YENİDEN BAŞLAMAK - Halimiz
ŞİFA ALMAK
28 Mart 2019
BACAĞIMDAKİ DİNMEYEN AĞRI
28 Mart 2019

Geleceğin nasıl olacağına dair komplo teorileri ile kuşatıldık. Bilim kurgu filmler ve diziler bize yakın gelecekte insan ırkının makine ile bütünleşip başka bir yaratığa dönüşeceğini haber veriyor. Bu iyi bir haber diyen iyimserler ile bu bir felaket diyen karamsarların tek ortak noktası bunun bildiğimiz yaşamın sonu olduğu.

İnsan, kendi üst modelini tasarlıyor. Zihninin tamamını kullanamayan insan bu eksiğini makine ile yani yapay zeka ile giderme yoluna gittiğinde ortaya engin bir akıl ortaya çıkacak ve insanlığın ve dünyanın şu an karşılaşmakta olduğu tüm sorunlara çare bulabilecek. İklim değişikliklerinin yarattığı olumsuz etkilerden tutun, gelir adaletsizliğine, mülkiyet eşitsizliğinden tutun, ölümcül hastalıklara kadar pek çok şeyin çaresini bulabilecek kapasitede olacak bu üst insan. Soru şu: Peki dünyayı kurtarmayı, yolunda gitmeyen şeyleri düzeltmeyi seçecek mi?

İnsanın her zaman iyiyi ve doğruyu seçme şansı oldu ama bunları seçmemeyi seçti. Dünyanın şu an içinde bulunduğu dualite, insanlığın seçimlerinde çok da yapıcı kriterleri olmadığını, doğası gereği çıkarlarına uygun kararlar verdiğini gösteriyor. Peki ya dünyanın daha iyi bir yer olması neden insanın çıkarına ters düşüyor?

İşte burada güç ve güce tapınma kavramları işin içine giriyor. İnsan güç ile tanıştığından beri gücü elinde tutmak için her şeyi yapıyor. Buna güç sarhoşluğu deniyor. Akıl ile açıklanamayacak, sonuçları kendine de zarar verecek bir dizi karar almaya itiyor güç onu. Tüm sorunlar hallolduğunda güce ihtiyaç kalmayacağı için sorunlara muhtaç bu insan. Gücü elinde tutan insan gücünü diğer insanların kendilerini sorunların içinde güçsüz hissetmesinden alıyor.

O yüzden gücü elinde bulunduran bir liderin çok sağlam bir karakterde olması şart. Güç sevdasında düşmeden güçlü durabilmek sağlam bir kişilik gerektirir.

Günümüz siyasi panoraması yukarıdaki paragrafın yaşayan bir örneğidir. Diyelim ki kazanmak yani gücü elinde tutmak için her yola başvuran bir atlet ile, yarışa hem geç hem geriden hem de ekipmansız başlayan bir atletin yarışı olacak seçim. Sonucu belli olan, adil olmayan bir seçim sonucunda eğer hile yapan atlet birinci olursa, yarışı aslında kaybetmiş demektir. Kendi dengi olmayan bir rakibi ekarte etmek için çirkin yollara başvurabiliyorsa, bu yarışın kazananı diğer atlettir.

Gelecekten bahsederken, kendi kaderimizi belirleyecek olan gelecekten bahsetmemek olmaz. Önümüzdeki yerel seçim iktidarın gücü elinde tutabilirliğinin göstergesi olacak. Sonuç ne olursa olsun bizim için ekonomik ve siyası anlamda zor günler gelecek gibi gözüküyor. Önemli olan umut. Umut sayesinde kötü günleri dayanışmayla geçirebiliriz tam da bu sebeple yüreğimize korku salan, bizi tehdit eden değil, geleceğe umutla bakan, bizi kucaklayan bir siyasi duruşu benimsemeliyiz.

Thomas More’un “Ütopyası”nda, o çağlarda İngiltere’de Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilen Kral için “İnsanlar kralları insanların yararı için başa getirdiler, kralların yararı için değil… Kralın en kutsal görevi, kendininkinden önce halkın mutluluğunu düşünmektir” demiştir. More’a göre düzen bozukluğunun, haksızlığın, yoksulluğun tek nedeni, ulusal servetin tam bir eşitlik içinde bölünmemesidir. “Malın kişisel bir hak olduğu, her şeyin parayla ölçüldüğü bir düzende toplumsal adalet hiçbir zaman gerçekleşemez… Büyük bir çoğunluk yoksulluk içinde kıvranırken, doymak bilmez bir avuç insana memleketin tüm zenginliklerini sömürten bir devlette mutluluk olamaz.”

Geleceğe dönecek olursak, onu şekillendirmek elimizde. Eski yöntemleri deneyip yanılmaktansa paradigmayı değiştirip, sadece bir avuç varlıklının kazandığı bir düzenden, herkesin kazandığı bir düzene geçmek için kafa yormamız gerek.

Kendi ütopyamızı kurgulamamız, artık işlevsel olmayan inanç, örf-adet, gelenek-görenek, hurafe, safsataları bir kenara bırakıp, düşünsel bir temizlik yapmamız gerek. Yeni bakış açıları geliştirmedikçe, para ve parayla ölçülebilen şeylere değer yükledikçe insanlığımızdan uzaklaştığımızı ve kendi kendimizi yediğimizi fark etmeliyiz.

Salt alışkanlıktan yaptığımız ve bizim iyiliğimize hizmet etmeyen her şeyi hayatımızdan çıkartmalıyız. Bahar vakti yenilenme vakti. Bize zarar veren, iyiliğimizi engelleyen, bizi sömüren, bizi insanlığımızdan, kardeşimizi anlamaktan uzaklaştıran ne varsa onları temizleyelim. Uzun ve karanlık kışı geride bırakıp, bu bahar yeniden başlayalım.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!