TOLKIEN - Halimiz
DEMOKRASİNİN YENİ KRİZİ
5 Eylül 2019
KENDİNE ŞEFKAT AYI
5 Eylül 2019

Yüzüklerin Efendisi, Hobbitler gibi fantastik kitapların yazarı ünlü yazar J. R. R Tolkien’in hayatını anlatan Tolkien isimli filmde Tolkien’in zengin hayal dünyasının çocuklukta başladığını ve annesinin hayal gücüne etkisini görüyoruz.

Yaşamına bir öksüz olarak devam ederken yaşadığı tüm zorluklarla mücadele etmesinde annesinin evde verdiği kaliteli eğitim ile edindiği öz saygı ve özgüvenin ve tabii doğuştan gelen hayal gücü ve yeteneğin rol oynadığını hissediyoruz.

Mozart’ın 5 yaşında ilk senfonisini yazarak dahi çocuk olmasında annesinin ve babasının etkisini biliyoruz.

Darwin’in küçük bir çocukken bitkilere olan merakını annesi teşvik etmiştir.

Diğer yandan bir çok dahinin annesiz veya babasız büyüdüğünü ve dehalarını zor koşullarla baş etmek için kullandıklarını görüyoruz.

Tolkien’in durumunda, babalarının ve ardından annelerinin erken vefatı sonrasında öksüz ve parasız kalıyorlar ve iki kardeş de burs kazanarak yasal vasileri olan Katolik papaz sayesinde çok iyi bir eğitim görüyorlar. Aile bağlılığı ve güven duygusunu ise yakın arkadaş grubunda buluyor. Ardından yaşadığı 1. Dünya savaşı hem yakın arkadaşlarının kaybına hem de ruhunda derin yaralara sebep oluyor. Nitekim yarattığı dünyada yaşadıklarının yansımasını görüyoruz. Yeni bir dil ve yeni bir kültür üretiyor. Fantezi dünyası ise gördüğü illüzyonların, sanrıların vücut bulmuş hali. Kendini yazarak sağaltıyor.

Dehaların ortaya çıkışında hep zorluklar varmış gibi algılanıyor. Erken yaşta yaşanan ailevi kayıplar, maddi zorluklar, çocukken yaşanan hastalıklar, savaş vs… Orta sınıf mutlu ve sıradan bir aileden pek dahi çıkmıyormuş gibi. Halbuki bir çok müzisyen, ressam, yazar, burjuva ailelerden geliyor.

Dehanın sosyo-ekonomik sınıfla ilgisi yok ama dehanın erken ortaya çıkması için aile faktörü önemli. Özellikle de çocukla daha çok vakit geçirebilen anneler için.

Çocukların yeteneğinin gözlemi, okul öğretmenlerine bırakılamayacak kadar önemli.

Her çocuk üstün yetenekli veya zekalı olacak diye bir şart yok tabii. O yüzden piyano dersinden baleye, futboldan yüzmeye, satrançtan sanat atölyesine, kodlamadan İspanyolca dersine koşturulan proje çocuklar yaratmanın da anlamı yok. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin söylediği gibi, Kaybedilmiş çocukluğun telafisi yok. Çocuk, çocukluğunu yaşamalı. Çocuğun ihtiyacı olan boş vakit ona sağlanmalı, çocuk mutlaka açık havada bolca vakit geçirmeli ve oyun oynamalı.

Gelelim Tolkien’e. Tolkien’in dehası dil ve edebiyata olan düşkünlüğünden ve aldığı çok iyi eğitimden geliyor. Çocukluktan itibaren lisana çok büyük bir ilgi gösteriyor, yeteneğinin hangi yönde olduğunu çok genç yaşta buluyor.

Hem Oxford’da akademik çalışmalarına devam ediyor hem ailesiyle ilgileniyor hem de yazılmış en iddialı fantastik romanları yazıyor. Tolkien’in dünya fantastik edebiyatında çığır açmasının en büyük sebebi dile çocukluktan beri duyduğu tutku halini almış güçlü merak. Bir dil yaratmanın kültürle birlikte olabileceğini ve yarattığı dilin kültürünü hayal ettiğini söylüyor. Tam da bu sebeple kitaplarındaki dünyalar bize ne kadar fantastik olsa da gerçek geliyor. Kendi içinde tutarlılığı olan çok iyi düşünülmüş yaratılar.

Filmde, fantastik ögeler ve macera bekleyen Tolkien hayranlarını büyük bir hayal kırıklığı bekliyor. Film, biyografik bir film ve özellikle Tolkien’in çocukluk ve ilk gençlik yıllarına odaklanıyor. Dolayısıyla aşk, arkadaşlık ve hayal dünyasının nasıl örüldüğünü çok net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Yazarın gerçek hayatta boyu 1.76 olmasına rağmen filmde onu canlandıran Nicholas Hoult’un boyunun 1.90 olması yönetmenin göz ardı etmeyi tercih ettiği bir detay olmuş. Kendisi de büyük bir Tolkien hayranı olan Hoult, rolünün hakkını vererek yazarın iç dünyasını seyirciye aktarabilmeyi başarmış.

Tolkien ve biyografi meraklıları için keyifli bir seyir olacağını düşünüyorum.

Tolkien gibi yazarların keşfedilmelerine olanak sağlayan ilgili ebeveynler, mesleğini seven öğretmenler ve bir kaç iyi dostun tüm potansiyel dahilerin hayatlarında olmasını diliyorum.

Ama bunlar olmasa bile hayatlarında, zeka eninde sonunda kendini belli edecektir: ya deha olarak, ya da delilik…

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!