TBMM, LİBYA TEZKERESİ İÇİN OLAĞANÜSTÜ TOPLANIYOR - Halimiz
TBMM, LİBYA TEZKERESİ İÇİN OLAĞANÜSTÜ TOPLANIYOR 2
ZİHNİNİ KONTROL ET, HAYATIN DEĞİŞSİN
2 Ocak 2020
TBMM, LİBYA TEZKERESİ İÇİN OLAĞANÜSTÜ TOPLANIYOR 3
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
9 Ocak 2020
TBMM, LİBYA TEZKERESİ İÇİN OLAĞANÜSTÜ TOPLANIYOR 4

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Doğu Akdeniz’de, Türkiye’nin oluru olmadan hiçbir tabii kaynağın çıkartılamayacağını göstermek için Libya ile 27 Kasım’da deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir anlaşma imzaladı. İsrail, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’nin yürüttüğü ortak çalışmalar böylece önemli bir sekteye uğradı. Bu ülkeler, Ankara’nın attığı adımın meşruiyetinin sorgulanması gerektiğini ön plana çıkardılar. Yunanistan, Libya’nın Atina büyükelçisini adeta kapı dışarı etti. Ve fakat bu anlaşmanın benzerini GKRY, 2000’lerin başında, İsrail ve Mısır ile yapmıştı.

Bu tepkisel turnusolde Erdoğan’ın hamlesinin — aynı Suriye’deki politikaları gibi — sanki tek hamle olasılığı olduğu kanaati hakim olmaya başladı. Halbuki Suriye’de de Ankara, Türkiye’nin, Batı ittifakının bir parçası olmasını ve dolayısı ile NATO üyeliğini sorguya açtırmadan bir siyaset güdebilirdi. Ancak Rusya ile ilişkileri öylesine ölçüsüz ve hızlı bir şekilde ileri taşıma yolunu benimsedi ki hala nasıl konumlandırılabileceği koca bir meçhul olan S-400 füzeleri alındı. Türkiye, Batı ittifakının parçası olmasına rağmen bu hamlesi ile yersiz ve zamansız bir güven bunalımının ortaya çıkmasına çanak tuttu. Halbuki, Suriye’de, Rusya’dan, S-400 almadan da farklı işbirlikleri güdülebilir ve verimli de olunabilirdi. Sorun şu ki Eski Türkiye bölgenin dengesiz ve istikrarsız haline ne kadar temkinli ve dikkatli yaklaşımı seçti ise Yeni Türkiye de bir o kadar zıt istikamette yandaş ve maceracı bir atak içine girdi.

Yeni senenin ilk iş gününde bugün (2 Ocak) Meclis olağanüstü bir gündemle toplanıyor. Vekiller, Cumhurbaşkanı’nın, Libya’ya asker gönderme tezkeresini oylayacaklar. Külliye, Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez Al Sarraj’ın talebine icazet verildiğini belirtiyor. Askerlere, gün bitimine, uzun ve zorlu bir yolun çıkacağı kesin. Tezkerenin metni şöyle diyor:

“Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti, tüm bölgeyi etkileyebilecek, Libya’nın bütünlüğü ve istikrarına yönelik tehditler, DEAŞ, El-Kaide ve diğer terör örgütleri, yasa dışı silahlı gruplar ile yasa dışı göç ve insan ticareti ile mücadelede Türkiye’den askeri destek talebinde bulunmuştur.  Bu mülahazalar dışında, Türkiye’nin milli çıkarlarına yönelik her türlü tehdit ve güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde her türlü tedbiri almak, Libya’daki gayri meşru silahlı gruplar ile terör örgütleri tarafından Türkiye’nin Libya’daki menfaatlerine yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek, kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğin idame ettirilmesini sağlamak, Libya halkının ihtiyacı olan insani yardımları ulaştırmak, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından talep edilen desteği sağlamak, bu süreç sonrasında meydana gelebilecek gelişmeler istikametinde Türkiye’nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde Türkiye sınırları dışında harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi, bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkan sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesi hususunda gereğini bilgilerinize sunarım.”

Tezkere de bahsi geçen Anayasanın 92inci maddesi de şöyle diyor:

“F.  Savaş hali ilanı ve silahlı kuvvet kullanılmasına izin verme

             Madde 92 – Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.

             Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanı da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.” 

Yazılı metinler üzerinden gidildiğinde, TSK’nın, bu ülkeye taraf olarak ve savaşmak için gittiğini söylemek hatalı olmayacaktır. Ancak Birleşmiş Milletlerin tanıdığı ve TSK’nın tarafını tuttuğu Ulusal Mutabakat Hükümeti, Müslüman Kardeşler kökenli. TSK’nın, Libya’daki görevi de haliyle Müslüman Kardeşler bazlı hükümetini iktidarda tutmak olacak. Zira Saraj düşerse, Erdoğan’ın, bu ülkeyle imzaladığı deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşma büyük olasılık geçersiz kalacaktır. Bu da, Türkiye’yi, Libya ile ilişkisini bir lider üzerinden sürdürdüğü gibi bir sonuca ve dolayısı ile de ülkenin içinde bulunduğu iç savaşta doğrudan taraf olduğu gibi bir duruma sokabilir.

TSK’yı da dahlederek bu ülkedeki iç savaşta doğrudan taraf olmak pek akıllıca gelmemekte. Saraj’a karşı ve Libya’nın doğusunu ve hatta ezici toprak bütünlüğünü kontrol altında tutan Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter, Türkiye’yi düşman gördüğünü açıkladı. Suriye’de Rusya ile ilginç bir şekilde yakınlaşan Erdoğan iktidarı ise Libya’da Rusya’yı karşısına almış oluyor. Zira Moskova, Hafter’e destek veriyor. Hafter’e destek veren diğer ülkeler ve dolayısı ile Türkiye’nin karşısına aldığı diğer ülkeler ise Birleşmiş Arap Emirlikleri, Mısır, Fransa, İsrail ve Sudan.

Mevcut durum, ne yazık ki, Suriye’de olduğundan daha sorunlu bir açmaza sürüklendiğimizi işaret etmekte. Suriye’de Rusya ile işbirliği yapılırken nasıl ki Türkiye’nin ekseninin kaydığı gibi bir imaj ortaya çıktıysa, burada da Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler için Türk askerinin ölümünü göze aldığı gibi bir sonucun ortaya çıkma olasılığı yüksektir. Bu da bizim bildiğimiz memleketin çıkarlarına hizmet etmekten hayli uzak bir noktaya düşmektedir. Hal böyle giderse ülkeye yeni bir mülteci akının gelmesi ise kaçınılmaz olabilir.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!