elbette hepimizin aleyhine devam eden bir durum.”

Seçmen ise böylesi bir siyasi atmosferde kendinden belki de en beklenmeyeni yaptı. Kendimiz hakkında ekseriyette ‘koyun sürüsü’ olma gibi hep negatif yönlendirmelerle bahsederken, bizler, Oy ve Ötesi, Ankara’nın Oyları gibi sivil toplum örgütleri ile hem yerelde hem ülke genelinde sandıklara sahip çıkmaya ve oyların doğru sayılmasına doğrudan katkı sağlamaya başladık. Bu seçimde bir de bunun üzerine sandıklarda oy kullanacak seçmenlerin gerçekten belirtilen adreste yaşayan vatandaşlar olup olmadığını teyit için seçim öncesinde harekete geçtik. Prof. Dr. Toros’un da ifade ettiği gibi YSK, 60 bin seçmenin, bu itirazlar sonucunda seçim hakkını dondurdu. Seçmen, seçimlerin doğru yapılması, oyların doğru sayılması için elinden geleni yapıyor.

**********

Ankara’nın Çankaya ilçesi belediye başkanı Alper Taşdelen de seçmene güveniyor. Düzenlediği kahvaltılı basın toplantısında bu konuda sorulan bir soruya karşılık, kendi ilçesi sınırları içinde yaşayan herkesin üç aşağı beş yukarı birbirini tanıdığını ve seçmenin, türlü hilelere mahal vermeyecek bilinçte olduğunu ifade etti. Gerek beden dili, gerekse kullandığı kelimelerde, yaptığı işleri öncelik tutan, gerçekleştirdiği hizmetler üzerinden kendini tanımlamaya çalışan ve bir ikinci dönem seçildiğinde de daha da yapmak istediği projelerini anlatmaktan keyif alan bir hali vardı. Soru cevap kısmına geçildiğinde ancak ‘yüksek’ siyaseti gündemine aldı…

“Biz, Türkiye konusunda kararlı olmak zorundayız. Biz, demokrasi, özgürlük, hakça düzen istiyor muyuz? Bu konularda, ülkenin gidişatının ne olduğu konusunda kararlı olmak zorundayız. Ben geldiğimiz noktanın bir siyasi partinin iç işleyişinden kaynaklanan veya bir şeyleri eksik ya da fazla yaptığından kaynaklanan bir argümanla yaklaşılacak dönemi geçtiğimiz kanaatindeyim. Biz, özgür, demokratik bir ülkede mi yaşamak istiyoruz buna karar vereceğiz. Kentlere ihanet edilsin mi istiyoruz, birileri kent rantından köşeyi dönsün mü istiyoruz, yoksa o rant halka dönsün insanca yaşayalım mı diyoruz. Kararlar, bunun kararlarıdır. Bu konuda kararlı isek eğer, ben gerisinin teferruat olduğuna inanıyorum,” dedi.

Ve Çankaya ilçesi belediyesi olarak son 5 yıldır gerçekleştirdiği sayısız hizmeti sıralarken, yaptığı yatırımların hiçbirinde borçlanmadığını, kredi çekmediğini ve üstüne üstlük bir önceki belediye başkanı döneminden kalan borçları da bu dönemde kapattığını söyledi. Çankaya belediyesinde kiralık araç olmadığını ve kendisinin de özel kalem harcamalarını minimuma çektiğinin altını çizerken, belediyeye getirdiği mali disiplini önce kendinden başlattığını vurguladı.

Paylaşırken, gerçekleştirmekten mutluluk duyduğunu yansıttığı bir iki projesinin ise altını ayrıca çizmekte fayda var. İlki, genç nesillerimizin eğitimi ile alakalı. “İddialı olduğumuz bir konu da kreşlerimizdir. 7 yeni kreş açtık 5 yılda. Toplam 12 kreş oldu. İddia ediyorum, Türkiye’nin en güzel kreşleridir. Eğitimi de en iyi veren kreşlerdir. 1600 çocuğumuz var. Türkiye’nin en büyük kreş kamu işleticisi durumundayız,” dedi.

Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, Türkiye’de, eğitim, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kontrol ve denetiminde olmasına rağmen, ilçesi sınırları içinde okuyan genç nesle farklı dokunuşlar yapma konusunda son derece ciddi ve istekli ve bu anlamda memlekette bir ilke öncülük etmeye hazırlanıyor. “Geçtiğimiz hafta Meclis’ten kararı çıktı, protokolu imzalayacağız. Eğitimde, Finlandiya modelini hayata geçirmeye çalışıyoruz. Kreşlerimizde de benzer şeyler yapıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı ile protokol imzalıyoruz. İlkokul 4’üncü sınfıtaki çocuklarımızın beden eğitimi dersini bu yüzme havuzlarında yapacağız. Biz, okullarından servizlerle alacağız. Havuzlarımıza götüreceğiz. Dersleri, eğitmenlerimizle biz vereceğiz ve okullarına biz bırakacağız. Bu da Türkiye’de bir ilk olacak.”

Bir diğer deyişle, Taşdelen, Çankaya ilçesi sınırları içinde yaptığı sosyal tesislerin, spor salonlarının, hakkını vermek; vatandaşların buradan en iyi şekilde faydalanmasını sağlamak amaçlı da koordineli bir şekilde geliştiriyor projelerini.

Anaokulu ve ilk-orta-lise öğrencileri ile sınırlı değil projeler. 920bin nüfuslu Çankaya ilçesinde, %24 yoksulluk sınırının altında yaşayan bir zümre var. “Biz belediye olarak yardım dağıtıyoruz. Ben bunu yanlış bulmuyorum. Bu sosyal devlet olmanın gereğidir. İnsanlara iş verelim ama hükümetin politikaları, insanları yoksulluk sınırının altına indirdiyse belediyeler insanlara el uzatmak zorundadır. Hele Türkiye gibi düzeni, ekonomisi çarpık olan, zenginin daha zengin fakirin daha fakirleştiği çarpık bir düzende devletin bu sosyal devlet olma özelliğini koruması bir zorunluluktur. O yüzden biz de gıda kolisi dağıtıyoruz. Biz 5 yıldır her sabah çorba dağıtıyoruz. Kızılay’da, ODTÜ girişinde, Ankara Siyasal Fakültesi girişinde, Cebeci’de Hacettepe’de… İki yılda 700 bin kişiye çorba dağıttık. Bu belediyenin pratiğinde var zaten. (İktidar partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet) Özhaseki de biz de sabah çorba dağıtacağız dedi ya, biz zaten yapıyoruz, şimdi amacımız hergün beş bin kişiye bu yemeği verebilmek,” diyor Taşdelen.

Bir de buna ek olarak Adak ve Aşevi projesinden bahsetti. Vatandaşların, adaklarını hijyenik ve sağlıklı bir ortamda kesip bağışlayabilecekleri bir tesis kurarak, ilçe sınırları içinde ihtiyacı olanlara sağlıklı bir şekilde gıda yardımı yapılmasının önünü açmayı hedefliyor. Bu tesis için henüz yer belirlenmemiş ancak Ankara’da yoksulluk sınırının altında yaşayan kesim ekseriyette Türközü’nden Aşık Paşa’ya doğru uzanan hatta olduğundan, buradan uzak olmayacak bir yerde inşa etmeyi hedefliyorlar.

“Hükümet Ankara’yı sevmiyor. Onlar, Ankara’nın Istanbul’a dönüşünü seviyor,” diyen Taşdelen sözlerine şöyle devam etti: “Ankara geçtiğimiz 25 yıl boyunca ve hükümetin 17 yılı boyunca Ankara’ya yaptığı bir şeyi gösteremezsiniz. El insaf, biz, 21’inci yüzyılda yaşıyoruz ve sen tamamladığın şu kısa Çayyolu metrosuyla yıllardır yılan hikayesine dönmüş iki metro hattını söylersen, bu hizmet değil bu utanç! Bunu Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin tamamlamaması beceriksizliği, Gökçek döneminde bir metro yapılamaması utançtır! Bir fiyaskodur.”

Ankara’da her adım başı neredeyse yükselen AVM’lerin şehrin kültürünü de, esnafını da olumsuz etkilediğini anlatan Çankaya Belediye Başkanı, Büyükşehir Belediyesinin yapmadığı kadar çok park ve yeşil alan yaptıklarını; en değerli arazileri, rant için satmak yerine kamunun hizmetine sunmayı başardıklarını da gururla ifade etti. Yeni dönemde de Bademlidere’de 750bin metrekare bir alanda ekolojik binalar, özel tasarımlı bahçeler, doğa sporları ve piknik alanları inşa edeceklerini, buranın Ankara’nın en büyük parklarından biri olacağını belirtti.

İktidarın, Millet Bahçeleri projesine de değinerek, Atatürk Orman Çiftliği’nin istimlak edilmesi ardından Ankara’ya yeni bir AOÇ kazandırmayı hedeflediklerini ifade etti. Ve Atatürk Kültür Merkezi’ni hizmete açtıklarında, Viyana Filarmonu Orkestrası’nın dahi burada gelip rahatlıkla konser verebileceğini söyledi.

Hedefleri ve hayalleri büyük; projelerine odaklanarak konuşmayı seçen Taşdelen’in şu ifadesini ise ayrıca önemsedim: “Dünyada hiçbir toplum kendi tarihsel kahramanlarını yarıştırmaz. Fatih Sultan Mehmet de bizim, Mustafa Kemal Atatürk de bizim. Nazım Hikmet de bizim Necip Fazıl da bizim. Bu ayrıştırıcı üslubu terk etmek gerekiyor.”

Son olarak, Çankaya ilçesinde yaşayan bir seçmen olarak kendisine kendi mahallemin sokak köpeklerini aşılattıkları için teşekkür ettim. Bizimkiler insancıl, ama başka mahallelerde agresif ve hatta saldırgan sokak köpeklerimiz ciddi sorunlar yaratabiliyorlar. Son sözü, onlar adına kapatalım istedim.

“Sokak köpekleri konusunda biz aşılamada, kısırlaştırma ve sahiplendirmede Türkiye’de birinci sıradayız. En büyük barınak bizde. Ama biliyorsunuz mevcut kanunda sokak köpeklerinde yetki ilçe belediyelerinde değil büyükşehir belediyelerinde. Büyük şehir belediyesi hiçbir şey yapmadığı için biz derde derman olamıyoruz, Mustafa Tuna başkan iki barınak yapılması için düğmeşye bastı, onlar yapılıyor. Her canlının yaşama hakkı var ama aynı zamanda saldırgan köpekler nedeniyle insanlar korkuyor. Her canlıyı koruyacaksınız ama insanlar da sokakta rahat gezecek. Büyükşehir belediyesinin bu işe el atması lazım.”

 

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!