yeni nesiller, geçmişin tekrarı mı olsun diyoruz biz?!... - Halimiz
yeni nesiller, geçmişin tekrarı mı olsun diyoruz biz?!... 2
Postcard from Washington
8 Aralık 2016
Zorlu yıllar yaşasak da huzurlu olup, huzur vermeyi ilke edinin …
8 Aralık 2016
yeni nesiller, geçmişin tekrarı mı olsun diyoruz biz?!... 3

adana’da yanarak ölen kız çocuklarımızın ardından yapılan kimi yayınlar dikkatimi çekti. sizler de belki denk gelmişsinizdir. iddia o ki burada yaşamını yitiren çocuklarımız, halifeliğin sona erdirilmesinden; tekke ve zaviyelerin kapatılmasından; harf ve şapka devriminden; ezanın bir dönem türkçe okutulmuş olmasından; başörtüsü ile devlet kurumlarında ve üniversitelerinde bir dönem kadınların çalışamıyor olmalarından ötürü bu halde son nefeslerini vermişler. beyaz türkler diye adlandırılanlara karşı bir tepki; parası olana bir hiddet; bu kitleleri, dinsiz olarak itham etmek elbette işin ayrı cabası … velhasıl, bu çocukların ölümünü, cumhuriyet’in kuruluş ilkelerine kadar dayatarak siyasallaştıran bir dizi enteresan değerlendirme. 

doğrusu, bu yayınları izleyince ürkmedim değil. ürktüm çünkü bu değerlendirmeleri yapanlar anadolu insanı adına konuştuklarını söylüyorlardı. deli saçması diye böyle değerlendirmelere geçip-gidilecek bir dönemde de değiliz. ve neticede anlamaya çalışıyorum denileni … zira, toplumca, bir geçimsizlik damarımız tuttu. birbirimizi ne kadar doğru anladığımızdan artık emin olamıyorum. anadolu insanının zihninde ve kalbinde neler var, merak etmekteyim.

anadolu insanı, fakirliğinden, cehaletinden ne kadar şikayet ederse etsin … kendinden sonra gelecek nesilleri, ailelerinin gençlerini, imkanları el verdiği ölçüde kendilerinden daha öteye taşımak için canla başla çalışırlar diye bilirdim. cumhuriyet’in temellerine bu kadar hiddetle, öfkeyle, ve adeta nefretle bakan bir anadolu halkından doğrusu habersizdim. yedikleri lokmaya şükretmeyen bir kitlenin olduğunu bilmiyordum. meğersem öyle bir kitle varmış ki aramızda, başlarına kötü ne gelse, öteki diye ayrıştırdıkları insanları mesul görürlermiş. günün sorumluluğunu almak kimsenin aklına gelmezmiş. ve bu yayınları yapanlara göre bu, hep böyle imiş …

hayattaki en zor şey, aynı çatı altında farklı dünyalarda yaşamak olsa gerek. sürekli bir itiş-didiş hali; huzur yok; ağız tadı yok ve hep bir yap-boz hali. arada da yiten ömürler. bir geçen hafta başımıza gelen facia değil, daha ne çok acı yaşadık biz bu topraklarda. ama şu, ne olmayı, kim olmayı bilememe durumumuz; birbirimize tahammülsüz tavrımız; saygısızlığımız; birilerini suçlayarak doğru olduğumuzu sandığımız halimiz  vesaire çekilir değil artık sanki!   

bahanelere sığınmayı boş geçin de lütfen vicdanınızın sesine bakın. o da mı size geçen hafta yaşananlardan ötürü cumhuriyet’in temellerini, beyaz türkleri, parası olan insanları suçlamanızı salık veriyor. ya bugün görevde olan siyasi kadroların, o yurdu işletenlerin hiç mi sorumluluğu yok. ya da var ama geçmişin acıları çok mu ağır hissettiriyor ve travmalarınızdan kurtulamıyor musunuz! bunun için elimizde var olanı düzeltmek yerine yıkalım mı! peki bu cumhuriyet’i sonlandırırsak, bir daha bu çocukların başına gelenlerin başka çocukların başına gelmeyeceğinin garantisi var mı?! … tam olarak iddia ne?

yıkmak kadar kolay hiç birşey yoktur. isterseniz koca bir binayı, isterseniz kuş hafifliğinde bir kalbi, tek hamlede tarumar edebilirsiniz. ettikten sonra yerine ne koyacağınızı tabii iyi düşünmeniz lazım. lafı daha fazla uzatmadan, toplumun en uç noktalarındaki bireyler olduğunuzu varsayın diyorum ve hayal edin … toplumun, sağ duyulu olan kitlesinden sizi uzaklaştıran haller her ne idi ise sizi tornistan merkeze doğru hareket etmenizi sağlayacak bir olay, bir tanıdık yardımı var mı gözüken?! … ya da hayalinizde tam olarak nasıl bir memlekette, nasıl bir toplumda yaşamak istediğinizi görüyorsunuz? bu gördüğünüz hayal, dünya devletleri içinde memleketimizi nasıl konumlandırıyor? hayalinizi gerçekleştirmek için bugün yapılanlar doğru adımlar mı? bu hayal uğruna bedeller ödenmeli mi?! …

bütün bunları düşünürken tabii şunu da unutmamak gerek. doğduğumuz gün ne kadar küçüktük ve hayatta kalabilmek için bizi dünyaya getirenlere ne kadar muhtaçtık. yıllar geçti, büyüdük ve git gide kendimizi hep geçmiş yıllarımızda olan halimizden daha iyi bir halimize taşımaya çalıştık. benim bildiğim anadolu insanı da bu misal kendinden sonra gelen nesilleri hep ileriye taşımak için sebat etmişti. eğer ki zihinleri iddia edildiği gibi öfke ve nefretle geçmişe takılı ise ancak bu yeni nesillerin öfke ve nefreti tarifsiz boyutlarda olabilir. zira neye öfke duyduklarını, neden nefret yüklü olduklarını bilememe olasılıkları büyük olasılıktır. ve hal bu ise anadolu insanı, kendinden sonra gelen nesilleri daha iyiye doğru değil … tıpkı kendi gibi olsun diye yetiştiriyor olabilir ve bu da ancak yeni nesilleri kendi olduklarından geriye götürür. herkes bu durumun farkındadır umarım.  

görüşlerinizi paylaşmak isterseniz, merakla okuyacağımdan emin olabilirsiniz …              

 

 

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!