VAZODA ÇİÇEK - Halimiz
VAZODA ÇİÇEK 2
SEVGİLİLER GÜNÜ
15 Şubat 2018
VAZODA ÇİÇEK 3
THE U.S. – TURKEY RELATIONSHIP ENTERS UNCHARTED TERRITORY
15 Şubat 2018
VAZODA ÇİÇEK 4

 

Doğaya hoyratça davranan toplumlarda insanlar arasındaki ilişkiler de hoyratça oluyorlar.

 

John Bennet

 

Bir toplumun değerlerini onun doğayla olan ilişkisine bakarak az çok anlayabiliriz. Doğaya karşı saygılı olanlar birbirlerine karşı saygılı, doğayı yok edenler birbirlerinin hakkına tecavüz ediyor, doğayı kirletenler fırsatını bulduklarında tanıdıklarına kazık atabiliyor.

Yeni Türkiye’de yeşeren yeni bir iş yapma şekli ortaya çıkmaya başladı. Bu yeni iş yapma şekli içinde biraz gelenekselcilik, biraz kıvrak zeka, biraz esnek düşünme, biraz sonuç odaklılık, biraz otokratik bir düzen barındırıyor.

Gelenekselcilik derken, geleneksel değerlere sahip çıkmaktan bahsettiğimi sanmayın sakın. Geleneksel motifleri dekor olarak kullanmaktan bahsediyorum. Bu yeni işyerlerinde gümüş zarflı kahve fincanlarıyla yanında lokumlu Türk kahvesi ikramlarından, yerde Hereke halısından duvarlarda hat sanatına kadar pek çok iz görmek mümkün. Konuşmalarda Arapça ve Farsça kökenli kelimeler, ama doğru ama yanlış şekilde kullanılarak konuşuluyor ve bir enteresan selam verme şekli var. İnsanlar tokalaşmak ve yanaktan öpmek yerine, tek eli diğer eli kavradıktan sonra kavradığı elin avuç içi yukarı bakacak, kendi elinin dış kısmı yere paralel olacak şekilde tokalaşıp, şakaklarını birbirine değdirerek selam veriyor. Bu işyerlerinde genelde kravat kullanılmıyor. Takım elbise içine giyilmiş olan gömleğin ilk düğmesi tabii ki açık.

Bu işyerlerinde kadınlar çalışıyor tabii ama daha ziyade genç ve yeni mezun kadınlar, alt ve en fazla orta seviyede kendilerine yer buluyor. Geleneklere bağlı ama modern görünüşlü ailelerin çocukları buralarda çalışıyor.

Cuma günleri öğlenleri 12.00-14.00 arası hiç bir randevu verilmiyor. Kadınlar da adamlar da Cuma’ya göre takvim belirliyor.

Kıvrak zeka dedim. Evet Yeni Türkiye’nin yeni iş adamları kıvrak zekalı. Kısa yolları biliyorlar. Ayrıca pazarlık güçleri yüksek. Genellikle ellerindeki ürünü çok güzel ambalajlıyorlar. Bu çalışanlarını seçerken de böyle… Çok kaliteli çalışanlara çok inanılmaz iş olanakları vaat ediyor, şık ofislerinde şehir veya deniz manzaralı ortamlarda çalışma olanağı sunuyorlar.

Tüccarlıkta malı alırken para kazanırsınız erler. Bu yeni işyerlerinde de öyle. Kalifiye ürünü de ucuza alıyorlar, adamı da. Kalifiye çalışana uzmanlığını ispat edebilme şansı ve uluslar arası şirketlerde bulamayacağı yetkiler veriyorlar. Böylece uzman kişiyi ucuza kendilerine bağlıyorlar. Veya çok yüksek maaşlar verip, o kişinin bilgi birikimini şirketlerine aktarıp adamı işten çıkartıyorlar.

Bir de bunların hiçbirini vermeyip, işin kendisinin zevkli olmasından kaynaklanan bir bulunmaz Hint kumaşı işler türedi. Bunlar genellikle hizmet sektöründe yer alıyor ve ofisleri çok zevkli döşenmiş patron işletmeleri oluyor. Genelde patronlar egosantrik, empati yoksunu, işten anlamayan, çalışanlarına karşı tutarsız ve duygusal olarak dengesiz davranan kişiler. Bu işyerleri popüler semtlerde oluyor genelde. Karaköy, Moda, Galata, Bebek, Arnavutköy, Levent, Etiler, Ataşehir gibi. Bunlar yaptıkları işler itibarıyla popüler olan sektörler, genelde reklam, prodüksiyon, halkla ilişkiler vb. Buralarda çalışmak başlı başına şans olarak görülmesi gerektiği için yüksek maaş, çalışan memnuniyeti, çalışanı işyerinde uzun süre tutmak gibi kaygıları yok. Yüksek çalışan değişimi yaşayan bu yerlerin en büyük kurnazlığı uzmanlığı ucuza almaları, çalışanlara geç maaş ödemeleri, sigorta yaptırmadan kaçak çalıştırmaları, fazla mesaiyi normalleştirmeleri, akıllı telefon ve taşınabilir bilgisayar ve tabletler sayesinde çalıştırmaya ofis dışında da devam ettirmeleri…

Yeni Türkiye’de esneklik çok popüler. Bir işi planladıktan sonra yüz kere plan değiştirmeye esnek düşünme deniyor. Ne kadar sık plan değişirse, maaşlı çalışan kendini o kadar kötü ve işe yaramaz hissediyor. Çalışanları uzun saatler çalıştırabilmenin bir numaralı kuralı, kendilerine olan özgüvenlerini çalmak aslında. Sürece asla tam olarak hakim olamayan çalışan, bu sayede daha az itiraz ediyor ve daha kolay yönetiliyor.

Sonuç odaklılık yeni Türkiye’nin yeni işletmelerinde bambaşka yorumlanmış. Sonuca odaklanırken süreci es geçen bir çok rekabetçi firma ile dolu ülkemiz. Süreçte yapılan her şey mubah kabul edilmiş: insanlara yalan söyleyerek staj, gönüllülük veya yardım isimleri altında bedelsiz çalıştırmaya ikna etmek, insanlara eksik veya yanlış iş tanımı yaparak onları kandırmak, tedarikçilere söz verilen zamanlarda ve miktarda ödeme yapmamak, çalışanların özlük haklarını gasp etmek, kaçak eleman çalıştırmak, fazla mesai vermemek, çalışanlara kapasitelerinin üstüne iş yükü vermek, çalışma prensipleri konusunda açık davranmamak, vakitlerini çalmak gibi…

Demokrasi kisvesi altında pişkin pişkin sırıtan otokrasi, Yeni Türkiye’nin olmazsa olmazı. Akademik yapılarda, okullarda, hayır kuruluşlarında, vakıflarda, derneklerde her yerde görünen o ki, bir kişi kendin işin patronu görüyor ve her durumda sadece kendi sözünün dinlenmesini istiyor. Kimseden gerçek anlamda fikir almayı sevmiyor. Kendine danışman diye seçtiği kişiler ise paralı dalkavuklar çünkü yeni ülkenin yeni iş insanları danışmanlarını şak şakçılar arasından seçiyor. Kendiyle aynı fikirde olmayanı tez zamanda işten çıkartıyor.

Elinde bir çekiç varsa bir süre sonra etrafındakileri çivi olarak görürsün. İletişimciler de bu misal, hemen her baktıkları yerde iletişim sorunları görür. Çünkü ellerinde tüm çözümlerin üstadı olduğuna inandıkları bir anahtar vardır: Açık iletişim.

İnsanların kendilerini açık ve net şekilde dile getirdiklerinde, karşılarındakinin kendilerini daha iyi anlayacağını bilirler. Bilirler ki dinlemeyi bilen insanlar birbirini duyabilir.

Bir iletişimci, örneğin toplantıya geç geldiğinde karşısındakine sen değersizsin mesajını verdiğini bilir.

Bir iletişimci, büyük harflerle mesaj attığında, karşısındakinin bunu bağırma olarak algılayabileceğini bilir.

Bir iletişimci, çalışanların özel hayatı olduğunu bilir ve onlara mesai saatleri dışında mesaj atmaz.

Bir iletişimci, ne zaman, nerde, nasıl ve kiminle ne için konuşulacağını bilir. İletişimci kişisel sınır ihlali yapmamaya ve zorlama gibi algılanacak şekilde davranmamaya özen gösterir. En önemlisi, bir iletişimci ne zaman susacağını bilir.

Yeni Türkiye’de bazen iş yapmak vazoda çiçek yetiştirmeye çalışmak gibi. Soru şu; vazoda çiçek yetiştirmek mümkün mü? Vazoda çiçeği bir süre yaşatmak mümkün olabilir ama er ya da geç çiçek solacak, yapraklar kuruyacak ve dökülecektir. Türkiye’deki iş yapma iklimi verimli hale getirilmediği sürece, sürekli olabilmesi mümkün olmayacaktır. Bu iklimin meydana gelmesi hakkaniyetle iş yapma etiğinin yeniden tesis edilmesi ile sağlanabilir.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!