TWITTER DİPLOMASİSİ - Halimiz
SİYANÜR
12 Eylül 2019
OKULA DÖNÜŞ
12 Eylül 2019

Amerikan tarihinin en karanlık günüydü.

11 Eylül 2001 tarihinde hayatta olan hiç kimse o görüntüleri asla unutmayacaktır, uçakların ikonik ikiz kuleleri neredeyse yavaş çekimle çarpması, çöken binalar, moloz yığınları ve ölümün kokusu…

Kaçırılan uçaklardan iki tanesi Manhattan’da kaos yaşatırken bir diğer uçak da Pentagon’un duvarlarına dalmıştı. Dördüncü uçaktaki teröristler ise yolcuların cesareti sayesinde alt edildi ve uçak Pennsylvania’da bir tarlaya çakıldı.

9-11 olayları sırasında ben de Beyaz Saray’da görev yapan gazetecilerden biriydim. Bir güvenlik görevlisi tarafından bodrum katında yayın yaptığım kabinden çıkartıldığımı ve binayı biran önce terketmem gerektiğinin söylendiğini hatırlıyorum. Görevli bana “koş” diye bağırmıştı.

Binadan çıkartılan gazeteci ve fotoğrafçılar yakınlardaki bir sokağın köşesinde beklemeye başladılar. Haber merkezlerine ulaşmaya çalışıyorduk fakat cep telefonları çalışmıyordu çünkü Washington’da aynı anda çok sayıda kişi canhıraş bir şekilde telefon etmeye çalışıyordu.

Arada sırada birimizin telefonu çalışınca editörlerden edindiği bilgileri yüksek sesle bağırarak bize iletiyordu; bir kule çöktü, ikinci kule çöktü… Sonra da Pentagon’a saldırı haberini aldık.

Pek fazla bilgi akışı yoktu. Saldırı başladığında Başkan, eğitim politikaları kapsamında katıldığı bir gezi sebebi ile Florida’daydı daha sonra da Başkanlık Uçağına geçerek durumu oradan takip etmeye başladı. Washington’da çalışan birkaç kişiden az da olsa bilgi alabiliyorduk fakat belki de en faydalı haber kaynağımız bize Washington’da hiçbir yerin hedef alınmadığını bildiren yerel itfaiye şefi olmuştu.

Saatler sonra, bir tanesi daha sonra eşim olacak iki meslektaşım ile birlikte Washington’ın adeta terk edilmiş sokaklarında ofisime doğru yürümeye başladık. Sokaklarda sadece tanklar ve askeri araçlar vardı. Üçümüz birbirimize bakıp “Savaşa girdik” diye fısıldadık.

Gerçekten de savaşa girmiştik.

Birkaç gün sonra, Başkan George W. Bush, bir zamanlar Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerinin bulunduğu yerdeki çökmüş beton ve kırılmış metal yığınının önünde eline bir megafon alarak bölgede bulunun kurtarma ekiplerine “Amerika’nın çektiği acı” ile ilgili bir konuşma yaptı. İşçilerden bir tanesi “Sizi duyamıyorum.” diye seslenince Bush bütün gücüyle bağırarak “Ben seni duyuyorum. Tüm dünya seni duyuyor ve bu binaları yıkanlar da çok yakında sesimizi duyacaklar.” dedi.

O günün tarihi 14 Eylül 2001’di. Bir aydan daha kısa bir süre içerisinde, 7 Ekim’de Amerikan ordusu İngilterenin de desteği ile Afganistan’daki hedefleri bombalamaya, El Kaide ve Taliban’a saldırmaya başladı.

Bu savaş Amerika’nın en uzun süreli savaşına dönüştü. Bugün orada savaşan genç erkek ve kadınlar 9-11 saldırıları sırasında sadece bebektiler.

Donald Trump, başkanlık kampanyası sırasında; Afganistan’daki savaşı bitirip askerleri eve getireceğine söz verdi.

Son derece saygın Afgan kökenli bir Amerikalı diplomat olan Zalmay Halilzad, Trump’ın baş müzakerecisi olarak atanınca bu savaşı senelerdir takip etmekte olan kişiler gelecek için bir umut ışığı gördüler.

Halilzad, Taliban liderleri ile Katar’da aylarca özel görüşmeler yaptı ve bu görüşmelerde bir takım anlaşmaları varıldığına dair söylentiler duyulmaya başlandı, söylenen “prensipte anlaşıldığı” idi.

Halilzad, yapılan herhangi bir anlaşmanın Trump’ın onayı olmadan hayata geçirilemeyeceğinin altını çiziyordu. Ağustos ayının sonlarına doğru bir anlaşma hayata geçirilecek gibi görünüyordu.

Fakat Başkanın baş danışmanları arasında plan ile ilgili görüş ayrılıkları vardı. Bazıları planı destekliyor bazıları ise şiddetle karşı çıkıyordu.

Sonra, birdenbire şovmen Trump sahneye çıktı. Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani’yi Washington’a davet etme fikrini ortaya attı. Planı, Gani’yi de müzakerelere dahil ederek ona imza attırmaktı.

İmzadan sonra Afganistan Devlet Başkanı ve Taliban, müzakereleri kendi aralarında sonlandıracak, Trump da anlaşmanın mimarı olacaktı.

Ardından Donald Trump daha da radikal bir fikir ortaya artı. Görüşmenin Amerikan Başkanlarının, Kralları, Devlet Başkanlarını ve Başbakanlarını ağırladığı Camp David’de gerçekleşmesini istediğini söyledi.

Bütün bu gelişmeler kapalı kapılar ardında gerçekleşiyordu ki Trump, durup dururken “Bütün görüşme planlarını iptal ettiğini” Twitter’dan ilan etti. Camp David’de yapılması planlanan görüşmelerin yapılmayacağını bir tweet atarak halka duyurdu.

Bu kararını Kabil’de Taliban tarafından gerçekleştirilen ve 11 sivil ile bir Amerikan askerinin ölümü ile sonuçlanan saldırılar sonrasında aldığını açıkladı. Trump şunları yazdı:

“Ne biçim insanlar bunlar? Kim müzakerelerde elini güçlendirmek için bunca kişiyi öldürür? Ellerini güçlendirmediler, durumu daha kötü bir hale getirdiler. Bu önemli müzakereler sırasında dahi ateşkes anlaşmasına bağlı kalamıyor ve 12 masum insanı öldürüyorlarsa eğer, zaten kayda değer bir anlaşma için müzakere edemeyecekleri de ortadadır.”

En hafif değim ile, bu açıklama geleneksel diplomasi yöntemlerinden oldukça “radikal” bir sapma olarak görünüyordu. Trump Yönetiminin uluslararası politikalar konusunda çizdiği zikzaklar bir kez daha ülkede ve dünyada çeşitli soru işaretleri yarattı.

Kimileri, 2019 senesinde binlerce Afganistanlı ve bir düzine Amerikalı öldürülmüşken dahi devam eden müzakerelerin, durum çok üzücü olmasına rağmen, tek bir askerin ölümü sebebiyle neden sonlandırıldığını sorgulamaya başladı.

İnsanların kafalarında zaman ve mekan konusunda da pek çok soru işareti mevcuttu.

Pek çok kişi, Amerikan Başkanlık tarihinde adeta “kutsal” kabul edilen Camp David gibi bir yere eli kanlı Taliban liderlerinin davet edilmiş olmasının ne kadar uygun olduğu konusunda tartıştı.

Ülke 9-11 saldırılarının 18. Yıldönümüne hazırlanırken, Trump’ın böyle bir toplantıyı neden 8 Eylül tarihinde yapmaya karar verdiği konusunda da birçok soru soruldu.

O tarihi gün yaklaşırken Afganistan’daki vahşet kesintisiz olarak devam ediyordu. Orada dökülen kan sadece geçmişimizin değil bugünümüzün de bir parçasıydı.

Trump, müzakerelerin sona erdiğini söylese de Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve diğerleri görüşmelerin sürdürülmesi konusunda hâlâ bir ümit olduğunu düşünüyorlar.

Bu sırada Afganistanlı siviller şiddetin hedefi olmaya, Amerikan askerleri de ölmeye devam ediyor. Tam 18 sene oldu…

11 Eylül’ü unutmuyoruz.

Çeviren: DENİZ YURDAKUL 

mm

Paula Wolfson

Paula Wolfson is a veteran Washington correspondent who has covered three presidents and six presidential campaigns. She was the White House bureau chief for the Voice of America before switching to commercial radio, where she reported on science and health care policy, Recently she returned to her first love and is writing once again on American politics and foreign policy for halimiz.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!