THEMİS GÖZLERİNİ AÇARSA - Halimiz
OLGUN İNSAN
9 Mayıs 2019
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
16 Mayıs 2019

Themis’i duymuşsunuzdur, Adalet Tanrıçası. Hani bir elinde kılıç bir elinde terazi, gözleri kapalı olan adalet sembolü. Biraz ondan bahsedeceğim.

Themis adı, koymak, yerleştirmek, oturtmak, sağlamlaştırmak, saptamak anlamına gelen bir kökten (tithemi) türemiş ve adil, adalet gibi anlamları taşımakta. Grekçede themis kelimesi, yapılan veya yapılagelen “gelenek-örf” anlamında da kullanılıyor.

Themis, Antik Yunan’da yasadır, kuraldır. Ama gelip geçici bir yasa değil, Tanrılar dünyasında da insanlar dünyasında da değişmez evrensel ve ölümsüz doğa yasasıdır. Tanrısal yasadır, onun karşıtı insansal yasa ise Nomos’tur.

Themis, Olympos’ta yaşar, Zeus’un hemen yanı başında oturur ve Zeus’un vereceği bütün kararlarda ona hikmet ve adalet tavsiye ederdi.

Tanrılara verdiği öğütlerle bir çeşit danışmanlık görevi de yapardı. Özellikle Homeros’ta Themis’in iki işlevi vardır: Tanrıları toplantıya çağırıp bir araya getirir ve toplantıları sona erdirirdi, ikinci olarak da bu toplantılara başkanlık ederdi.

Themis cismani düzenden ziyade sosyal düzenin tanrıçasıydı. İlginçtir, mitolojide Themis’ten çok söz edilmez, efsanesi, öyküsü yoktur, yalnızca birkaç yerde geçer. Kendisi öfkeli veya cezalandırıcı değildir. Ona yeteri kadar saygı gösterilmediğinde veya adaletsizlik yapıldığında, o sessiz kalır ve onun yerine Nemesis gerekli karşılığı, cezayı verirdi.

Bu yüce Tanrısal varlık Rönesans Dönemi’ndeki ressamlarca bir elinde terazi öteki elinde kılıç tutan, gözleri bağlı bir kadın olarak simgeleştirildi. Bir elindeki terazi adaleti ve bunun dengeli dağıtılmasını simgelerken; diğer elinde tuttuğu kılıç ise adaletin keskinliğini simgelemekteydi. Ayrıca adalet dağıttığı kimseleri görmesin, taraflı davranmasın diye bağlanan gözleri de tarafsızlığını simgelemekteydi.

Peki 21.yüzyılda, antik yunan Tanrıçası Themis’in gözleri ne oldu da açıldı? Neden ve ne zaman taraflı karar vermeye başladı? Gözlerinin neden adalet dağıtacağı kişileri görmesi gerekti? Ve o kılıç, adaletin keskinliği için değil de öç ve intikam için neden kullanılmaya başladı?

Bunu anlamak için biraz felsefi gelişime bakmamız, Themis’in gözlerindeki bağı kesip atan fikir akımlarının tarihi yolculuğuna bakmamız gerekli.

Batı demokrasisinin temelleri Atina’da M.Ö. 510 yılında tiran hükümdarların tahttan indirilişine uzanıyor. Ardından halk nasıl yönetileceğini kendisi belirlemeye karar veriyor. Platon, o güne dek kan bağıyla değişen liderlerin ve hangi liderin ordusu güçlüyse onun yönettiği bir sistemden başka bir sisteme geçmek için Devlet isimli bir kitap yazıyor. Tiranlıktan kurtulmak iyi olmakla beraber demokrasiye de pek bayıldığı söylenemezdi. Dolayısıyla filozof kralların ülkeyi yönettiği bir sistemi öneriyordu.

Aristo ise iki basit soru sordu: Kim yönetiyor? Kimin çıkarına? Ona göre iyi bir yönetim ülkenin yararını gözetmeliydi. Sadece egemen konumdakilerin çıkarlarının gözetilmesi, Aristoteles’e göre yozlaşmaydı.

Thomas Hobbes, toplum sözleşmesinden bahseden ilk düşünürdü. Yönetenler ile halk arasında bir toplum sözleşmesi olduğu taktirde anarşi önlenebilirdi. Hobbes’a göre özgürlüklerimizin bir kısmını devletin bizi koruması karşılığında takas edebilirdik. Hobbes otoriter bir yönetimden yanaydı.

Oysa J.J. Rousseau, Toplum sözleşmesini doğal özgürlüğümüzün ihlali olarak görecekti. Rousseau, egemenliğin halka ait olmasını böylece yönetimin dayatılan bir şey olmaktan çıkıp genel iradenin güdümünde olmasını savunuyordu. Yönetimin sosyal ve ekonomik özgürlükler üzerinden ne denli kontrol sahibi olması gerektiği fikri, koca bir siyasi görüş yelpazesi oluşturdu.

Bireysel özgürlüklerin artmasını mı istiyorsunuz yoksa daha düzenli bir toplum uğruna bazı özgürlüklerden vazgeçebilir misiniz? Ekonomik özgürlük eşitlikten daha mı önemli? Adalet herkes için eşit mi işlemeli yoksa ülkenin çıkarları doğrultusunda adaletten vazgeçilebilir mi? Seçilmiş temsilcilerin hakikati söylemek gibi bir sorumluluğu var mıdır?

Bu konuda bir çok farklı felsefi görüş içinden Immanuel Kant’ınkini kendimize kılavuz olarak seçmiş olsak “her koşulda hakikati söylememenin hiçbir gerekçesi yoktur, olamaz.” Bu demek oluyor ki düpedüz yalan söylemek kadar seçmenlerin gözüne perde indirmek de yanlıştır. Çoğu politikacının yaptığı budur. Müphem bilgiler ve verilerle seçmenlerini körleştirirler.

Kant’a göre bunu neden yaptıkları önemli değildir. Eğer bir politikacı size hakikatı söylediğini iddia ediyor ise, o halde hakikatı olduğu gibi söylemelidir.

Oysa ki Machivelli böyle düşünmüyordu. Ona göre siyasetteki her türlü atıp tutma kasten yapılıyordu. Ona göre halkın bilmeye değil, ayartılmaya ve yatıştırılmaya ihtiyacı vardır. Politikacı çok detay paylaşmamaya ve en önemlisi söz vermemeye dikkat etmelidir.

David Hume ise politikacıların neden bu kadar yanar döner izlenim verdiklerini farklı tür hakikatler olmasına bağlar.

Diyelim ki Kant gibi politikacıların bize gerçeği söylemesi gerektiğini düşünüyor bunun teminatı olarak da hukuk sistemini görüyoruz.

Açık ve net, adaleti kendi tekeline alanlar da bu şekilde düşünmüyor. Gerçek ve adalet yerini kin, hırs, güç ve paraya bırakmış durumda.

Eşitlik, özgürlük, hakkaniyet gibi insanlığın devamı için elzem değerler de yerini tutsaklık, ayrımcılık, şiddet ve haksızlığa bırakıyor.

Adalet, hiç bir siyasi görüşün tekelinde olamaz. Adalet sadece bir kesimin değil herkesin hakkını korur. Adalet, keyfi olamaz. Kimse “hukuk”un üstünde olamaz. Atatürk ne demişti, “ Özgürlüğün de eşitliğin de adaletin de kaynağı ulusal egemenliktir”. Biz bundan vazgeçmez isek, adaleti yeniden tesis edebiliriz.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

2 Yorumlar

  1. Fahriye Onursal dedi ki:

    Ne güzel anlatmışsınız. Bilgilerimi tazelediniz. Yolunuz aydınlık ömrünüz uzun olsun.

  2. Osman dedi ki:

    Güzel bir yazı!..Lâkin burjuva demokrasisinde,”eşitlik,özgürlük,adalet,demokrasi kavramlarının ” soyut olduğunu, somut karşılığının olmadığını; bunların egemen sınıf ya da sınıfların alt toplumsal sınıfları , kendi düzenlerinin devamını sağlamak için manipülasyon için kullandıklarını da gerçek aydınların haykırması elzemdir, diye düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!