YAVAŞLAMAK - Halimiz
VE ÖTESİ…
7 Şubat 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
14 Şubat 2019

Slow food yani yavaş yemek akımını duymuşsunuzdur. Hızın önemli olduğu çağımızda, yavaş yemek deneyimi, yediğimiz yemeğin lezzetini almamızı ve keyfini çıkartmamızı sağlıyor.

Hızlı yiyip, hızlı iş bitirip, hızlı ilişkiler yaşadığımızda kendimizi tüketiyor, içimizdeki boşluk hissini besleyip çoğaltıyoruz. İçimizdeki boşluğu doldurabilecek hiç bir yiyecek, içecek, uyuşturucu veya ilişki yok. Tüm bağımlılıklar ve bilinçsiz alışkanlıklar bu boşluk/hiçlik duygusunu besliyor. Bundan kurtulmanın tek yolu dikkatinizi oradan bilinçli bir şekilde çekmek.

Gerçekte, her moda akımın ardında bir felsefe vardır. Slow food akımının ardındaki felsefe ise şöyle: Slow food, yemek yemenin yaşamın temeli olduğunu söyler. Yemeklerin kalitesini yükseltmek ve yemek yemeğe zaman ayırmak, yaşamdan zevk almamızı sağlayacak en basit yoldur. Bu basit yol, Slow Food’un felsefesidir.

Slow Food geleneksel, sürdürülebilir ve kaliteli gıdayı savunurken; tarımı ve üretimi tehdit eden işlenmiş gıda, endüstriyel tarım ve küresel pazar kurallarına karşı biyoçeşitliliğin korunmasını amaçlar.

Slow food’un 3 temel prensibi vardır: iyi, temiz ve adil.

İyi: Yerel kültürün bir parçası olan ve duyuları tatmin eden taze kokulu mevsimsel diyet

Temiz: Çevreyi, hayvanları ve insan sağlığını tehlikeye atmayan gıda üretimi ve tüketimi.

Adil: Tüketiciler için ulaşılabilir fiyatlar ve üreticiler için adil şartlar ve ücretler.

Slow Food hareketi hakkında detaylı bilgi almak için XI. Ulusal Tarım Kongresi’nde yer alan özet bilgiye göz atabilirsiniz.

Slow food hareketi, 1986 senesinde İtalyan gazeteci Carlo Petrini tarafından başlatılmış bir entelektüel harekettir. Globalleşme ile tüm dünyaya yayılan hızlı yemek kültürünün tam tersine, yerel mutfağın korunmasını, yerel ve mevsiminde gıdalarla beslenmeyi ve böyle yaparak geleneksel ve yerel mutfakların yaşatılmasını, yerel üreticinin desteklenmesini hedefler. Yani bu hareket aslen hamburger yerine ızgara köfte, hot dog yerine sucuk yemek gibi bir mantıktan yola çıkıp, daha sonra sağlıklı yemek yeme tavrına evrilmiştir.

Slow food bedenimize iyi gelir. Çünkü yavaş yediğimizde sindirim sistemimiz sağlıklı çalışır. Ayrıca mevsim sebze ve meyvelerini yeriz.

Bu yavaş yemek hareketini, fikirler için de uygulamalıyız. Birinden duyduğumuz bir fikri hemen alelacele başkasına satmadan yani hızlıca tüketmeden önce ağır ağır sindirmeli, fikir üzerine kendi fikrimizi geliştirmeliyiz. Yavaş düşünerek, acele kararlardan dolayı uğradığımız kayıpları da, az bildiğimiz konuda ahkam kesmekten dolayı düştüğümüz durumu da, derinliğine bilmediğimiz bir konuda başkalarını manipüle etmeyi de durdurmuş oluruz. Slow food felsefesine göre hızlı olmak insanı düşüncesiz ve akılsız kılar.

Hızlı düşünmek ve karar vermek, gündelik mekanik işler için elzem olabilir ama temel kavramlar hakkında hızlı düşünmenin hiç bir faydası yoktur. Fark yaratacak eylemleri gerçekleştirmenin yolu uzun uzun düşünmekten, telaşsız yavaş düşünmekten geçer.

Yavaş ebeveynlik kavramını duydunuz mu? Pınar Mermer’in bir kitabının ismi olan bu kavram, her şeye yetişen mükemmel anne- bana olmak yerine yeterince iyi ebeveyn olmamızın yeterli olduğunu hatırlatıyormuş. Ben okumadım henüz ama fikir aklıma yattı.

Yavaş Yemek ve sonradan genişletişmiş haliyle Yavaş yaşam hareketi her şeyin hemen yapılmazsa kaçırılacağı fikrinden uzaklaşıp, bir şeyi yapmak için yeterince vakit ayırmaya odaklanıyor. Yani işi yavaşlatmak değil, aşırı hızı düşürmek çünkü aşırı hız, hazzı öldürüyor. Kendi seçiminiz sandığınız hayatınız, “yapılması gerekenler listeleri”nin yanına atılan tiklerden ve haz alamadan hızla yapılan listelerden oluşuyor. Hep bir etkinlik yaparken diğerine yetişme telaşından bahsediyorum.

İşleri 1-2 güne sığdırmaya çalıştığım ve sürekli stresli olduğum günleri geride bırakıp elimdeki işlere yeterince vakit ayırmaya başladım. İş hayatından alışkın olduğumuz hızı birazcık bile düşürmenin zihnimde ve ruhumda yaptığı pozitif etkiyi tarif etmek çok zor. Deneyin, anlayacaksınız. İşleri ertelemekten veya eksiltmekten bahsetmiyorum. Yavaşlayarak verimlileşmekten bahsediyorum.

Bir işe yeterince vakit ayırdığınızda, o işi doğru yaparsınız. Böylece dönüp hatalarınızı düzeltmeniz gerekmez. Buna harcayacağınız vakti, işi doğru yapmaya harcamaktan, telaşsız, acelesiz çalışarak, sakince işleri bitirmekten bahsediyorum.

Yavaş yaşam, yaşam kalitesini artıran bir harekettir. Yavaş yaşam her anlamda sağlıklı olmanızı sağlar. Acele ettiğimizde yaşadığımız stresin kaybolması bile başlı başına sağlığımızı korur çünkü bir çok hastalığın sebebi strestir.

Yavaş yavaş, tadında yaşadığınız güzel günler için dünden ve yarından özgürleşmeniz gerekir. Yavaş yaşam şimdiyle ilgilenir: Daha verimli, sağlıklı ve tatminkar bir hayat için yavaşlayın; düşünsel ve fiziksel dinlenmenin diğer tüm faaliyetler kadar önemli olduğunu hatırlayın.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!