TRUMP’IN AZİL SÜRECİ BAŞLIYOR - Halimiz
TRUMP’IN AZİL SÜRECİ BAŞLIYOR 2
KEŞFEDİLMEMİŞ TOPRAKLAR
12 Aralık 2019
TRUMP’IN AZİL SÜRECİ BAŞLIYOR 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
19 Aralık 2019
TRUMP’IN AZİL SÜRECİ BAŞLIYOR 4

Washington- Amerikan Başkanı Donald J. Trump için azil süreci artık resmen başlamak üzere. Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde Demokratlar çoğunlukta. Ve Demokratlar, başkanın, bir sonraki seçimde olası rakibi olacak Joe Biden’a karşı “gücünü kötüye kullanarak” Biden’ın oğlu Hunter’ın Ukrayna’da yaptığı işte olası hukuksuzlukları gün yüzüne çıkarması için bu ülkenin başkanı Volodymyr Zelensky’den destek istemesini bu sürecin temeli olarak konumlandırmış durumdalar. Zelensky’nin, Trump’ın talebi doğrultusunda bir eylem yapMAmış olmasına ise önem dahi vermiyorlar. Zira, Demokratlar, Trump’ın, Amerikan Başkanı olarak gücünü doğru kullanmadığı argümanını gündeme bu şekilde taşırken vermeye çalıştıkları mesaj bir başkanda olması gereken karakteristik özellikleri de kapsıyor ve bu bağlamda Trump’ı, ülkelerinin başkanı olmaya uygun ve yeterli bulmadıklarını vurguluyorlar. 

Burada konuştuğum meslektaşlarıma Aralık 2002’yi anımsatıyorum. Nispet olsun veya yapma-bulma dünyasında yaşıyoruz diye değil.  Siyasetin, giderek seviye kaybetmesinden ötürü hep birlikte dertli olduğumuzun altını çizmek ve siyasetçiler arasında, durumun farkına varabileceklerin hafızalarını tazelemek için. Zira siyasetçiler, siyasetin icrasından ve haliyle de bugünkü yıkıcı halinden sorumlularsa; bu işi yapıcı bir hale evirmek de yine siyasetçilerin sorumluluğu.

Medya ve Demokrasi söyleşilerimizin bugün yayınlanan yeni bölümünde Osman Faruk Loğoğlu ile gerçekleştirdiğim sohbet var. Loğoğlu, Mart 2003 parlamentoda oylanan Irak tezkeresine giden süreci Washington büyükelçimiz olarak yakından ve hatta bizzat içerden takip eden bir kişi. Loğoğlu’nun bu sürece dair anlatımını izlemenizi tavsiye ederim.

Washington’da o dönemi gazeteci olarak izlemiş biri olarak da Aralık 2002 Bush-Erdoğan görüşmesini tekrar anımsatmayı isabetli buluyorum. Erdoğan, o tarihte henüz siyaseten yasaklı idi. Kasım 2002’de partisinin kazandığı zafer sonrası hızlı bir Ortadoğu turuna çıkmıştı. Lübnan’ın başkenti Beyrut’tan yaptığı açıklamada Irak savaşına karşı olduğunu ve Amerika’nın kararını yeniden gözden geçirmesini temenni ettiğini söylüyordu. Washington’a gelinceye kadar bunu bir kaç defa daha tekrarlamıştı. Beyaz Saray’da, Bush’la yaptığı görüşme sonrasında ise Amerikalılar kendisinden, şahsından, işbirliği yapılacağına dair mutlak söz aldıkları kanaatine vardılar. Sonrası zaten hepinizin malumu.

Bugünle alakasını da umuyorum anladınız. Amerika, Erdoğan ile Aralık 2002’de işine geldiği için, sözünü geçirebileceğine inandığı için Türkiye’nin hukuk düzenini ve demokratik teamüllerini hiç etme pahasına görüşmekte sakınca görmedi. Kendi siyasi işleyişi söz konusu olduğunda ise bunun kabul görmeyeceği bugün aşikar olarak sergilemekte. Amerika’daki azil sürecini izlerken bunun bizlerle ilişkili olan kısmını da anlamlandırmaya çalışarak takip edelim.

Bu süreç, Trump’ın, görevden alınması ile sonlanmayacak; Kasım 2020’de yeniden seçilmek için ortaya çıkıp çıkmayacağını Amerikan halkı belirleyecek. Şimdi bunu biraz açalım:

Demokratlar, Trump’ı, Amerikan başkanı olabilecek yeterlilikte ve kapasitede görmüyorlar. Trump’ın, Kasım 2016 başkanlık seçimi için kampanyasını yürütürken Rusya’dan destek aldığı veya dirsek temasında olduğu iddiasını gündeme getirdiler. Özel savcı Robert Mueller, uzun ve kapsamlı ve derin bir soruşturma yürüttü. 24 Temmuz’da, Trump’ın, iddia edildiği gibi seçimi kazanmak için Rusya ile bir tür işbirliği içine girdiğini söyleyemeyeceğini ve Rusya’nın da bu seçime müdahale etmediğini söyleyemeyeceğini ifade eden raporu resmen yayımlandı. Ertesi günü, 25 Temmuz’da, Trump, Zelensky ile başına iş açan telefon görüşmesini yapmış. Evren, bazen, böyle espirili kesişmeler yapıp, bunun anlamını anlamamız için zamanın akışına kendimizi teslim etmemizi öğretiyor. Bu da öyle ilginç ve manidar bir zamanlama…

Temsilciler Meclisi genel kurulunda haftaya azil sürecinin resmen başlayacağı oylama yapılacak. Kongre’nin alt kanadı, Trump’ın, bu süreçle yüzleşmesinde kararlı. Bu oylama geçtikten sonra Senato devreye girecek. Amerikan anayasasına göre iş başındaki bir başkan, mahkemede yargılanamayacağı için Senato mahkeme görevini görecek. Yüksek mahkeme baş yargıcı John Roberts, sürecin hukuki kurallarını kitaba uygun götürebilmek amacıyla görev alacak. Cumhuriyetçiler, 100 koltuklu Senato’nun 52 Senatörle çoğunluğunu elde bulunduruyorlar. Her birinin, Trump’ın lehinde oy vermesi çantada keklik olarak görülmüyor.

Türkiye’deki partizanlıktan farklı duruş taşıyabiliyor Amerika’daki siyasetçiler, hele hele Senatörler. Çoğunluk lideri Cumhuriyetçi Mitch McConnell, mesela, devlet kurumlarının saygınlığının ve işleyişinin erozyona uğratılmamasını yıllardır argüman eden biri. Önümüzdeki günlerde takınacağı tavır henüz net değil. Ve adı geçen artı üç dört Senatör için de kararlarının net olmadığı vurgulanıyor.

Başkan’ın, görevden uzaklaştırılması için Senatörlerin üçte ikisinin kabul oyu kullanması gerekli. Bugünkü aritmetik bu bağlamda bunu olası göstermiyor. Siyaseten ise nefes kesici bir dramanın giderek artan bir yoğunlukla sergileneceğini garantiliyor. Artı, Trump’ın, kendi partisinden olan Senatörlerin bir veya birkaçının desteğini kaybetmesi demek Kongre’nin her iki kanadının da kendisinin görevde kalmasına karşı bir tavır içinde olduğunu gösterecek. Trump için bu siyaseten zorlu bir süreci işaret ediyor.

Amerikan halkının alacağı tavır ise buradaki en önemli husus. Trump’ı işinde başarılı bulanlar (job approval) halkın yüzde 52’si. Bu basite alınabilecek bir oran değil; hele hele iddialar bu kadar sert gelirken hiç değil. Bill Clinton, Monica Lewinsky skandalı ile patlak veren ve takibindeki azil sürecinde halkın yüzde yaklaşık 70’inin desteğini alıyordu çünkü halk bu meseleyi başkanın kendilerine olan sorumluluğu ile ilişkilendirmemişti. Clinton’ın, başkanlık sürecinde ortalama kabul gördüğü oran yüzde 50 ile 53 arasında gidip geliyordu. Bir diğer deyişle halk, Trump’a, bugün yüzde 52 ile destek veriyorsa Trump’ın Demokratların bu çıkışlarına rağmen hala yeniden seçilme olasılığı mevcut ve buradaki en önemli gösterge ülkedeki bağımsız seçmen olacak. Türkiye’de bir zamanlar yönü belirleyen bağımsız, sözde liberal seçmen gibi, burada da bağımsızlar ülkenin alacağı yol ile ilgili kilit bir rol oynamaya adaylar.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!