YENİ SENE, YENİ UMUTLAR - Halimiz
YENİ SENE, YENİ UMUTLAR 2
PARMAKLARIYLA DÜŞÜNEN DÜNYA
26 Aralık 2019
YENİ SENE, YENİ UMUTLAR 3
YAŞA GÖRE ZAMANIN AKIŞ HIZI DEĞİŞİR
2 Ocak 2020
YENİ SENE, YENİ UMUTLAR 4

Haftaya, yeni bir senenin ilk sayısında buluşacağız. Yeni sene, aynı zamanda, yeni bir on yılın da başlangıcı. Yepyeni umutlarla başlıyoruz eminim bu yeni sürece. Mesela ben, bizden yana acayip heyecanlıyım. Bunun rasyonel hiçbir dayanağı yok. Bu, sadece bir his. İçim, adeta, içime sığmayacak kadar kıpır kıpır ve bizim bizle yeni bir akit arefesinde olduğumuzu seziyorum ve bu sezinlediğim şeyin de elbette hepimizin, toplumca, uyumlu bir birlikteliğine fayda sağlamasını temenni ediyorum. Aksini düşünmek dahi işime gelmiyor…

2019’da çok şeyler yaşandı ama hiçbiri, beni, bize dair, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri kadar umutlandırmadı. İstanbullular, iki defa sandığa gittiler. Hem de hala anlamakta, anlamlandırmakta, rasyonelitesini bulmakta zorluk çektiğim ve bir çok kişinin de bu kanaatte olduğu aşikar olan bir sebeple, ikinciye, sadece büyükşehir belediye başkanlarını seçmek için oy kullandılar. Ve İstanbullular, Ekrem İmamoğlu’na, ikinci turda misliyle destek vererek sahip çıktılar. Gerçi sahip çıktıklarının İmamoğlu değil de seçme hakları olduğunu da yadsımamak gerekli belki de.

Malum, memlekette, sandık demokrasisi, demokrasinin diğer olmazsa olmazlarından pek çok daha çok önemsendiği için halkın sandığa sahip çıkmasını net bir demokrasi mücadelesi olarak okumak yanlış olmaz. Bu da, mevcut her siyasi parti seçmeninin – ama öyle ama böyle – aslında bu demokrasi mücadelesinde ve tam da bu anlamda hem fikir olduğunu ve bu ortak payda için birlikte hareket edebildiğini gösterir. Bu, son derece umutlandırıcı bir gelişmedir.

21inci yüzyılın başından beri iktidarda bulunan koalisyon karşıtı tek partili yönetimin bize empoze ettiği algıya göre sandıktan farklı bir siyasi partinin çıkması ya bir kalkışmanın ya da bir darbenin sonucu olabilirdi. Bu yıl gördük ki yerel seçimlerde bu algı kırıldı. Halk, kafasına yatan içine sindirebildiği yeni bir siyasetçi bulduğu anda hala harekete geçebilme yetisine sahip olduğunu gösterdi. Halk, aşikar bir şekilde değişiklik istiyor. Genel seçimlerde bunun olmamasının tek sebebi de ana muhalefet partisinin hantal yapısı ve genel başkanın seçim kaybetme rekorunu başarı olarak görmeye devam etmesi. Ancak, bu yılki yerel seçimlerde  iktidar partisinin 25 yıldır elinde bulunan Ankara ve İstanbul büyükşehir belediyeleri CHP’ye geçti. Ayrıca, İzmir, Adana ve Antalya gibi büyükşehir belediyeleri de ana muhalefet partisinin kadrosunda.

İktidar partisi, hala çoğunluk oyunu alıyor gözüküyor. Parti, kendi içinden, bu yıl iki parti çıkardı — biri resmen açıklandı, diğerinin de niyeti deklare edildi. Biri Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi, diğeri de Ali Babacan’ın henüz resmileşmemiş ve adı bilinmeyen partisi. Bu partiler, Erdoğan’ı iktidardan indiremezler ama yeni seçim prosedürleri kapsamında bir sonraki seçimde yeniden cumhurbaşkanı olarak seçilmesini zora koyabilirler. Tabii o vakte kadar bu pilav daha çok su kaldırır, o ayrı mesele.

Bir de hiç değişmeyen, değişmemesi gereken bir mesele var. O da yolsuzluk. İnanır mısınız, Erdoğan, kendi iradesi ile bu devletin dışişleri ve başbakanlık makamına taşıdığı Davutoğlu’nu Şehir Üniversitesi’ni kurarken yolsuzluk yapmakla suçlarken; Davutoğlu da Erdoğan’ı, terörle mücadele mevzularında ağzını açarsa sokağa çıkmaya yüzünün olmayacağı gibi ifadelerle tehdit etti. Karşılıklı olarak böylesi fantastik ithamlarda bulunmalarına rağmen hukuki olarak bir girişimde bulunmamaları da ayrı bir mesele ve  gerçekten çok enteresan bir durum ve kamunun çıkarı, her iki tarafın bolca konuşmaya devam etmesinde elbette…

Şimdi bütün bunlar bu sene seçim olur diye önemli değil. Olabilir de. Ancak bu tablo, halkın, bir uyanış içinde olduğunu… ekonomik göstergelerin de zorlamasıyla bu rahatsızlığın yeni yılda saklanamayacak boyutlara gelme olasılığının hayli yüksek olduğunu gösteriyor. Kanımca, böylesi bir ortamda, ana muhalefetin, hala, hükümet olamaması ultra-acınılası bir durum ve genel başkanlarının koltuk inadı da aynı rakibinin kendinden başka hiçkimsenin oturduğu koltuğun hakkını veremeyeceği inancı ile denk.

Yine de 2019 gösterdi ki bu halk, siyasetin genel akışına rağmen, kafasına yatan içine sinen birini buldu mu destek çıkmaya korkmuyor. Korkmuyorlar. Onca korkutulmaya rağmen, korkmuyorlar. Siyasetin hangi tarafındaysanız buna ya deli olursunuz, ya deli olursunuz… biri işinize gelmediğinden, diğeri de değişimin ışığını görme coşkusundan.

Ben, artık, bizlerin, farklı bir şey yaşadığını düşünüyorum ve bu baktığım pencereden de bizi, dünyada, demokrasi mücadelesi veren toplumlar içinde, neredeyse, istisnai bir teklikte kılıyor. Diyorum ya, umut sardı, hisler yüksek olabilir, af buyurun…

Meşhur Osmanlı geçmişimizden bugüne kadar acaba biz, bize, gerçekten iyi davranan bir toplum muyduk bilemem. Bu hafta yayınlanan Medya ve Demokrasi Söyleşimizde Psikiyatri uzmanı Ender Sevgi Gültekin’in de dediği gibi eğer kendimizle ilgili hissettiğimiz olumlu “algıyı bile kaybettiysek (durum) biraz kötü” demektir. Yani bizler, kendimizi, kalbinde vicdanı ve şefkati bilen insanlar olarak; Anadolu toprağının, insana, insani değerler katan adeta kutsal bir emanet olduğunu sanarak yetişmişken, bir bakmışız her şey yalan ve bu gerçekle nasıl baş edeceğimizi ve ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Siyasetçiler, bu kafa karışıklığını fena kullanıyorlar gibime geliyor. Ve hatta, bizi ayrıştırıp, birimizi ötekimize karşı oy konsolidasyonu yapmak için kullanırlarken bizim aynı toprağın çocukları olduğumuzu unutup, birbirimizin gırtlağına çöküp, ötekimizin canı patlıcan diye davranalım diye bizleri kodlamaya çabalarlarken işin ayarını kaçırdıklarının umurunda bile olamayabiliyorlar. Ama iyi ki de böylesine ileri gitmişler, bizler, birbirimizi görmeye başladık. Belki hala biraz uzak mesafe; gerçekten karşılıklı acılarımıza empati yapabilmeyi keşfetmemiz ve tekrar aynı sarmala dolanmamak için doğru yolu bulmamıza vakit var, ya da …

Odağımı, siyasetçilerden, siyasetçilerin dediklerinden ve yaptıklarından bize, topluma kaydırıp; siyasetçilere rağmen bizim bize nasıl davrandığımıza bakmayı öncelik bildiğimden beri hayli değişti. Bu değişimden de mutluyum. Siyaset arenasına ne zaman kulak kabartsam ne kadar içim şişiyorsa, bize neler oluyor diye odaklanmaya başladığımda da bir o kadar umut doluyorum.

Endişelenmeyin, realiteden kopmadım. Birbirimize ne kadar kötü davrandığımızın; her şeyi, herkesi, her bir bahane ile ne kadar kolay harcadığımızın ve ne kadar itimat telkin etmez bir hale geldiğimizin, farkındayım. İster istemez her gün bir şekilde tecrübe etmek durumunda kalıyorum. Ama, yine de… dinleyin, hiç şaka yapmıyorum, her partinin seçmeni olan bizlerden bahsediyorum. Bizler, belki, hiçbir zaman çok sağlam değerlerle donatılmış bir toplum olamadık ama yine de aramızda hiç de azımsanmayacak kadar kalbinde vicdanı, şefkati bilen, doğruluk ve dürüstlük kavramlarını isabetli şekilde yerine oturtmuş, sağduyuyu ve ortayolu tercih eden nicelerimiz var.

Ve bazen, bazen, anlat anlat anlaşılmayan bir aksilik öyle bir his yaratır ki insan sadece bir şeyin doğru gitmediğini içinde bir yerlerde bilmeye başlar. Ezberi bozmak zordur, sorumluluk gerektirebilir; sorumluluk da insanın ödünü patlatabilir ve ancak olacak ötelenebilir. Ötelendikçe de insanlardaki bu bir şeylerin aksi gittiği hisleri güçlenir, güçlenir ve artık daha fazla kaçamayacakları bir hale gelir. Ve bir anda bir bakmışsınız değişim için yetersiz gözüken kalabalık, olmuş size koca bir derya. Yeni yıl bunların başlangıcı gibi geliyor bana. Doğrudan vazgeçmiş, doğruyu umursamayan insanların, taraf tutmak ötesinde, yeniden doğrudan yana, iyilikten yana, insaniyetten yana adım atma arzularının ve silkinişlerinin bariz bir döngü kapıda gibi geliyor bana. Biz bize sahip çıkarsak da; öfke, nefret, rövanş alma duygusu gibi dürtülerden uzak, gerçekten insani ilkelerde ve hukukun üstünlüğünde önceliği tutarsak, bu içimizdeki umut dolu kıpırtılar hepimizin birlik şarkısı olur.

Yeni yılda, toplumca, bize dair, iyi bildiğimiz yüzümüz hakim olsun…

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

1 Comment

  1. Zeliha Doğan Yeşil dedi ki:

    Yürekten ifade ettiğin güzel satırların yüreklendiriyor. Umurlarımızın gerçekleşmesini ve artık mutlu olmayı diliyorum. Sevgiyle.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!