Yabancılaşma - Halimiz
An American Hero
27 Temmuz 2017
Deprem
27 Temmuz 2017

 

“Dayanmak zormuş meğer
Sonu belli oyunlara
Reddetmeye gücün yoksa eğer

Oysaki özgürlüğü seçmek
Başka vücütlar sevmek
Bir şehri tam kalbinden
Beyninden vurup gitmek
Var aklımda bir yağmur
Çok uzaklardan çağırıyor
Gelirsen severim diyor”

~ Teoman, Yağmur

Ait değil gibi hissetmektir yabancılaşmak. Bu bazen tüm çocukluğunu geçirdiğin okuldur, bazen eskiden oturduğun mahalle, bazen gençken tam kalbinden vurup gittiğin şehirdir.

Yabancılaşma şöyle başlar. Önce eskiden evinde gibi hissettiğin yerde hafif bir huzursuzluk duymaya başlarsın. Adını koyamadığın bir nahoşluktur.

Sonra o eskiden huzur veren cadde bir sakil gelir. Sokakların darlığı içini daraltır, park yeri olmamasını artık yürümek için fırsat olarak görmezsin.

Eskiden bayılarak gittiğin bara 10 sene sonra gittiğinde aslında mekanın ambiyansını değil de birlikte gittiğin insanlarla aranda eskiden var olduğunu düşündüğün bağı özlediğini fark etmektir yabancılaşmak.

Ergenlik arkadaşlarınla yıllar sonra bir araya gelip kendini halen aynı ergen muhabbetini yaparken bulduğunda hissettiğindir bazen de kendine yabancılaşmak.

Çocukluk algın bambaşkadır. Çocukken koskocaman gelen evlerin aslında büyük olmadığını fark ettiğin an büyümüşsündür. Küçükken dev gibi gelen insanların cüceliklerini gördüğünde yaşadığın hayal kırıklığının adı büyümektir. Çocukluk kahramanlarına yabancılaşmışsındır.

Bazen de kendi diline yabancılaşırsın. Bir toplantı esnasında kullanılan mesleki jargon başka bir lisanda ise kurmaya çalıştığın öz Türkçe cümleciklerle kalakalmaktır yabancılaşmak.

Bazen arkadaşlarınla birlikte tatile gidersin. Tatilde her birinizin kafası başka beklentilerde, farklı tatil arayışlarındadır. Biriniz sabahları erkenden kalkıp spor yapma derdindeyken beriki akşamüzerine kadar odadan çıkmadan kitap okumak isteyebilir, diğeri ise sabahlara kadar kumar oynayıp kahvaltıya Blushla başlayabilir. O an yabancılaştığın, örtüşmeyen beklentilerinizdir.

Bazen bir restoranda tiramisuya  yabancılaşırsın. O kadar fazla yerde o kadar çeşitli yorumlanan bu masum tatlının orijinaline yabancılaşmışsındır.

Bazen o kadar çok araba kullandığın bir yaşam tarzına girersin ki biri hadi eve kadar yürüyelim dediğinde yürümeye yabancılaşırsın.

Bazen de bir şeyi fazla yapmaktan, ona yabancılaşırsın. Mesela o kadar çok gece dışarı çıkarsın ki artık eğlenceden ziyade görev haline gelmiştir gece gezmeleri. Sadece alışkanlıktan yapar hale gelmişsindir. Eğlenceye yabancılaşmak budur.

Günümüzde pek çok kez “tükenmişlik sendromu” sebebiyle işten ayrılmalar duyuyorum. Bu, işine yabancılaşmaktır. Yapmakta olduğun bir şeye alışkanlık penceresi dışında bir pencereden baktığında, konfor alanı dışına çıktığında bir şekilde yapmakta olduğun iş önemini yitirebilir. Yeterince iyi bir mesafe alırsan yeniden mana da kazanabilir. Yabancılaşma topyekun kötü bir şey değildir. Her zaman için nahoş bir his de değildir.  Geri döndüğünde daha verimli, daha güçlü de başlayabilirsin işe.

Ama şimdi bahsedeceğim yabancılaşma bambaşka bir şey.  Ülkene, insanına yabancılaşmak. Çocukluktan beri doğru bildiğin değerlere yabancılaşmak.

Örneğin eskiden kapılar açık uyurken veya 6 yaşında bakkala tek başına giderken ailenin endişelenmek zorunda kalmadığı çocukluk günlerine yabancılaşmak.

Çocukluğunun geçtiği mahallelere yabancılaşmak. Eskiden misket oynadığın apartmanın yanındaki boş arsada artık 50 katlı rezidans olmasını garipsemektir.

Mezun olduğum ilkokulumun yerine çarşı merkezi yapılmış, ortaokul ve lise binalarının yerinde yeller esiyor, gençken kitap aldığım sokak kitapçıları ve müzisyenleri ile dolu cadde nargile kafeler ve uluslar arası kahve zincirleri ve hızlı yemekçilerle dolmuş. İşte böyle düşündükçe “bizim zamanımızda var ya… ” diye başlayan cümleler kurarken buluyorum kendimi. Kendi hayalimdeki orta yaşıma yabancılaşıyorum.

Ama en önemlisi kültürüme yabancılaşmak. Tanımadan kapısını yabancılara açan Anadolu insanının kentte zorba kasabalıya dönüşmesine, nobranlığına yabancılaşıyorum.

Kendi ülkemde artık kendimi bir yabancı gibi hissediyorum. Çünkü bana benzeyen insanların sayısı gün be gün azalıyor.  Yaşam alanlarımız daralıyor. Gittiğimiz yerler yıkılıp, yerine yenileri yapılıyor. Dış görünüşü bana benzeyen insanlara da yabancılaşıyorum çünkü onlarda da bir vurdumduymazlık, duyarsızlık, kabalık var gibi geliyor. Ülkenin ve toplumun durumuna kendilerini uyumlayamadıkları için çözümü tüm bunları unutturacak bağımlılıklarda (alkol, alışveriş, spor, internet, tv…) bulan yakınlarımın sayısı çok. Tüm gençliğimi dolduran bu soruna katlanabilmek için gerçeklikten kaçma duygusuna yabancılaşıyorum.

Ama en çok sokağa yabancılaşıyorum. Eskiden bana ait olan, yürüdüğüm, keyif aldığım, yolda gördüğüm yüzleri sevinçle izlediğim rengarenk insanlara ev sahipliği yapan sokakların gitgide asıklaşan, tek tipleşen yüzüne yabancılaşıyorum.

Toplu taşımaya bindiğimde veya kozmopolit semtlere gidip ücretsiz bir aktiviteye katıldığımda hissettiğim yabancılık hissi başka bir kültürün gelip de kültürümün üstüne konuvermesi gibi bir şey. Ali Kuşçu Uzay Gözlem Evinin kapısında ayakkabı çıkarılarak içeriye giriliyor mesela. Vaktinde kalkmayan şehirler arası otobüs, ineceği durağı muavin uyuyakaldığı için kaçıran yolcuların şoför tarafından azarlanıp “n’olmuş uyumuşsa, insanlık hali” diye gerekçelendirildiği bir tuhaf vasatlar topluluğuna dönüşmemize yabancılaşıyorum.

Herhangi bir olayda haksızın haklıyı cazgırlıkla susturması filan hep bambaşka bir kültürün izleri. En olmadık kabahatlerin ve suçların dahi ben yaptım oldu diyerekten hayatımı örselemesinden yılıyorum. En basit insani gereksinimlerimi gidermek için bile mücadele etmek zorunda kalmaya yabancılaşıyorum.

Dayatılan yeni kültürle ülkeme yabancılaşıyorum.

 

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

1 Comment

  1. Kemal gülseten dedi ki:

    Çok faydalı buldum
    Tebrikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!