YARALI BİLİNÇ - Halimiz
SÜKUNET
21 Mart 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
28 Mart 2019

Analitik düşünceyi dünyaya Batılı filozoflar öğretmiş olsa da Doğu’nun filozofları inançları anlamamıza yardımcı olmuştur. İranlı düşünür Daryush Shayegan, geleneksel toplumlarda ortaya çıkan kültürel şizofreniyi, Batıcılarla Doğucular arasındaki ezeli kavgayı eserlerinde ve konuşmalarında başarıyla anlatmıştır.

Daryush Shayegan, 2 Şubat 1935’te İran’ın Tebriz şehrinde doğdu. Annesi ile teyzesi aralarında Gürcü dilinde, babası ve annesiyse birbiriyle Türkçe konuşurdu. Shayegan bir Fransız okuluna giderek Fransızca öğrendi. Okulda Ermeniler, Asuriler ve Yahudilerle tanışarak onların dinini tanıma fırsatı buldu.
Daryush Shayegan, 1951 yılında ilk seyahatini İtalya’ya yaptı, ardından İsviçre ve Paris’e gitti. Liseyi İran’da bitirmemeye karar verdi ve 15 yaşındayken İngiltere’ye gitti. Dört yıl sonra Cenevre’ye tıp okumaya gittiyse de bir dönem sonra bıraktı. Beşeri bilimler, sanat ve edebiyat onun vazgeçilmezi haline geldi. Hayatı boyunca okudu, yazdı ve ders verdi.

En bilinen kitabı olan “Yaralı Bilinç”, İslamcı zihinlerin geri kalmış toplumlarda nasıl kalıcı yaralar açtığını ortaya koyar. İlk basımı 1989 yılında yapılan kitap, Türkçe’ye 1991 yılında Haydun Bayrı’nın çevirisiyle Metis Yayınları tarafından kazandırıldı. Shayegan’ı okuyunca tüm dünyada devam eden Doğu-Batı nefretini daha iyi anlarsınız.

İslamcıların tarihi koordinatlarının bambaşka olduğunu belirtir Shayegan: “Zamanın değiştiğinin farkındalar, dünyanın dönüştüğünün farkındalar ama durmadan kendini yenileyen üretim biçimlerinin kendi yokluklarında gerçekleştiğini düşünürler” diye yazıyor ünlü filozof. “Onlar hep başkalarının kurbanıdır. Başlarına gelen tüm belalar denetleyemedikleri güçlerden (bazen kalleş İngiliz’den, bazen komünist Sovyetler’den ve çoğu kez de menfaatçi Amerika’dan) gelmektedir. Oysa onlara en modern araçları verseniz, bolca petro-dolarları ve hatta demokratik çağın en hoşgörülü fikirlerini sunsanız, birkaç ay içinde dünyanın en baskıcı aygıtını kurarlar” diye tarif eder İslamcıların iktidarını.

Başta kendi ülkesi olmak üzere tüm dünyadaki İslamcıları eleştirirken lafını esirgemez. Geçmişin solcuları nasıl başlarına gelen her musibetin sorumlusu olarak emperyalistleri suçladıysa günümüz İslamcıları da aynısını yapıyor der. Ellerindeki kutsal kitap Kur’an’ın bir dünya cenneti kurmak için yeterli olduğunu ama Batılıların buna izin vermediğine o kadar inanmışlardır ki tekniği ve ateşli silahları, telefonları ve son model arabaları alıp, laikleştirici ve rasyonel düşünmeyi sağlayıcı her şeyi ellerinin tersiyle itmekten çekinmiyorlar. Bu da onları girişimci bir kapitalist, ateşli bir İslam milliyetçisi ama kadın haklarını ve güzel sanatları (mesela resim ve heykel) tamamen dışlayan bireyler haline getiriyor.

İslam dünyası işte bu yüzdendir ki Avrupa’daki üç büyük olaya (keşiflerle deniz yollarının bulunması, rönesans ve reform) tamamen seyirci kalmıştır. Reform Avrupa halklarını kilisenin boyunduruğundan ve mutlakiyetçilikten kurtarırken, matbaanın bulunuşu bilgiyi demokratikleştirmiş ve yaymıştır. Doğu halkları bu gelişmelere kayıtsızdır. “Bunun nedeni belki de bu hareketlerin hepsinin Hıristiyan dünyasında vuku bulmaları ve sonuç olarak İslam’ın zihinsel savunmasının onlara tüm kapıları kapamasıydı diye belirtiyor” Shayegan.

İçinden çıktığı dünyaya sorular sorarak çağrılar yapmayı da ihmal etmez Daryush Shayegan. “İslam Avrupa’yı reddetmek yerine bazı Asya halkları gibi söz konusu Avrupa’yı özümlemek ve belki de aşmak amacıyla alçakgönüllü bir öğrenim devresini neden kabul etmez” diye sorar kitabın bir yerinde. Benzer başka çağrıları da vardır: “Dünyanın İslam ile başlayıp İslam ile bittiğini telkin eden o baş döndürücü benmerkezcilikten kurtulmak gerekmektedir.” İslamcıların devletin başına geldiği zaman ortaya çıkan katı otoritenin kaçınılmaz olduğunu savunur ve şöyle der: “Devleti ve toplumu örgütleyen bir yasa olarak (iktidar) belirdiği zaman her dinin (sadece İslam değil) gericileştiğini düşünüyorum.

Dünya düzenine şöyle bir baktığımızda ticareti, kültürü, sosyal alanları, sanatı ve ekonomiyi düzenleyen tüm küresel kurumların (BM, NATO, UNESCO, IMF, NATO, NOBEL Ödülü, OSCAR) Batılılar tarafından oluşturulduğunu görürsünüz ve bunların yerine Doğu’nun koyabileceği elle tutulur tek bir organizasyon yoktur. Bilimsel ve eleştirel kafayı birlik ve beraberliğe kasıt olarak gören, bu yüzden özgür basını ve sanatı dışlayarak meraksızlık ve vurdumduymazlığı toplumsal bir davranış biçimi haline getiren İslamcılar, sahip oldukları kültürel kodlarla önümüzdeki yüzyılda da dünya üzerinde hatırı sayılır bir düzene sahip olamayacaklar. Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın sırf devleti eleştiren yazılar yazıyor diye kendi ülkesinin konsolosluğunda öldürülerek parçalara ayrılmasına ülkesi içinden tek bir tepki gelmemiş olması buna iyi bir örnektir. Suudi gazetecinin hakkını en iyi savunanlar, ülkesindeki Batı karşıtlığına rağmen yine Batılı ülkelerin aydın ve yazarlarıdır.

Kendi ülkelerinde her fırsatta Batı’yı suçlayanların kendilerine tanınan ilk fırsatta Avrupa ülkelerine sığınmak istemesi de yukarıdaki ikilemi ve ikiyüzlülüğü doğruluyor. Yapılan araştırmalar İslam’ın şartlarını Müslüman ülkelerden ziyade Avrupa’da yerine getiren dindarların daha mutlu olduklarını gösteriyor. Bu durumu şu cümlelerle anlatıyor Shayegan: “Kendilerinden o kadar övgüyle bahsedilen İslam ve şeriatın harika şeyler olduğu kesindir ama Avrupa’da kalmak şartıyla. Kısasa kısas yasalarından uzakta, aceleci dini mahkemelerden uzakta, sudan sebeplerle kadınları gözaltına alıp kırbaç zoruyla ders veren çevik kuvvetlerden uzakta, sıkılmış ve kalkmış yumruklarıyla dünyadaki her şeyi kınayan isimsizler güruhundan, bu suratsız yığınından uzakta olmak şartıyla…”

Modernizm Hıristiyanlığın ve otoritenin eleştirisinden doğmuştur. Batı medeniyetinin ve liberal kapitalizmin temeli budur. Yalnızca İslam değil yeryüzündeki hiçbir başka din böyle bir eleştirel süreci yaşamamıştır. Böyle olduğu içindir ki güzel olan şeyler aşağılanır, duygulara hitap eden işler reddedilir ve totaliter rejimin milliyetçi tavırları yüceltilir. Kadınlara miadı dolmuş töreler dayatılır. Cinsellik toplumsal yaşamdan kovulur. Tüm ülke bir zamanlar Sovyetleşme olarak tanımlanan katı otoriter bir yönetime alışmaya zorlanır. Rejim tüm eğitim kurumları ve hukukla birlikte İslamileştirilir ve buna uygun davranmayanlar hainlikle, bozgunculukla, teröre destek vermekle suçlanır. Kısacası moderniteyle bağlantısı olan tüm kişi ve kurumlar yerleşik düzenden uzaklaşır veya uzaklaştırılır. Herkes korkmaya ve içine kapanmaya başlar. İçkiler evde üretilir, giysiler evde giyilir, başörtüsü moda haline gelir, örf, adet ve dinsel hükümler hukukun yerine geçer, devlet ekonomisi serbest ekonomiyi yok eder. Din ticarileşir ve yavanlaşır, üniversiteler siyasal bir alan haline gelir ve bilimsellik bir ayrıntı olarak küçülür.

Yıllarca ülkesinden uzak kalmış bir adam İran’a geri döndüğünde Tahran Havaalanı’ndan çıkıp taksiye biner. Yarı yolda şoföre tütüncüde durmasını söyler. “Tütüncüde ne yapacaksınız beyim?” diye sorar şoför.

“Ne mi yapacağım ? Sigara alacağım.”

“Sigara mı ? Sigarayı camide satıyorlar.”

“Camide mi ? Yahu camide ibadet edilmez mi ?”

“Yanlış beyim ! İbadet için üniversiteye gidilir.”

“Peki o zaman eğitim-öğretim nerede yapılıyor ?”

“Eğitim cezaevlerinde yapılıyor beyim.”

“Cezaevleri hırsızların yeri değil mi ?”

“Yanlış beyim. Hırsızlar her yerdeler.”

Daryush Shayegan büyük bir altüst oluşu anlatan bu İran örneğini vererek İslamcıların kurumları nasıl işlevsiz hale getirdiğini vurguluyor.

Ama her ne olursa olsun diyor Shayegan, “İslamileşme zekayı ikna edemez.”

Bugün tüm dünyada ikna olmayan milyonlarla zorla veya gönüllü olarak otoriterleşmeye ikna edilen milyonların mücadelesi var. Modern dünyanın, eleştirel düşüncenin ve demokrasinin kazanabilmesi için uygarlığın kendi geleceğinde birleşip hem yasal hem de toplumsal önlemler alması şart. Nazizmin yasaklanması ne kadar doğruysa İslamcılığın yasaklanması o kadar doğru olacaktır.

Dariush Shayegan’ı geçen sene, 22 Mart 2018’de kaybettik. Cenazesine onbinlerce kişi katıldı ve Tahran’da büyük yazar ve sanatçıların defnedildiği Beheşte Zehra Mezarlığı’na gömüldü.

Kitapları bize yol göstermeye devam ediyor.

 

mm

Murat Erdin

Murat Erdin 1968'de İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'nden sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdi. Gazeteciliğe 1990 yılında başladı. Radyolarda ve televizyonlarda çok sayıda programa imza attı. Halen yazar ve öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!