TRUMP ve ABD’nin YENİ TİCARET STRATEJİSİ - Halimiz
TRUMP ve ABD’nin YENİ TİCARET STRATEJİSİ 2
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
22 Mart 2018
TRUMP ve ABD’nin YENİ TİCARET STRATEJİSİ 3
YOLDA
22 Mart 2018
TRUMP ve ABD’nin YENİ TİCARET STRATEJİSİ 4

ABD Başkanı Trump’ın seçim kampanyası sırasında ilan ettiği uluslararası ticaret politikalarının hayata geçirilmesi bakımından kararlı olduğu, Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra verdiği kararlar ile ortaya çıkıyor. Genel hatları itibariyle, ABD’nin liberal, çok taraflı ve kurallara dayalı ticaret sisteminden uzaklaşacağı ve alışılagelmiş politikalarından farklı yaklaşımları ortaya koymakta ısrarcı olacağı anlaşılıyor. Bunun da küresel ticaret sistemini ciddi olarak etkilemesi kaçınılmaz gözüküyor.

Bugünkü ABD yönetimi, Amerikan sermayesinin ve teknolojisinin yarattığı iş olanaklarını yabancı ülkelere taşımak suretiyle küreselleşme dinamiğinden sağlanan yararın Amerikan orta sınıfının refah artışına dönüşemediğini ileri sürmektedir. Bu, oldukça tartışmalı bir iddiadır. Ne var ki, bu yeni yaklaşım “Önce Amerika” sloganıyla vücut bulmakta ve ABD’yi serbest ticaretin liberal savunucusu olmaktan çıkarıp, korumacı olmanın da ötesinde dış ticaret politikası bakımından sistemsel olarak farklı bir arayışa sürüklemektedir.

Önümüzdeki dönemde ABD’nin, Trans-Pacific Partnership (TPP) ve Trans-Atlantic Trade and Investment Partnership (TTIP) gibi kapsamlı ve geniş bölgesel anlaşmalar yerine tüm önemli ticari partnerleri ile ikili ticaret anlaşmalarına yöneleceği anlaşılmaktadır. Söz konusu ikili anlaşmalara ilişkin müzakerelerde de ABD’nin her türlü gücünü azami ölçüde kullanarak avantaj elde etmeye çalışması ve sadece dışsatım üzerine yoğunlaşması beklenmektedir. Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ) eksenli çok taraflı ticaret sisteminden tamamen uzaklaşmamakla birlikte, çok taraflı müzakereler yerine ticaret ortakları ile ikili bazda karşılıklı pazarlıklar yoluyla çözüm arayan ve DTÖ kurallarını olabildiğince esneten bir anlayışın ABD’nin genel politikalarına yansıyacağı görülmektedir.

ABD Ticaret politikasının Trump döneminde dayandığı iki temel unsurun altını çizmekte yarar vardır:

  • ABD yönetimi önceden kestirilmesi güç bazı adımları atabileceğine dair güçlü bir izlenim yaratmaya çalışmaktadır. Söylemin eyleme dönüşüp dönüşmeyeceği yönünde ortaya çıkan belirsizlik üzerinden hareket ederek kendisine, uluslararası ticaret kurallarını esneterek her türlü adımı atabileceği bir politika alanı yaratmaktadır.
  • Ticaret müzakerelerini özellikle ikili çerçevede yürütmekte kararlı olan Trump yönetiminin bu şekilde tüm rakiplerine karşı daha kolay tavizler alabileceği yeni bir zemin kazanmak istediği açıktır. Trump yönetimi, böylece, DTÖ gibi çok taraflı platformlarda farklı ülke gruplarının oluşturabileceği koalisyonların gücünü kırma fırsatını bulacağını düşünmektedir.

Yukarıda değindiğim iki unsurun, ABD’nin dahil olduğu tüm ticaret anlaşmalarında kendini hissettirmekte olduğu söylenebilir. ABD çıkarlarını olumsuz etkiledikleri gerekçesiyle, daha önceki yönetimlerce yapılan ticaret anlaşmalarından çekilme tehdidi önemli bir örnektir. Nitekim ABD, TPP’den çekilmek suretiyle aslında bir anlamda gözdağı vermiştir. AB ile yürütülen TTIP müzakereleri ise resmen kapatılmamakla birlikte, geri plana atılmıştır.

Uluslararası kurallarla çelişmek pahasına da olsa harekete geçebileceğini göstermesi, Trump dönemi ABD ticaret politikasının ilginç bir özelliğidir. Örneğin, Kanada uçak firması Bombardier’e karşı uygulanmaya başlanan yüksek gümrük vergilerinin temel dayanağı Kanada’nın devlet yardımları olmakla birlikte benzer destekleri ABD hükümeti bizzat Boeing firmasına da sağlamaktadır. DTÖ kuralları ile uyumluluğu tartışmalı olan ABD Ticaret yasasının 301. Bölümüne dayanarak Çin’e karşı fikri mülkiyet ve teknoloji transferi konusunda başlatılan soruşturma, ABD’nin, başka ülkelerin beğenmediği veya haksız bulduğu uygulamalarını cezalandırabilme hakkını kendinde gördüğünün ilginç bir kanıtıdır.

ABD’nin, Çin gibi çok önemli bir yükselen piyasa ekonomisine bakış açısı da tartışmalıdır. ABD, Çin ekonomisinin piyasa kurallarına göre işlemediğini, Çin’in DTÖ’ye üye olurken vermiş olduğu piyasa ekonomisine geçme reformlarını gerçekleştirmediğini, devlet eliyle kendi şirketlerine avantaj sağladığını ve ticareti kuralsız hale getirdiğini öne sürerek Çin gibi ülkelere karşı yaptırım koyma hakkı olduğunu ifade etmektedir.

Özetle, Trump döneminde ortaya çıkan yeni ticaret stratejisi, ABD gibi küresel ticaret rejiminde liderlik rolü oynamış bir ülkeden beklenmeyecek bir tutumu yansıtmaktadır. Bu oldukça tartışmalı yaklaşımın zaman içinde ciddi siyasi, ticari ve hatta askeri gerginliklere yol açabileceği gözden kaçırılmamalıdır.

ABD’nin yeni ticaret stratejisinin gerek Amerikan ekonomisi gerek ABD’nin ticaret ortakları ve gerekse de küresel ticaret sistemi üzerinde yaratabileceği etkiler üzerinde, çoğu ABD’de olmak üzere çok sayıda ampirik çalışma ve görüş ortaya çıkmıştır. Bunların önemli bir bölümünün çok ciddi kaygıları dile getirmesi dikkat çekicidir.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!