Yeni Çağ: Ütopya mı, Distopya mı? - Halimiz
Yeni Çağ: Ütopya mı, Distopya mı? 2
Dördü Bir Arada İsteyenler İçin – Orphan Black!
5 Ekim 2017
Yeni Çağ: Ütopya mı, Distopya mı? 3
NASA’da Görev Yapan İlk Türk Bilim Kadını: Dilhan Eryurt
5 Ekim 2017
Yeni Çağ: Ütopya mı, Distopya mı? 4

Bildiğimiz, öğrenmiş olduğumuz dünya düzeninin temellerini oluşturan gerçekler artık geçerli değilse, tüm düşünme sistemimizi değiştirmeye ve hipnotik etkilerden korunmak için sürekli farkında olarak yaşamaya ihtiyaç duyacağımız yeni bir çağ başlıyorsa, yapılacak en akıllıca şey değişimi kucaklamak olur.

Diğer yandan çağımız, Instagram fotoğrafçılığından, twitter edebiyatçılığına insanı sığ sularda yüzmeye davet ediyor.

Andy Warhol’un dediği gibi herkesin 15 dakikalığına ünlü olabildiği bir çağda, unutulmamak ve ilgiyi daimi tutmak için bir sanatçı ne yapmalı?

Eskiden sanat yeteneklinin tekelindeydi, şimdi ise kitap yazabilen robotlar var.

Teknoloji hiç bir zaman olmadığı kadar demokratik bir platform sundu insanoğluna. İnsan bu fırsatı sabah kahvaltısı fotoğrafı paylaşıp, ünlülerin yorumlarının altına emoji bırakarak değerlendirdi.

Bilgi kimsenin tekelinde değil artık, hemen herkes ulaşabiliyor ama insanlar sıkılıyor ve kitap okumuyor. O kadar ki görebildiğimiz, tutabildiğimiz halde kitapları okumuyor, dinliyoruz. Okumak ana eylem olmaktan çıkıp başka aktivitelerin garnitürü oluyor; yürüyüş yaparken, araba kullanırken kitap dinliyor insanlar.

Bazı gelişmiş ülkelerde insansız araçlar trafikte artık. Böylece trafik kurallarına uymama sorunu çözüldüğü gibi insanın öğrenmesi gereken becerilerden biri daha eksiliyor.

Çevreye daha duyarlı bir toplum haline geliyoruz. Online satış yapan bir süpermarket bitkisel yağ atıklarını ve pilleri siparişleri getiren personele teslim edebileceğimizi söylüyor, hemen hemen tüm marketlerde plastik poşet yerine alışveriş çantaları bulunabiliyor.

Teknoloji baş döndüren bir hızla ilerlerken, evlerimiz, işyerlerimiz, arabalarımız, telefonlarımız akıllanırken, biz azıcık alıklaşıyoruz. Aklımızı düşünmek için kullanmak yerine bilgi edinmek için kısa yollara başvuruyoruz. Kendimiz araştırmak yerine uzman görüşlerini doğru kabul ediyor, kendimiz tanımak yerine hakkında bilgi edinmek istediğimiz kişiyi tanıyan kişilerin algılarını doğru kabul ediyoruz.

Diğer yandan makinalar akıllanırken, biz duyarlılaşıyoruz.

Yapay Zeka neredeyse duygularımızı bile yaratabilecek seviyeye doğru ilerlerken biz yaratıcılığımızı kullanacağımız mekanik olmayan işlere yöneliyoruz.

Bazı felaket habercileri bizim sonumuzun makineler tarafından olabileceğini düşünüyor. Stephen Hawking ise uzayda yaşamın keşfedilmesi halinde bunun tarihin en büyük bilimsel keşfi olacağını söylüyor ve “Bu keşif bizi değişime zorlayacaktır. Evrende benzersiz bir yerimiz olduğu fikrini terkedip daha merhametli ve daha alçakgönüllü davranmaya başlayacağız,” diyor.

Melankoli filmindeki gibi için için bir yıldızın dünyaya çarparak yok olmamızı bekleyenler de var. Tüm bu dünyanın sonu ve felaket senaryolarının ana fikri insanların yok olması.

Bu noktada duyarlılaşan insanlar olarak kendimizle kavga ediyoruz. Öz nefretimiz o kadar güçlü ki içten içe yok edilmeyi hak ettiğimizi düşünüyoruz. Çünkü kendimizi suçlu hissediyoruz. Doğaya zarar verdiğimizi biliyoruz. Kendi ırkımıza zarar verdiğimizi biliyoruz.

Oysa bazılarımız doğru olanı yapmak istiyor. Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak yerine “insan” gibi yaşamak istiyor. İnsan gibi tanımı çok muğlak. İnsan demek şiddet demek mi şefkat demek mi?

İyilik mi kötülük mü? Yoksa Nietzsche’nin dediği gibi iyiliğin ve kötülüğün ötesinde mi? Mevlana’nın dediği gibi “doğrunun ve yanlışın ötesinde bir yer daha var. Orada buluşalım”.

İnsanlığı kutlamak ve kutsamak varken, neden yıkmayı ve yakmayı seçiyoruz? Şarkı söylemek, sesleri benzersizce yan yana dizmek, renklerle oynamak, dans etmek, koşmak, gülmek varken niye bizi yaşayan ölülere dönüştüren seçimler yapıyoruz? Çalışmamızın karşılığında kazandığımız kendimize ait zamana o kadar çok şey sığdırmaya çalışıyoruz ki susup kendimizi yeniden keşfetmeye vaktimiz kalmıyor. Çok acıklı bir tempoda vaktimizi tüketip, yaşadığımızı sanıyor, ölmekten korkuyoruz. Gerçekten yaşamayan nasıl ölürse artık.

Yıllar geçiyor. Hayat bambaşka bir şeye dönüşmüş. Birinin kazanması için diğerinin kaybetmesi gereken sistem yerine her anlamda kazançlı bir sisteme dönüşüyor ve biz buna şahitlik ediyoruz. Yeni bir çağ başladı, biz doğum sancılarını çekiyoruz.

Distopyalardan distopya beğenmek yerine var olandaki güzelliğe baksak ya. Ortaya çıkan paylaşımcı, kucaklayan, kolektif kültürü tanımaya odaklansak.

Kant’ın dediği gibi gerçeği olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görebiliriz.

Dünyanın kötüye gitmekte olduğu bir yalan. Şiddet artmış gibi gözükse de veriler bunu yalanlıyor. Bu haberlere bilinçli olarak daha çok maruz bırakılıyoruz. Gerginliği, korkuyu yönetmek daha kolay çünkü. Dünya hiç bir zaman olmadığı kadar güvenli bir yer. İnanmazsanız burada ve burada bulacağınız linklere bakın, rakamlar ortada.

Düşünme odağımızı, bakış açımızı değiştirelim. Baktığımız yer değişince karşınıza çıkan, gördüğümüz şey de değişecek.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!