TRUMP, İSRAİL NE İSTEDİYSE VERMİŞ; FİLİSTİNLİLERE DE SOPA GÖSTERMİŞ - Halimiz
TRUMP, İSRAİL NE İSTEDİYSE VERMİŞ; FİLİSTİNLİLERE DE SOPA GÖSTERMİŞ 2
İÇTEN VE DIŞTAN KONUŞMALAR
30 Ocak 2020
TRUMP, İSRAİL NE İSTEDİYSE VERMİŞ; FİLİSTİNLİLERE DE SOPA GÖSTERMİŞ 3
DEPREMDEN SURİYE SİYASETİNE MALZEME ARAMAYIN
30 Ocak 2020
TRUMP, İSRAİL NE İSTEDİYSE VERMİŞ; FİLİSTİNLİLERE DE SOPA GÖSTERMİŞ 4

28 Ocak Salı akşamı Beyaz Saray’da daha önce benzeri görülmemiş bir şova şahitlik yaptık.

Amerikan Başkanı Donald J. Trump, “Refah için Barış: Filistin ve İsrail Halklarının Yaşamlarını İyileştirme Vizyonu” adıyla 181 sayfadan oluşan bir belgenin duyurusunu yaptı. Yanında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile birlikte.

Üç yılı aşkın bir süredir Trump’ın damadı Jared Kushner tarafından hazırlanan bu belge doğrusu çok da merak edilmiyordu.

Kushner’ın ailesinin Netanyahu’larla yakın ahbaplık ilişkisinde olduğu bilindiğinden, Amerika’nın taraflar arasında eğer ki herhangi bir denge politikası veya dürüst bir arabulucu rolü vardı ise bu zaten baştan hükmünü yitirmişti.

Ki 6 Aralık 2017’de, Trump yönetimi daha önce hiçbir Amerikan Başkanının yapmadığı bir şeyi yaptı ve Amerika’nın büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdı; Kudüs’ün, bölünmez bir bütün olarak İsrail’in başkenti olduğunu vurgulayarak. Salı günü yapılan açıklama bu bağlamda ilk değildi.

Sonra 25 Mart 2019’da İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıdığını ilan eden deklarasyonu imzaladı Trump. Ve üç ay önce de Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimlerini artık yasa dışı görmediklerini duyurmuştu. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın bugüne kadar buralardaki yerleşim birimleri ile ilgili politikasının tam yüz-seksen derece zıttıydı bu açıklama.

Yani bu hafta söylenilen hiçbir şey sürpriz değildi.

Netanyahu’nun da dediği gibi İsrail’in, Beyaz Saray’da, Trump’tan daha iyi bir dostu hiç olmamıştı… çünkü hiçbir Amerikan Başkanı bu kadar ileri gitmemişti. İsrail ve Filistin arasında eğer ki bir uzlaşı bir gün sağlanabilecekse bu elbette ki çatışan tarafların doğrudan rızası ile olabilecektir.

New York Times gazetesi dahil neredeyse tüm Amerikan gazeteleri Filistin’in bu vizyon belgesinin açıklanmasında temsil edilmeyişinin Trump yönetiminin tartışmasız İsrail yandaşı olduğunu gösterdiğini yazdı.

Filistin lideri Mahmud Abbas da bu vizyonu “bin kere hayır” diyerek reddetti ve ekledi: “Kudüs satılık değildir; bizim haklarımız satılık veya pazarlığa açık değildir ve bu anlaşma, bu komplo kadük kalacaktır.”

Abbas, şüphesiz, bugünlerde bahçe duvarında ‘satılık’ levhası asılmak zorunda kalan Washington’daki Filistin temsilciliğine de bir gönderme yapmış oldu. Beyaz Saray’da bu haftaki eksiklikleri aslında ta 10 Eylül 2018’e dayanıyor. O tarihte, Trump yönetimi, Filistin Yönetimi’nin, İsrail’in, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması için girişimde bulunmasına sert çıkmış ve terörle mücadelede yeterli adımları atmadıklarını da öne çıkararak 1994’ten beri süregelen Amerikan başkentindeki temsiliyetlerine son vermişdi.

Trump, yanında Netanyahu ile birlikte, Salı günü aynı şeyleri söyledi; Filistin tarafına aynı koşulları koydu ve bu sefer bir de açıktan dedi ki bizim dediğimiz koşulları yerine getirdiğiniz takdirde 50 milyar dolar yardım yapacağız; ekonomik olarak kendinizi kalkındırmamanız ve işsizliği sonlandırmamanız için olasılık bile mümkün değil. Bir de tabii aynı Trump, Şubat 2019’da, Filistinlilere giden tüm finansal yardımı kesmişti.

“Trump, bunu bir para meselesi olarak görüyor; Filistinlileri satın alabileceğini düşünüyor,” diyen Türkiye’nin Washington eski büyükelçilerinden Faruk Loğoğlu, Arap ülkelerinin hiçbir zaman gerçek anlamda Filistin meselesini çözmek için bir çaba içinde olmadıklarını ve bugün de ciddi bir tepki vermelerinin beklenmediği için Amerikan yönetiminin böylesi tutarsız bir planla ortaya çıkabildiğini belirtiyor.

Filistin lideri Abbas’ın çağrısı üzerine Arap Ligi Cumartesi günü toplanacak. İki devletli bir çözüm çağrısı yeniden güçlü ifadelerle olası olarak tekrarlanacak olsa da  Trump’taki şeytan tüyünden olsa gerek Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Umman, ve Bahreyn bu vizyon belgesine çok da olumsuz yaklaşmıyorlar. Ve hatta Umman, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Washington’daki büyükelçileri Beyaz Saray’daki şovda hazır bulundular.

Türkiye ise net olarak tavrını almış durumda. Hatta öyle ki olası depremlere karşı alınması gerekli tedbirler üzerine dahi bir araştırma komisyonunun kurulmasında ortak hareket edemeyen Yüce Meclis’teki siyasi partiler, en son ne zaman olduğunu unuttuğumuz bir birliktelik içinde bu vizyon belgesine karşı ortak tavır aldılar. Ama bu ortak tavır elbette iktidarın dış politikasını olduğu hali ile onamak anlamına gelmemekte. Bu ortak duruşları olsa olsa bir olasılık – iktidarın – bu meseleyi iç politikaya alet etmesinin önünü kesebilir ve fakat bu bile hayli zayıf bir olasılık.

Amerikan ve İsrail liderlerinin ise siyasi gelecekleri muamma. Senato’da, Trump’ın görevden alınması talebiyle başlamış olan bir yargılama süreci devam ediyor. Kasım 2020 Başkanlık seçiminde olası rakibi Demokrat partiden Joe Biden’a karşı kullanabileceği herhangi bir incitici bilgi toplamak için Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky’ye şantaj yapmak ve bu ülkeye aktarılması onaylanan yardımı duraklatmakla itham edilen Trump; bundan ötürü başkanlık makamının getirdiği gücü kötüye kullanmaktan ve rakibine karşı yabancı bir devleti içişlerine alet ederek anayasal bir suç işlemekten ötürü azil edilmek talebiyle yargılanıyor. Netanyahu’nun da başı dertte. Washington’a gelmeden dokunulmazlık başvurusunu geri çeken İsrail Başbakanı için savcılık makamı hızlı davrandı ve yolsuzluk iddialarını içeren iddianameyi mahkemeye sundu. Netanyahu da yaşananları ‘darbe girişimi’ olarak değerlendirdi.

İsrail için bölgedeki gücünün projeksiyonu Amerika’yla ilişkisinden de geçtiği için iki ülkenin ilişkileri ne sıradan ne de alternatifi bulunabilecek cinsten. Ve belki de bu nedenden ötürü Loğoğlu, halimiz’e yaptığı değerlendirmede, bu iki liderin de iç politika saikleri ile adım attığını düşünmediğini söyledi. Zira eğer ki Netanyahu 3 Mart’ta yapılacak üçüncü defa tekrarlanacak genel seçimlerinde avantaj kazanmak için bu adımı attı ise geri teptiğinde ülkesine iyilikten çok zararı dokunacaktır ve Trump da kendisine karşı işleyen olumsuz yargılara bir yenisini daha güçlü bir şekilde katacaktır. Neticede bu vizyon belgesini Yahudi lobisinin bir kesimi desteklemezken, Trump’ın tabanından da mutlak destek aldığını öngörmek zor.

Ve en nihayetinde 2006’da Hamas’ın seçimleri kazanması ardından Filistinlilerin ikiye ayrışmasından bu yana Gazze’de yaşanan her ne var ise Batı Şeria’da yaşanmıyor oluşu son bulabilir. Netanyahu’nun, bu vizyon belgesinden güç alarak, Knesset’te, Pazar günü, Batı Şeria’nın %30’unu ilhak etmek için oylama yapması Batı Şeria’yı da Gazzeleştirebilir ki bu yeni bir ölüm döngünü beraberinde getirir.

Çağımızın siyasetçilerini anlamak git gide daha da zorlaşırken, mevcut aktörlerin hiçbirinin kendi ülkelerinin çıkarlarını yakın-uzak vadede korudukları ve hatta ileri götürebildiklerini argüman edebilmek kolay gözükmemekte. Ve düpe düz güç arsızlığında provokasyona kalkışmanın, barış ile ilintili hiçbir bağı yoktur.

“İsrail’i bu kadar sımsıkı kucaklayarak, sevgiden öldürebilir de,” dedi Loğoğlu.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!