TÜM YÖNLERİYLE "SARI YELEKLİLER" - Halimiz
SURİYE’DE SAVAŞIN SONUNA GELİRKEN…
13 Aralık 2018
“FRANSA’DA, SÖZ DE SOKAKLAR DA HALKIN”
13 Aralık 2018

Bildiğiniz üzere, Fransa yaklaşık 1 aydır karışık. 17 Kasım’da başlayan protestolar çığ gibi büyüdü ve bu durum henüz sonlanacağa benzemiyor. “Sarı Yelekliler Protestoları” Fransa başta olmak üzere tüm dünyada unutulmayacak olaylar arasına girdi.

Peki “Sarı Yelekliler” kim ve ne istiyorlar? Toplumun genel bakışı ne? Macron’un yaklaşımı nasıl? Türkiye’nin olaylara bakış açısı nasıl?

Önce “Sarı Yelekliler” isminin nereden geldiğiyle başlayalım. Devlet tarafından, her arabada bulunması şart koşulan “yüksek görünürlük yeleği” bu protestoların esas unsuru haline geldi. Yeleğin protestocuların daha kolay örgütlenmesini sağladığı bir gerçek ancak bu yelekle ulaşılmak istenen asıl şey, devlete “tepkiliyiz ve biz buradayız” mesajını vermekti. Nitekim öyle de oldu.

Şu bir gerçek ki, ilk bakışta sanılanın aksine “Sarı Yelekliler”, Fransa’nın banliyölerinde zor şartlarda yaşayan bir bakıma en alt kademesindeki insanlardan oluşmuyor. Daha çok, kırsal kesimlerde yaşayan, ortalama yaşlarda ve asgari ücretin biraz üstünde para kazanan insanların oluşturduğu – ve hatta protestonun özellikle ilk günlerinde marjinal grupların da yer aldığı – bir grup diyebiliriz. Kilit nokta şu ki, böyle bir kimliğe sahip insan topluluğunun ciddi protestoya kalkışmasını ne devlet ne de toplumun çoğunluğu bekliyordu. Hal böyle olunca, grubun yeni eklemelerle büyümesi ve protestolarının adım adım yayılması kaçınılmaz oldu. Uygulanacak olan akaryakıt zammını protesto etmek için 17 Kasım’da sokaklara çıkan “Sarı Yelekliler”, yaşadığımız günde (13 Aralık) artık hükümetin politikalarının çoğunu eleştirerek Emmanuel Macron’un istifasını istiyor.

Toplumun genel bakış açısı da hükümet kanadını endişeye sevk edecek yönden. Protestoların henüz ilk haftası dolduğunda yapılan anketlere göre toplumun yüzde 72’si “Sarı Yelekliler” in yaptığı protestolarda haklı olduğuna kanaat getirdi. Anketler, ayrıca Macron’un oy oranının da gözle görülür şekilde azaldığını vurguluyor.

2017’de cumhurbaşkanı seçilen ve bu seçimlerden henüz iki sene öncesine kadar Fransız toplumu tarafından tanınmayan bir bankacı olan Emmanuel Macron, 2016 yılında kurduğu “En Marche!” (Yürüyüş) hareketiyle “ne sağcıyım ne de solcuyum” vurgusunu yaptı. Aşırı sağcı Le Pen ile ikinci tura kalan Macron, oyların yüzde 65’ini alarak Fransa’nın en genç cumhurbaşkanı ünvanını aldı.

İşte bu yüzde 65, aslında bize çok şey anlatıyor. Çünkü o yüzdenin çoğunluğu Macron’un cumhurbaşkanı olmasından çok, Le Pen ile ülkede gitgide yayılacak olan aşırı sağcı politikaların gerçekleşmemesini istemişti ve bu yüzden Macron emanet oyların çoğunu toplamıştı. Ancak, ilerleyen dönemde ve yaşadığımız “Sarı Yelekliler” protestolarıyla Macron’un emanet oyları kalıcı oya çevirmek bir yana, kendi sempatizanları içinden de oy kayıpları vermeye başlamış durumda.

Peki, Fransa’nın en genç cumhurbaşkanının bu olaylara yaklaşımı nasıl?

Aslında bu dönemi 3 evrede inceleyebiliriz. Macron, olaylar ilk patlak verdiğinde yapılan protestoları görmezden geldi. Protestolar artmaya başlayınca ikinci evrede zamların 6 ay süreyle ertelendiğini açıkladı. Ancak bu erteleme toplum nezdinde bir bakıma “protestocuların gazını almaya çalışmak” olarak yorumlandı ve protestolar tam gaz devam etti. Tepkilerin gitgide büyümesindeki bir diğer unsur da polislerin “Sarı Yelekliler”e karşı oldukça sert davranmasıydı. Macron’un günümüze kadarki en son evresi 10 Aralık günü yaptığı 13 dakikalık ulusa sesleniş ile gerçekleşti. Protestolarda haklı olan yanlar olduğunu ve bazı cümleleriyle toplumun bazı kesimlerini kızdırdığını kabul eden Macron, bunun yanında asgari ücreti 100 euro arttırdığını açıkladı. Ancak edinilen ilk izlenimlere göre toplum Macron’un yaptığı açıklamaları inandırıcı bulmadı. Çünkü özür dilememişti, “Sarı Yelekliler” kelimesini bir kez bile kullanmamıştı ve asgari ücrete 100 euro zam yaparak yine “gaz almaya” çalışıyordu.

Önümüzdeki cumartesi günü “Sarı Yelekliler” in yapacağı protesto gösterisinin büyüklüğü, bu şikayetlerin toplum nezdinde ne kadar etkili olduğunun da bir bakıma göstergesi olacak.

Bir yanda ülke genelinde gitgide artan tepkileri dindirmeye çalışan ve nasıl dindireceğini henüz kendince çözümleyemeyen Macron; ve diğer yanda Macron’u, servet vergisini kaldırdığı ve işten çıkarmaları kolaylaştırdığı için adil düzeni oturtamadığını düşünen, yaklaşımını kibirli bulan bir örgüt var. Ve işin esas ilginç yanı, bu örgüt herhangi bir sendikaya bağlı değil ve örgütün lideri yok. Tek buluştukları şey, üzerlerine giydikleri sarı yelekleri ve toplum içerisinde artan adaletsizliğe karşı isyan.

Özellikle 1789’dan beri birçok olaya sahne olan Fransa sokakları, 2018’in son aylarını da fosforlu sarı renklerden çıkan protesto sesleriyle geçiriyor.

mm

Sinan Reis

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler - İşletme mezunu. Hayalindeki mesleği yapan bir headhunter. Galatasaray aşığı, Mustafa Kemal Atatürk sevdalısı. Olaylara Fransız kalmamak için okuyor, yazıyor. Ülkesine "çıkmadık candan umut kesilmez" sözüyle bakanlardan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!