ÜLKE NEFRETE MAĞLUP - Halimiz
ÜLKE NEFRETE MAĞLUP 2
BİRKAÇ…
27 Şubat 2020
ÜLKE NEFRETE MAĞLUP 3
SURİYE’DE SONA YAKLAŞILIRKEN…
27 Şubat 2020
ÜLKE NEFRETE MAĞLUP 4

Malumunuz, pazar günü kendi dünyamızın “dünya derbisi” vardı. Her zamanki gibi, bol aksiyonlu ve tansiyonu yüksek bir maçtı. Maç sonu birçok mecrada birçok kişi maçı yorumluyordu. Ben de hepsini özellikle takip ettim. Sahadaki oyun veya maç sonu yaşananlarla ilgili yorumları öğrenmek değildi amacım.

Esas merakım, maçın başında açılan tüyler ürpertici pankart hakkında neler söylendiğini öğrenmekti. Doğru düzgün gündem konusu bile olmamıştı.

Maç başlamadan hemen önce, yayıncı kuruluşun cephe açısından görünecek bir şekilde kocaman bir pankart açıldı, bazı kelimelere kırmızı renk verilerek ezeli rakibe gönderme yapılmıştı:

Seni de seni seveni de sevmiyoruz.

Futbolda ezeli rekabette rakibe beslenen özel bir sevgi yoktur. Bu dünyanın her yerinde bu şekildedir. Bir takımın şampiyonluk amacının olmadığı bir sezonda en büyük hedefi ezeli rakibini yenmektir. Kendi şampiyon olamıyorsa ezeli rakibinin de şampiyon olmamasını ister. Şu bir gerçek ki, ezeli rakibi olmayan büyük takım yoktur. Bir başka deyişle, takımları büyük yapan şey ezeli rakipleridir.

Amacım olayı bir takım üzerinden yorumlamak değil. Bugün Fenerbahçe’nin stadında açılan pankart üzerinden konuşuyorum. Diğer takımların hiç mi bu tarz, ayrıştırıcı, kin ve nefret içeren pankartı olmadı? Elbette ki oldu. Esas mesele de bu zaten, konuyu bir takımın taraftarı olmadan yorumlayabilmekte.

“Seni sevmiyoruz” kısmı oldukça normal bir yorum. Söylemiş olduğum gibi, ezeli rakibine kimse özel bir sevgi beslemez.

Ancak, “seni seveni de sevmiyoruz” kısmı sloganın ürpertici tarafı. Mesela, ailemde tuttuğum takımı tutmayan birçok insan, etrafımda birçok arkadaşım, dostum var. İnsanları tuttukları takım üzerinden “sevmeme” olgusuyla ayrıştırmak kelimeleri kifayetsiz bırakan bir yanlış.

“Biz ne ara böyle olduk?” dedikçe daha kötüsünü yaşıyoruz adeta.

Can Bartu ile Metin Oktay’ın formalarını değiştirdiği fotoğrafları paylaşıp o döneme atıfta bulunmak işin kolay kısmı. Gerçek şu ki, o günlerden çok ama çok uzaktayız.

Sadece futbolda mı? Siyasette, sağlıkta, eğitimde hatta ve hatta depremde bile endişe verici düzeyde ayrışmış durumdayız.

Mesela, televizyonda bir tartışma programı izlerseniz, her konu üzerinden 3’e 3 ayrılan taraflar olduğunu görürsünüz. Yani, bu 3’erli “takımlar” konuşulan her konuda aynı fikir üzerinden beyan vereceklerine ve diğer “takım arkadaşlarını” kollayacaklarına dair adeta yazılı olmayan sözleşme imzalamış gibidirler. Ve işin en acı verici kısmı, herhangi bir izleyici kanalı açtığı anda kendi kontrolünde olmadan düşündüğü ilk şey konuklar arasında “bizimkilerden kim var?” sorusudur.

Kutuplaşmanın bizi getirdiği nokta, “benim sevdiğimi sevmiyorsan, ne halin varsa gör” zihniyetidir. Öfkeden beslenen, beslendikçe ayrıştırmayı arttıran bir fay hattıdır.

Daha güzel günler yaşanacaksa, kendi sevdiğini sevmeyenlerle de empati kuran, onları anlamaya çalışan ve sevebilen insanlar sayesinde olacak.

Ve o günler hoşgörü tohumları atıldıkça yaşanacak.

 

mm

Sinan Reis

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler - İşletme mezunu. Hayalindeki mesleği yapan bir headhunter. Galatasaray aşığı, Mustafa Kemal Atatürk sevdalısı. Olaylara Fransız kalmamak için okuyor, yazıyor. Ülkesine "çıkmadık candan umut kesilmez" sözüyle bakanlardan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!