VE ÖTESİ... - Halimiz
YOLSUZLUK ALGISI GELİŞMEMİZİ OLUMSUZ ETKİLİYOR!
7 Şubat 2019
YAVAŞLAMAK
7 Şubat 2019

Bir önceki yazımda bahsetmiş olduğum beden farkındalığı konumun üzerinden 1 yıl geçti. Bu bir yıl boyunca çeşitli sebeplerden dolayı yazamamış olmaktan ötürü öncelikle Halimiz okurlarından özür diliyorum. Bu yazıyı daha iyi anlayabilmeniz için de bir önceki yazıyı okumanızı öneriyorum.

Ve Ötesi…

Beden farkındalığı çalışmalarının fiziksel gelişime etkisi önemli bir konu olmasına karşın, bunun sadece fiziksel bedeni daha iyi bir hale getirmesi üzerine yoğunlaşmak, dalgaların sürekli yaladığı bir kumsala, hiç yıkılmayacağına inandığımız bir kumdan kale inşa etmeye benzer. Çok uzun yıllarımı (saatleri toplayıp yıla vurduğumuzda 25 yılın 5-6 yılı diyebiliriz) fiziksel bedenimi daha da geliştirmeye adadıktan sonra bir gün öyle bir noktaya geldim ki, emeğimin tamamını günün birinde sona erecek, geçici bir duruma yatırıyor olduğumu gördüm. Bunu fark ettiğim zaman, hala geliştiremediğim bir ton fiziksel sıkıntım vardı. O gün ilk defa şunu fark ettim ki, ne kadar emek verirsem vereyim ve ne kadar iyi hale gelirsem geleyim, bu beni bir gün ölecek olma gerçekliğinden kurtaramayacak. Böyle bir gerçeklikle bir kez dahi temas ettiğinizde, geriye zamanınızı, emeğinizi ve çabanızı odaklayacağınız tek bir nokta kalıyor; anlayışınızı ve kavrayışınızı derinleştirerek kalıcı bir bilgelik geliştirmek.

Engelli Hakları Size Güvenlik Sağlamayacak

Toplumumuzdaki birçok insan, kendilerine yapılan haksızlıklar karşısında cephe alarak, maruz kaldıkları haksızlıkları eleştirmenin ötesine geçemiyor. Sorun bulmada çok başarılı bir toplum olmamıza karşın, iş, çözüm bulmaya geldiği zaman bu başarıyı devam ettirebilen bir toplum değiliz. Bu durum, doğal olarak, engelli insanların problemleriyle olan etkileşimlerinde de bu şekilde seyir ediyor. Zor durumda olan birçok insanın, son umutlarını devletin sağladığı imkânlara ve haklara bağlamış olmalarını anlayabiliyorum. Kendi imkanları olmayan, bakılmaya ve ömür boyu desteğe muhtaç insanların bu desteği devletten beklemeleri kadar doğal bir durum yoktur. Ancak sosyal politika dediğimiz olgu, para değil, anlayış meselesidir.

Avrupa’daki birçok ülkede engelli hakları, belli bir anlayış üzerine kuruludur. Verilen haklar, ayrıcalık yaratmak amacıyla veya bir lütuf olarak verilmez, zaten verilmesi gerektiği için verilir. Bizim ülkemizde ise verilen ve verilmeye çalışılan bu haklar, belli bir anlayışa oturmamaktadır. Türkiye’deki engelli haklarının, zaten gerekli bir şey olduğu için verilmesinden ziyade “pozitif ayrımcılık” yaratma anlayışıyla verildiğini düşünüyorum. Ben bu anlayışı yeni nesil, modern bir sadaka verme anlayışıyla eşdeğer tutuyorum. Doğru, haklar veriliyor ancak ne devlette ne de toplumda doğru anlayış olmadığı için verilen bu haklar engelli insanların topluma kaynaşabilmesini sağlamıyor. Geçmişten günümüze kadar verilmiş olan bu haklar doğru anlayışın ve bakış açısının üzerine oturtulmuş olsaydı, günümüz Türkiye’sindeki engelli profili birçok açıdan çok daha dinamik, çok daha üretken ve toplumun diğer kesimleriyle çok daha kaynaşmış bir yapıya sahip olabilirdi. Yanlış hedefler ve anlayışlar üzerine kurulan haklar ve bu haklarla oluşturulan bir sistem, size güvence veremez. Yine de, büyük resme baktığımızda engellileri tehdit eden asıl problemin verilen haklar olmadığını da görüyoruz. Var olan ve büyüme potansiyeli daha fazla olan asıl problem, engellilerin topluma tutunabilmek için hangi yönteme başvuracakları ve hızla değişen bu dünyada, kendi yetkinliklerini nasıl güncel tutacakları.

Endüstri 5.0, 6.0, 7.0 Bangır Bangır Geliyor

İçinde bulunduğumuz dünyanın değişim hızı, bundan 50 yıl öncesine göre inanılmaz arttı. Martin Cooper, 1973 yılında tuğla büyüklüğündeki ilk telefonu icat ettiği zaman, bu aletin küçülerek cebe girebileceği ihtimalini düşünebilmek için çok da zeki biri olmanıza gerek yoktu. Ancak bugünkü durum çok daha farklı. Elon Mask’ın verdiği röportajlardan birinde “Eskiden ne bilmediğimizi biliyorduk ve buna göre adım atabiliyorduk. Bugün ise ne bilmediğimizi dahi bilmiyoruz” demesi, aslında bu değişimin düşündüğümüzden çok daha hızlı olduğunun en büyük kanıtlarından biri. Bu tespit bize, bugüne kadar tecrübelerle ve kümülatif bilgililerle desteklenerek gelen bütün doğruların, yakın bir gelecekte tarih olabileceğini gösteriyor. Durumu kişi bazında ele alacak olursak, insanların yıllarca büyük emekler vererek kazandıkları tecrübeleri ve kabul gören kabiliyetleri, ekonomik ve teknolojik sistemdeki yeni bir güncellemeyle yerle bir olabilir. İnsanoğlu, her hareketinde, her kararında, her yatırımında ve hatta her düşüncesinde dolaylı olarak güvenliği arıyor. Bu güvenliğin gerçek mi yoksa sanrı mı olduğu apayrı bir yazının konusu ancak insanlar güvenliği hiçbir şekilde bulamayacaklarını fark ederlerse bu, büyük bir kaosu da beraberinde getirebilir.

Tabiki de bu durum, engelli insanları ve engelliliğe aday olan pek çok insanı pek çok yönden etkileyecektir. Teknolojik gelişmelerin yönüne ve hızına baktığımızda, önümüzdeki 40-50 yıl içerisinde, gelişmekte olan ülkelerdeki mavi yakalı işçi sınıfında çok büyük bir daralma olacağını öngörmek mümkün. Bu mavi yakalı işçi sınıfına, mesleki eğitim yolu ile meslek sahibi olup, işgücüne katılan engelliler de dahil oluyor. Bugünkü işlevselliğini ileride kaybedeceğinin sinyallerini vermeye başlayan bu meslek edindirme yöntemlerine daha yeni yeni yatırım yapıyor olmamızın ağır sonuçlarını, pek de uzak olmayan bir gelecekte görmeye başlayacağız. Maalesef ki, Türkiye de dahil olmak üzere diğer gelişmekte olan ülkeler, bu durumun ciddiyetine henüz varabilmiş değiller.

Peki bu sarmaldan kendimizi ve yeni nesilleri kurtarabilmek için ne yapmamız gerekiyor?

Şu artık bariz bir biçimde görünüyor ki, Türkiye’de ortalama eğitim görmüş ve bireysel çabalarıyla ekstra yetkinliklere sahip olmayan bir insanın uluslararası platformda diğer insanlarla rekabet etmesi pek de mümkün değil. Öte yandan, eğitim dünya çapında milyarlarca dolarlık bir sektör olduğu için, doğal olarak insanlara okula gitmezlerse ve üniversite okumazlarsa, bilgiden mahrum kalacakları palavrası pompalanıyor. Kendi adıma, günümüzde, zaman-para-emek üçgeni çerçevesinde insanların güvenlik anlayışının karşılığını veren tek kurumun okul olduğunu düşünmüyorum. Ancak tabi ki, çevremizdeki insanlar, okulun, insana vizyon katması, insanların sosyalleşmesini ve ufuklarının genişlemesini sağlaması ve buna benzer, son derece ikna edici sebepler ortaya koyarak aslında bir çok yönden tartışılmaya ve sorgulanmaya açık bir konuyu sorgulamanın saçma olduğunu iddia etmeye devam edeceklerdir. Bunda hiçbir problem yok.

Problem, bir engelli olarak, çoğu insanın sahip olduğu bilgilere ve yetkinliklere sahip olduğunuzsa ve bunun üzerine fazladan bir şey koyamadığınızda başlıyor. Bu durumdan avantajlı çıkmanın yolu, çok az kişinin bildiği ve sahip olduğu yetkinliklere sahip olmak ve bu yetkinlikleri kullanarak belli bir alana devamlı yatırım yapmaktan geçiyor. Çoğu insanın bilmediğini bilirseniz ve yapamadığını yaparsanız, insanlar sizi talep edeceklerdir. Programlama dilleri öğrenmek, yabancı dil öğrenmek, dünyanın gidişatını doğru gözlemleyip yeni yeni gelişen mesleklere yönelmek bunun en güzel örnekleri olabilir. “Eskiden ne bilmediğimizi biliyorduk ve buna göre adım atabiliyorduk. Bugün ise ne bilmediğimizi dahi bilmiyoruz” cümlesinin kanıtını yakın zamanda yeni mesleklerde, uygulamalarda ve sistemlerde hep birlikte göreceğiz.

En Nihayetinde

Kontrol edemediğiniz ve size bağlı olmayan koşullardan dolayı elinizin kolunuzun bağlı olduğunu düşünerek hayatın içerisinde savrulduğunuzu hissedebilirsiniz. Bu durum gerçek de olabilir ancak bunun bir önemi yoktur. Mesele koşullarınızı kendi istekleriniz doğrultusunda değiştirebilmek değildir, mesele ne koşulla karşılaşırsanız karşılaşın, koşullara vereceğiniz tepkileri değiştirip, tepkilerinizi kontrol edebilmektir. Eğer hayatınızda her şey istediğiniz şekilde gelişirse, o zamanda her şeyin istediğiniz gibi olmuş olmasının yarattığı sorunlarla boğuşmanız gerekecek. Kendi ustam, zenginlik ve fakirlik kavramları üzerine yaptığımız bir derste “Zengin bir insan, zengin olmanın getirmiş olduğu sorunlarla boğuşur. Fakir olan bir insan, fakir olmanın getirmiş olduğu sorunlarla boğuşur. Ancak her ikisi de bir sorunla boğuşur,” demişti. Bu durumu, engelli olmak ya da olmamak, sağlıklı olmak ya da olmamak, zeki olmak ya da olmamak gibi aklınıza gelebilecek her tür karşıtlığa adapte edebiliriz. Bu nedenle “bir şey yaparak” ya da “bir şey olarak” sorunlarımızdan sıyrılacağımız yanılgısından kurtulmamız gerekiyor. Cesur olun, yapmanız gerekenleri yapın ve gerisini bırakın.

mm

Ekin Karahan

1993 yılında Ankara’da doğdum. 2017 yılında Bilkent Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldum. Uzun zamandır engellilik üzerine, toplum bilinçlenmesi ve bilgilenmesi amacıyla seminerler veriyorum ve çalışmalar yapıyorum. Bugüne kadar biriktirdiğim bütün deneyimleri insanlara aktarabilme motivasyonuyla yazıyorum. Yazı yazmak, düşüncelerimi aktarabilmek için en sevdiğim yollardan bir tanesi. Düşünceler kağıda dökülerek çoğalmalı... İnsan, paylaşarak varolmalı... ☺

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!