TÜRKİYE, ABD-RUSYA ARASINDA SIKIŞTI - Halimiz
BAŞKALDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
6 Haziran 2019

Soğuk Savaş biteli Amerika ve Rusya ilişkileri en kötü dönemini yaşıyor. Şubat ayında ABD’nin Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması‘nı (INF) tek taraflı askıya aldığını açıklaması ardından Rusya da neredeyse hiç vakit kaybetmeden aynı şekilde karşılık verdi. Bugün için hala fes edilen bu anlaşmanın ne şekilde tekrar yürürlüğe konabileceği koca bir muamma olmayı sürdürüyor.

Elbette bu ikili ilişkinin tehlikeli boyutu bir tek bu silah anlaşmasının yenilenmemesi ile sınırlı değil. Amerika, Rusya ile Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Madura’ya verdiği destekten tutun da Suriye’deki oynadığı role; Ukrayna askeri müdahalesinden Kırım’ı ilhakına ve İran’a dair tehdit algısındaki farklılıklara varıncaya kadar bir dizi anlaşmazlık yaşıyor. Ki bunlara ek olarak bir de Rusya’nın, 2016 Amerikan başkanlık seçimine müdahale ettiği yönündeki iddialar ve ABD Başkanı Donald Trump ve ailesinin bitmek bilmez soruşturmalar zincirine muhatap olması da eklenmeli.

Türkiye’nin Rusya menşeli S-400 hava savunma sistemini alma kararlılığı da böyle bir döneme denk geldi. Ve Amerika, NATO müttefiki Türkiye’yi, 2017 yılında Rusya’yı hedefleyerek Kongre’de onaylanan “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası” (CAATSA) kapsamında askeri ve ekonomik açıdan sıkıştıracağını açıkladı.

ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick Shanahan, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a gönderdiği mektupta, Türkiye’nin S-400’leri aldığı takdirde F-35’leri alamayacağını belirtti ve ekledi: “Türkiye’nin savunma sektörü ve ekonomik hedefleri bu durumdan zarar görecek, işsizlik artacak, büyüme ve uluslararası ticaret kayıp yaşacaktır.”

Bu mektuptan 5 gün sonra Akar, dün yaptığı açıklamada, Shanahan’dan aldığı mektubun “üslubunun müttefiklik ruhuna uygun olmadığını ilk andan itibaren gördük. Buna göre gerekli çalışmaları yapıyoruz ve gerekli cevabı hazırlıyoruz” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Meclis’te her Salı yapılan parti grup toplantısında, ‘Türkiye S-400 savunma sistemlerini alacak’ demiyorum, almıştır. Biz bu işi bitirdik. Önümüzdeki ay da teslimi yapılacak,” vurgusunu yaptı. Amerika ise Türkiye’ye bu kararlılığından vazgeçmesi için Temmuz 31’e kadar süre verdi.

Soru şu: O vakte kadar Erdoğan başka bir formül bulma arayışına girebilir mi?

Neden olmasın diye bakarsak elbette bu hava savunma sisteminin teslimatı yapılıncaya kadar daha çok şey değişebilir diyebiliriz. Türkiye, Rusya ile İdlib’te sıkıntı yaşıyor. Taraflar, bölgenin, teröristlerden ve ağır silahlardan arındırılmasını Türkiye’nin sorumluluğuna bırakmıştı; Ankara bu konuda beklenilen ilerlemeyi sağlayamayınca Rusya bu bölgeyi hava kuvvetleri ile vurmaya başladı. Türkiye’ye yeni bir mülteci akının gelme riski her an artmakta. Dolayısıyla, Moskova ile çok rahat bir ilişki olduğu da söylenemez. Peki, Türkiye, Rusya silah endüstrisini Amerika’ya karşı durarak savunması karşılığında nasıl bir kazanç elde edebilir? Rusya, Türkiye’ye bu silahları parası ile satmanın ötesinde ne gibi siyasi bir jest ile karşılık verebilir? İran veya bölgedeki Kürt meselesinde Moskova ve Ankara, uyumlu görüşlere mi sahipler?

Soğuk Savaş yıllarında Türkiye, NATO üyeliğini öncelik edinmiş ve tarafından şüphe edinilmeyen bir konumdaydı. Bugün Rusya ile yakınlaşsa nasıl bir kazanç sağlayacağı; askeri, siyasi ve ekonomik açıdan kendini – hele de bölgedeki bunca karışıklık içinde – nasıl güçlendireceği koca bir soru işareti. Elbette en sakıncalı olan husus ise Ankara’nın kendisini Amerika ve Rusya arasında sıkışmış bir hale sokması. Bu da Türkiye’nin son 18 yıldır yürüttüğü dış politikanın bir karşılığı. Eski Türkiye’nin denge gözeten dış politika teamüllerini  zayıflık olarak algılayan iktidar, daha önce görülmediği kadar agresif ve aktif bir politikayı tercih etti. Adımlar bu yönde atılmasa idi bugün ne NATO’da dışlanmış bir görüntü ortaya çıkacaktı belki de ne de  F-35’lerin alımında sorun yaşanacaktı. Elbette kritik bir süreçten geçen ekonominin de Amerika’nın iyi niyetine ihtiyacı olduğunu vurgulamak elzem. Velhasıl ciddi bir güç düellosunun arasında kalmış bir Ankara var ve her an her şey kontrolden çıkabilir…

Ya da 23 Haziran’dan sonra farklı açılımlara şahitlik edebiliriz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim öncesi her ne derse desin bu ay sonunda Japonya’da ABD Başkanı Donald Trump’la buluştuğunda belki farklı adımlar atmaya da karar verebilir. Daha önce de yakın bir zaman içinde Rahip Brunson meselesinde çok iddialı ifadeler kullanılmıştı; sonra casusluk yapmakla suçlanılan bu Amerikan vatandaşını mahkeme bir şekil akladı ve ülkesine geri döndü. Zaman ne gösterir elbette bilinmez ama kesin olan Türkiye S-400’leri aldığı takdirde F-35’leri alamayacak; yaptırımlar konusunda ise kısmen daha farklı bir tablo ortaya çıkabilir.

Amerikan çıkarları bakımından değerlendirdiğimizde Türkiye’nin, Rusya’ya yakınlaşması rahatsızlık unsuru.  S-400’lerin alımında da Amerikan askeri yapılanmasını irite eden bir durum bu. TSK’nın Rusya ile askeri işbirliğinde olması; karşılıklı eğitim programlarına katılacak olmaları ve Rus askerlerinin Türkiye’deki askeri üslere giriş yapabiliyor konuma gelmeleri hoş karşılanmıyor. NATO ile ilgili can alıcı bilgilerin, Rusya’nın daha önce isteyip de bulamadığı pek çok hususun bir şekilde açık edilebilecek olmasından kaygı duyuyorlar. S-400’lerin NATO ile uyumlu silahlarla yakın bir çevreye girmiş olmalarının bile casusluk için yeterli bir perimetre sağlayacağı kanaatindeler. O nedenle Türkiye’yi mutlak olarak kaybetmeyi hedeflemeleri de pek olası değil. Hal böyle olunca da Trump, başkanlık forsunu kullanarak Türkiye’yi CAATSA yaptırımlarından bir şekilde muaf tutabilir. Yine de Ağustos’u görünceye kadar bu konuda kesin yorumdan çekinip, sağlam bir Rus ruleti oynadığımızı teslim etmekte fayda var. Dileyelim çok canımız yanmadan son bulsun bu kriz de…

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!