YAŞANACAK TEK BİR HAYAT - Halimiz
YAŞANACAK TEK BİR HAYAT 2
ANKARA’DA SANAT VAR ÖYLE GÜZEL Kİ…
9 Kasım 2017
YAŞANACAK TEK BİR HAYAT 3
KÖPRÜDEN GÖRÜNEN MANZARA
9 Kasım 2017
YAŞANACAK TEK BİR HAYAT 4

 

“Eğer yaşanacak tek bir hayatımız varsa, onu hiç yaşamamış da olabiliriz.”

~ Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği, Milan Kundera

 

Ben hayatımda başıma gelen şeylerin ne anlama geldiğine bakarım. Keşke şu olmasaydı, bu olmasaydı demek yerine başıma geleni kabul edip, bundan kendimle ilgili ne öğrendiğimi anlamaya çalışırım.

Başkalarının başına gelen olaylarının mesajını daha açık görürken kendi başıma gelenleri anlamlandırmam o kadar kolay olmaz. Çünkü dağın tepesini görebilmek için uzaklaşmak gerektiği gibi bütünü görebilmek için mesafe almak gerekir.

Keşke olmasaydı diyebileceğimiz sayısız şey meydana geliyor her an.

Bir gün işten çıkıp bir kaç tek atıp eve dönerken, evin hemen yakınındaki büfeye uğrayıp sigara almamaya karar vermiş olsa karşıdan karşıya geçerken şehir içinde aşırı hızla giden araç ona çarpmayacak, sekiz ay yoğun bakımda kalmayacak, yoğun bakımdayken ayakları kangren olduğu için kesilmeyecek, yeniden konuşmayı ve yürümeyi öğrenmek zorunda kalmayacaktı.

O gün evden çıkıp motosiklete binmeseydi, solundaki arabanın kendisini fark etmeyip sağa kırması sebebiyle motosiklet kazası geçirmeyecek, havada takla atıp tüm kaburgalarını kırmayacak, dört ve beşinci omurlarını incitmeyecekti.

 O akşam uzun süreli hastalığına inat çivi çiviyi söker deyip gece dışarı çıkıp sabah kadar içmeseydi,  sabaha karşı acile kaldırılmayacak, aylarca yoğun bakımda yatmayacak, yoğun bakımdayken hayati organları iflas etmeyecek, uyandığında eksilmiş organlarıyla yaşamak zorunda kalmayacaktı.

 Beş arkadaş, mezuniyetlerinden 30 sene sonra,  New York’a gidip, o güzel sonbahar günü bisikletle gezmeye karar vermemiş olsalardı, şu an hayatta olacaklardı.

Ya da tersi, bazen bir anda o kadar doğru şeyler yaparız ki yaptığımız şeyi ya da başımıza geleni şans olarak nitelendiririz. Bazen de ucuz kurtuluruz yani riskli bir durumdan az veya sıfır hasarla çıkarız.

O gün karşıdan karşıya geçerken bir an için sola yeniden dönüp bakmasaydı, ayaklarının ucunu sıyıran araba üzerinden geçip gidecekti.

 O gün işe giderken geciktiği için bomba patlayan yerde değildi. 5 dakikayla kurtuldu. İnanılmaz.

 Uçağı kaçırıp bir sonrakine bilet almasaydı, aşık olacağı adamla hiç tanışmayacaktı.

Sliding doors (Rastlantının Böylesi) filminin ana teması buydu.  Bir kadının bir treni yakalayıp kaçırması aşk hayatını, iş hayatını bambaşka şekillerde değiştiriyordu.

Hayatımızı filme alabilsek ve diğer ihtimalleri görebilsek tam da filmdeki gibi olurdu.

Ancak ne kadar üzerine düşünsek de bizim şu anki bilgimiz bize diyor ki tek bir hayatın var ve hayat meydana gelmemiş ihtimaller üzerine konuşulamayacak kadar kısa. Her ne olduysa ondan öğreneceğini derhal öğrenip bir sonraki derse geçmen gerek yoksa hayat  öğretmek istediğini öğretene kadar şiddetini artırarak benzer deneyimler yaşamanı sağlar.

Bu arada kafana dank etmesi için illa ki travma yaşaman gerekmez. Bazen bir kitaptaki bir cümle, bir filmdeki replik, gördüğün bir resim, metroda karşına çıkan bir sokak müzisyeni, arka sokakta bulduğun bir sahaf fark etmeni sağlar.

Bu hayat senin hayatın ve sadece bir kez yaşayacaksın. İster tadını çıkart ister söylene söylene kendine ve etrafına zehir et, ister günü yaşa ister geçmişe takılıp kal, ister gelecekten korkarak hareketsiz kal. Ne olursa olsun bu hayat bitecek ve sen kendin olarak sadece bir kez yaşayacaksın.

Hani yaşam koçları, motivasyon konuşmacıları filan hep diyor ya, seni diğerlerinden farklı yapan özelliğini bul, biricikliğini kutla, çok çalış, çevreni kullan, akıllı ol ve başarılı ol.

Ben diyorum ki başarının formülü  olabilseydi herkes bir “nasıl başarılı olunur” kitabı alıp, ne olmak istiyorsa olurdu.

Ben diyorum ki şimdilik ne olmak istediğini bırak bir kenara, kim olduğunu anla ve onu kutla.

Meydana gelmemiş olasılıklara ne hayıflan ne de  sevin. Sadece yaşadığın deneyimi anla. Ne yaşadım ben? Ne öğrendim? Bana ne faydası oldu? Bana ne zararı oldu? Beni nasıl etkiledi? Ne hissettim? Nasıl davrandım?

Bu ve benzer soruları her an sor kendine. Bu yaşadığın hayatın tek amacı kendini bilmektir bence.

Kimseye benzemek zorunda değilsin. Kimseden iyi olmak, kimseden başarılı veya zengin olmak zorunda da değilsin.

Kendinin en iyi versiyonu olmaya çalışarak, potansiyelini açığa çıkart.

Başkalarının sözlerine biraz kulağını kapatıp kendi sesini dinle.

Kılavuzun iç sesin olduğunda hayat anlam kazanır.

Kendin olma cesaretini göster. Gerisi boş.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!