YAŞARKEN - Halimiz
BAĞIRSAK SAĞLIĞI VE FOODMAPLER
7 Şubat 2019
PARA MI? BOLLUK BEREKET Mİ?
7 Şubat 2019

Herhalde, “Bireyin hayatı boyunca duyumsayabileceği en büyük noksanlık nedir?” diye sorsak, genel olarak alacağımız cevap “Sevgisizlik” olurdu. Sevgi, dünyaya gelmiş her ruhun, varoluşunu güven ve tatmin duygusu içerisinde devam ettirebilmesinin temel unsurudur. Sevgi her türlü noksanlığı ihtiyaç sıralamasında ikincil plana attıracak bir tür dindirici merhemdir. Peki o halde, pek çok varlığın ilk kez karşılıksız sevgiyi deneyimlediği alan olan ailesiyle bitmek bilmeyen çekişmesi nedendir?

Eli ayağı kendisini idare etmeye ve derdini ifade edebilmeye başlayan her birey bir noktada büyükleriyle çelişmeye başlar. Küçük, büyüğün kendisine sağladığı imkân, konfor, koruma ve kucak dolusu sevgiden bağımsız olacak şekilde onu “yetersiz, noksan, eksik, anlaşılmaz” görmeye başlar. Bu, her ne kadar o şekilde yorumlanabilecek olsa da aslında bir minnetsizlik veya nankörlük tezahürü değildir. Bu aynı şekilde, artık küçüğün büyüğe sevgi duyumsamaması filan da değildir… Bu tamamen büyümeye çalışmanın bir işareti ve kendisini geliştirmek adına aslında köklerine dönüp, belki de hayatı boyunca uğraşması, acı çekmesi, sindirmesi ve tamir etmesi gerekecek asıl meseleleri görmemek için bulunmuş rasyonel bir paravandır.

Küçük, köklerinin değerini görmemek ve hatta, oradan kaynaklanan büyük sevgiyi büyümenin acımasız doğası gereği azımsamak zorundadır ki ilgisini dışarıdaki hayata yöneltsin ve başka meseleleri ve yabancı kimseleri içselleştirmeye, sevmeye, baş tacı etmeye başlasın. Ancak ne acıdır ki bu dışarıda geçirilen hayata ayrılan süre neredeyse sınırsız ve oradaki uğraş ve kimselere atfedilen değer de akılsızcadır. Çünkü birey çok ileride bir gün “Çok saçma şeylere zamanımı harcamışım”, “Ederi beş paralık kişiler için ailemi üzmüşüm” diyecektir. Fakat biricik ve eşsiz bir varlık olabilmek, karakterini köklerinden bağımsız bir şekilde tanımlama ihtiyacını tatmin etmek, hemen hemen herkes için böyle savruk bir süreci yaşamayı da gerektirir.

Birey dışarıdaki “özgün isyan” ve “tutkulu hovardalık” dönemini bitirdiğinde ise kendisini bir zamanlar çok tü kaka ettiği yuvasında, ailesinin yanında bulur. Artık kendisine yöneltilen uyarıların çok küçüklüğünden itibaren tamamen onun lehine olduğunu idrak edecek ve sakınması gereken insan tipolojilerinin ve konu içeriklerinin de gerçekten fuzuli olduğunu bilecek olgunluktadır. Evet, olgunlaşmıştır ve kazandığı deneyim yaşam planı açısından paha biçilemez bir değerdedir ama tüm o dışarıda olduğu, ailesinden kaçınmayı seçtiği dönemde de çok önemli oranda bir sevgiyi ıskalamıştır. Belki harcamış olduğu ve geri döndürülmesi mümkün olmayan zaman için bile hayıflanmayacaktır ne de olsa artık yaşantısının devamında odaklanması ve çözmesi gereken bireysel konuların ona, ailesinin içerisinde yıllar önce çeşitli vesilelerle ayan edilmiş olduğunu anlayacak ve bu sayede, kökleriyle olan münasebetlerindeki sıkıntıları dikkatle irdeleyerek kişisel gelişimini tamamlamayı umacaktır.

Peki ya dışarıda kendisini ararken ebeveynlerinden alamadığı o çıkarsız, saf sevgiye ne olmuştur? Ne yazık ki çok ama çok uzun bir süre reddedilmiş ve rafa kaldırılmıştır. Dahası o sevginin kaynağı olan ana baba da zamana karşı koyamayıp, doğanın gereği yaşlanmıştır. Çok fazla sayıda içsel çatışma ve badireden geçmiş olan küçük ise büyüdüğünde ve büyüklerinden kaçınmak yerine onlarla birlikte olmak, onların gölgesinde kendisini ve hayatı tanımak istediğine karar verdiğinde bunu yapmak için az bir zamanının kaldığını acı bir şekilde idrak eder. Hakiki sevgi trenine geç binilmiş, seyahat güzergahı da ne kadar bilindik olursa olsun yolculuğa beraber çıkılmış olan kişiler, varılacak olan son durağı hep birlikte göremeyecektir…

Sevginin hiçbir türü ama özellikle de aileden kaynaklı sevgi heba edilecek bir olgu değildir. Değildir çünkü büyükler bir gün bu dünyadan göçecek ve telafisi mümkünatsız bir özlemi de geride kalanlara yaşatacaktır. İşte bu yüzden, köklerimizi gençlik heveslerimizle baltalamak yerine, onların sevgiyle yeşermesini sağlayacak şekilde erken yaşlardan onları minnetle kucaklayacak şansa sahip olmayı, ailemizi kaybettiğimizde onların ne kadar değerli ve sevgilerinin de yerinin ne kadar doldurulamaz olduğunu pişmanlık içinde anlamayacak bir şekilde onlara hayatımız boyunca yakın olmuş ve sevgileriyle demlenmiş olmak için dua etmeliyiz…

 

 

mm

Zeynep Bugay

21 Haziran 1979 Ekinoks doğumlu olan Zeynep Bugay, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. Yapım firmalarında, PR ve Reklam şirketlerinde metin yazarlığı yapmıştır. Aynı zamanda, Kozmoenerji Progressor'u ve Karma Astroloji öğrencisidir. Her türden ilişkiyi yazı yoluyla irdeleyerek kendisine ve mensubu olduğu kolektife farkındalık sağlamak suretiyle hizmet etmek istemektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!