TAZE VE YENİ - Halimiz
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ…
22 Ağustos 2019
KOZMOGRAFYA
22 Ağustos 2019

Önümde masmavi deniz… Kıyıya vuran dalgalar… Dalgaların kumlarda çıkardığı sesler… Uzaktan gelen hafif müzik… Yanımda bir şişe bira… Güneş etkisini kaybetmiş… Denize girdiğim yerin sahibinden bilgisayarını ödünç istedim. Lakin içimden yazmak geldi. Her ne kadar tatil boyunca internetten, sosyal medyadan ve teknolojiden uzak durmak için kendi kendime söz vermiş olsam da, bu ortam beni yazmaya özendirdi. Bir yogini olarak canımın istediğini yapmalıyım, öyle değil mi?

Birkaç yıldır uzun bir tatil yapmamıştım. Yoga eğitmenliğine başladıktan sonra tam gün mesai yapmadığım için uzun süreli bir tatile de ihtiyaç duymamıştım. Belli saatlerde ders yapıyor; sonra dilediğimce boş vaktim oluyordu. Dolayısıyla uzun bir tatile ne gerek vardı. Tatile gider, en fazla on gün deniz ve güneşten faydalanır; sonra yaşadığım şehre ve sevdiğim işime geri dönerdim. Zaten bu tatiller de bayram haftalarına denk gelirdi ve ben de kalabalıktan ve yoğunluktan fazla bir şey anlamazdım. Ama hayatta hep koşuşturma içinde yaşamaya alışkın bir kişi olarak tatildeki hareketlilik bile hoşuma giderdi. Dinlenmek, sakinleşmek, sessizleşmek yerine hep hareket… Arkadaşlarla buluşmalar, eğlence mekanlarında geçirilen geceler, az bir uyku, sabah erken kalkıp spor yapmalar… Yani büyük şehir yaşantısının devamı olan kısa bir tatil… Uzun süreli tatile hiç ihtiyaç duymamıştım. Ya da öyle olduğunu zannetmiştim. Ta ki bu seneye kadar.

Bu sene birlikte yoga yaptığım gruplar bayram tatilinin önüne ya da arkasına izin alarak tatillerini uzatmayı planladıklarını söylediklerinde ben de fırsat bu fırsat diyerek tatilimi uzatmaya karar verdim. Uzun yıllardan beri ilk defa 20 gün tatil yapacaktım. Bu benim için bir lüks gibiydi. Serbest çalışmak aslında çok güzel ama tatile çıkmak gerektiği zaman kendi işine duyduğun saygıdan dolayı öylesine çekip gidemiyorsun. Öncelikle sevgili “yogi” ve “yogini”lerini düşünmen, onlarla tatil planlarını konuşman ve kendini onların planlarına göre ayarlaman gerekiyor. Bu sene “yogi” ve “yogini”ler uzun tatil planları yaptığı için ben de kendime uzun bir tatil programı yaptım. Hatta grupların tatili 30 Ağustos tatili ile uzatmayı düşündüklerini öğrendim ve kendi kendime, “Ankara’ya dönüp de ne yapacaksın? Sen de tatilini uzat ve yıllardan beri ilk defa bir ay bir tatil yap. Kendine ödül ver” dedim. Biletimi değiştirdim ve tatilimi uzattım. Hal böyle olunca da Ankara’ya döndüğümde yazmayı planladığım yazı yerine denize girdiğim işletmenin sahibinden bilgisayarını rica edip deniz kokusu, dalga sesleri ve güneş ışınları arasında bu yazıyı yazmaya koyuldum.

Bu “zoraki uzun tatil” programını devreye sokana kadar böylesine bir tatile ne kadar ihtiyacım olduğunu hiç bilmiyordum. Yarı-zamanlı çalıştığım için kendime vakit ayırabildiğimi ve dinlendiğimi düşünüyordum ama hiçbir şey tatilin yerini tutmuyormuş. Tatildeki huzurun, mutluluğun, sakinliğin ve sükûnetin. Sabahları erkenden uyanmak ve kimi zaman yürüyüşe gitmek, kimi zaman ise bisiklete binmek… Gün boyu denize girmek… Sessiz kalmak, fazla konuşmamak… Telefondan ve teknolojiden uzak durmak… Televizyon sesi duymamak… Sadece sevdiğin müzik uygulamalarını dinlemek… Bolca kitap okumak… Deniz kenarına giderken bugün kitabım biterse diye yanına yedek kitap almak… Kitaptan başını kaldırıp engin ve dingin denize bakmak… Bir süre öylesine bakıp kalmak… Kısa bir meditasyon… Huzur ve sükûnet… Bir de çok kalabalık olmasa… Neyse ki kalabalığın içinde bile sessizliği ve sakinliği yakalamayı deniyorum. Ve yakalıyorum. Yeniden kendi içime dönüyor ve sessizliği seçiyorum. Kimi zaman akşam üzeri oradaki tanıdıklarla yoga yapmak… Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bir kere daha görmek… Bazı insanlarla tesadüfen değil tanışman gerektiği için tanıştığını fark etmek… Her şeyi fark ederek yaşamak ve hissetmek…

Kalbinin sesini dinlemek… Zihnini göz ardı etmek… Zihnin her ne kadar seni ele geçirmeye ve seni huzursuz etmeye çalışsa da ona direnmek… Sessizliğini korumak ve kalbini dinlemek… Gözlerini kapatmak, sonra açıp yeniden o engin ve dingin masmavi sulara bakmak… Dalgaların sesini dinlemek… Dalgaların kumsalı öpüşünü ve geri çekilişini izlemek… Sadece o an’da olmak… Sadece o an’ı doyasıya yaşamak… Ve bilmek… Sadece bu an’ımızın olduğunu bilmek… Ne olursa olsun, hep huzurlu ve mutlu olmak… Zihnin olumsuzluklarına kendini kapatmak ve sadece vicdanın, kalbin ve ruhun ile hissetmek ve yaşamak… Belki böylesine huzurlu bir sahil beldesinde bunu yapmak daha mümkün ama bunu daima yapmak… Daima huzurlu ve mutlu olmak… Sükûneti ve sessizliği hissetmek… Sakinliği yakalamak… Nerede olursa olsun. Çünkü nereye gidersen git, sen aynı kişisin. Zihninle, zihnindeki düşünceler ve duygularla… “O yüzden nereye gidersen git, daima huzurlu, mutlu ve sakin ol,” diyor bana kalbim ve ruhum… Anladın mı şimdi diye ekliyor: “Ne kadar çok ihtiyacın varmış böylesine bir tatile ve yaşadığın şehirden, işinden ve rutinden uzaklaşmaya? Artık yenilenmiş, taptaze ve gelişmiş olarak dönebilirsin. Bu dinlence sonrası sen ve yoga derslerin de yenilenmiş, tazelenmiş ve gelişmiş olacak.”

 

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!