TASARRUF VE YATIRIM ÜZERİNE SIĞ BİR ANLAYIŞ - Halimiz
ORTAKLAŞMAK
28 Şubat 2019
ANKARA’DA SANAT VAR.. ÖYLE GÜZEL Kİ…
7 Mart 2019

Hikaye gerçek bir olaya dayanıyor olup, alıntıdır.

“Çin’e yaptığım seyahat sırasında Shenzhen’deki ara sokakların birindeki salaş restorana oturmuş yemeğimi yiyordum. Tam o sırada, restoranın önüne 78 model turuncu bir Vos Vos yanaştı. Araba yolda kaldı kalacaktı, her yanı dökülüyordu. Arabanın kapısı yavaşça açıldı. İçerisinden 60larına merdiven dayamış bir adam indi. Kafasında kenarlarından iplik atmış bir fötr şapka, üzerinde ise ince bir gömlek ve kanvas pantalon vardı. Bizim memlekette asker saati olarak bilinen Casio saatine şöyle bir baktıktan sonra restorana girdi. Restorana sanki 40 yıldır geliyormuş gibi gidip bir masaya oturdu, meğersem 40 olmasa da 25 yıldır haftada 3-4 gün bu restorana gelirmiş, sonradan öğrendim. Çin erişteli çorbasını sakin bir biçimde içip restoranın sahibiyle kısa bir sohbet yaptıktan sonra çıkışa yöneldi. Yemeklerimi getiren garsonla samimi bir sohbet oluşturmuş olmam gerek, yanıma geldiğinde “Bu adam kim biliyor musunuz?” diye sordu. Bilmediğimi söylediğimde, “Bu bölgede 3 tane kauçuk fabrikası var, 3 milyar $ serveti olduğu söyleniyor” diye cevabı yapıştırdı. Kaşığım ağzımda, şok içinde kalmıştım. Gitgide uzaklaşan 78’linin patlak egzost sesleri hala duyulmaya devam ediyordu.”

*****

Kapitalizmin bütün dünyada bu kadar kolay bir biçimde kök salabilmesinin en temel nedeni, insanların hep daha fazla tüketerek mutlu olacaklarına inanmalarıdır. Bu sistemin bu kadar iyi işler halde olmasının nedeninin insan nefsiyle ve hırsıyla bütünleşmesi olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan, karşılaştığımız tatsız koşullar karşısında bütün suçu sisteme atmak, tembellikten ve acizlikten başka bir şey değildir çünkü dünya tarihindeki çoğu sistemin insan eliyle kurulduğunu ve insan eliyle yıkıldığını unutmamak gerekir. Bu yazıyı yazmamdaki amaç tabi ki de arama motorlarına “Nasıl zengin olunur?” yazdığımız zaman önümüze çıkan yazılara bir yenisini daha eklemek değil. Üzerine tartışacağım konu, çok daha derin bir konu. Hem zihin üzerine çalışan hem de iktisat eğitimi almış biri olarak, tasarruf ve yatırım konuları üzerine düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

Doğru Harcama

Ülkemizin içinde bulunduğu durumdan dolayı ekonomik koşullar birçok insan için ciddi bir probleme dönüşmüş durumda. İstediğimiz önlemi alsak da elimizde olmayan durumlardan ötürü mali açıdan iki yakamızı bir araya getiremememiz, her durumda ve her ekonomide olabilecek bir şey. Bu gibi durumlar haricindeki diğer durumları incelemeye başladığımız zaman, ülkeleri ve bireyleri birbirinden ayırmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Eğer bir ülke borç içindeyse, bakılması gereken ilk yer iktisadi politikalar değildir, o ülkenin vatandaşlarının kafa yapısıdır.

Bir dönem, çevremdeki insanlar, çok borçlu oldukları ve bu borcu nasıl ödeyeceklerini bilemedikleri için sorunlarını bana anlatmaya başlamıştı. Bende, tüm iyi niyetimle, bir an önce bu borçtan kurtulabilmeleri için sorunun nedenini bulup bir çözüm üretmek üzerine kafa patlatmaya başladım. İçlerinden bazıları, başlarına gelen büyük bir talihsizlik sonucu böyle bir borcun altına girmişti. Diğerlerinin borca girmesinin temel nedeni ise yaşam alışkanlıklarını, koşullar değişmiş olsa bile aynı şekilde devam ettirme istekleriydi. Koşullar değişmişti ve değişen koşullar esneyebilmeyi gerektiriyordu. Ancak egoları son derece katı olduğu için, alıştıkları lüks yaşamı devam ettiremeyeceklerini bilseler de küçülmeyi kendilerine yediremediler ve krediler çekerek mevcut düzenlerini sürdürmeyi denediler. Sonuç faciaydı. Çok büyük bir ihtimalle bu insanlar, belli bir süre sonra borçlarını kapatmak için daha da borçlanacaklar ve bu bir Ponzi sarmalına (borcu borçla kapatma) dönüşecek.

Maddi anlamda tasarruf edebilmek için öncelikle düşüncelerimizden, hislerimizden ve isteklerimizden tasarruf edebilmenin yolunu bulmamız gerekiyor. Bu tasarrufun da düzenli olabilmesi için doğru bir anlayışa oturuyor olması gerekiyor. Yani olay, yine zihnin eğitilmesinden geçiyor. Bu durumu bir örnekle açıklayayım. Diyelim ki ay sonu geldi, maaşınızı aldınız, sabit ödemelerinizi yaptınız ve elinizde belli bir miktar para kaldı. Dışarıya bir şey almak için çıktığınızda kendinize şu soruyu samimi bir biçimde sormayı deneyin; “Bu almak istediğim şey, istek mi yoksa ihtiyaç mı?” Eğer samimi bir biçimde yanıt verip yanıtınıza göre aksiyon alırsanız size şunun garantisini verebilirim ki, ay sonu biriktirdiğiniz paraya siz bile şaşıracaksınız. Dediğim gibi, bunun doğru bir anlayışa oturuyor olması lazım çünkü taşıma suyla değirmen dönmez. Eğer kendinizi sıkarak ve kasarak bunu yaparsanız, belki 2-3 ay yapabilirsiniz. En sonunda bunun kendinizde yarattığı stresi boşaltabilmek için bütün biriktirdiğiniz parayı bir anda harcarsınız. Çevrenizdeki insanlar, “E harcamayacaksan neden kazanıyorsun bu kadar parayı?” diyebilirler. Bu, cehaletle ve yanlış anlayışla söylenen bir laftır. Bu lafı söyleyen insanların maaşla debelendiği yaşlarda siz, yaptığınız doğru yatırımlarınızla zamanınızı ve buna bağlı olarak özgürlüğünüzü satın alabilirsiniz. Paranın satın alabileceği en kıymetli şey zamandır, bunu unutmamak gerekiyor. Bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen insanlara Amerika’daki erken emeklilik sistemi olan F.I.R.E.’ı araştırmalarını öneriyorum.

Öte yandan, tasarruf bilincinin açgözlülüğe bürünmesi, bizi şu anda milyonlarca insanın düştüğü batağa düşürür. Tasarruf etmenin kazanılan paraların büyüklüğüyle ilgisi yoktur, kısılan harcamalarla ilgisi vardır. Yani mesele her ay kenara büyük miktarlarda paralar ayırmak değil, düzenli bir biçimde ayırmaktır. İnsanların asıl istedikleri şey kısa sürelerde para vurmak olduğu için bu doğal olarak tasarruf etme anlayışlarında da ortaya çıkıyor. Hemen bir örnek daha verelim; 20’li yaşlarınızdasınız, iyi bir eğitiminiz de var, girdiniz o herkesin girmek için can attığı uluslararası şirketlere. Gece gündüz çalışarak yıllarınızı geçirdiniz ama normal bir çalışma değil, aşırı çalışıyorsunuz ve bunun karşılığında da dudak uçuklatan bir para kazanıyorsunuz. Acayip bir birikim yaptınız ama sağlığınız teklemeye başlıyor. Sonra bir gün kanser olduğunuzu öğrenip çok şaşırıyorsunuz. Hayat basıyor tokadı suratınıza. Bütün o birikimler sizi ölümden kurtaramayacak tedavilere gidiyor. Hayattan sürekli bir şeyler aldığınızı zannetseniz de aslında hiçbir şey alamadığınızı fark ediyorsunuz. Böyle olmak ister misiniz? Dünya, bunun gibi örneklerle dolu.

Doğru Yatırım

Kendi Zen ustam bana bir gün “23 yaşındasın. Her yıl, dantien’indeki yaşamsal enerjini (chi), bilgini, tecrübeni, anlayışını ve paranı %15 ile %20 arasında arttırmayı başarabilirsen, 50-55 yaşına geldiğinde akıl almaz bir seviyeye ulaşabilirsin. Bunun için tasarruf edip doğru yatırım yapman gerekiyor” demişti.

Tasarruf, aslında herkesin yapabileceği bir şey ancak tek başına yeterli değil. Tasarrufun değerlendirilebilmesi için, doğru yatırımın yapılması gerekiyor. Doğru yatırımı yapmak tasarruf etmekten bir parça daha zor çünkü araştırma, bilgi birikimi, sabır ve soğukkanlılık istiyor. Dünyada “Borsa Duayeni” olarak bilinen Warren Buffet, 56 yaşındaki 1.2 milyar dolar servetini 83 yaşında 87 milyar dolara katlayabilmiş bir insan. Beni en çok merak ettiren şey, kazandığı paradan çok bunu gerçekleştirebilmiş olmasını sağlayan şeylerin ne olduğu ve neyi farklı yaptığıydı. Bunun üzerine televizyonlara verdiği röportajları izlemeye başladım. En etkilendiğim noktaları sıralıyorum:

1) Günde 5 ile 6 saat arası okuyorum. Hem dünya haberlerini, hem piyasa haberlerini.

2) 5 yıldan erken getiri sağlayacağını düşündüğünüz yatırım, iyi bir yatırım değildir.

3) Kısa vade yerine uzun vadeye odaklanın, benim bir hisseyi elimde tutma sürem genellikle ömür boyudur.

4) Fiyat ayrı bir şeydir, değer ayrı bir şeydir. Hisselerin değerlerinin artıp azalmasına odaklanmayın. Bir şirkete yatırım yaptığım zaman, o şirketin sahip olunmaya değer olup olmadığına bakarım ve şirketin sahibi olmak amacıyla yatırım yaparım.

Doğru yatırım yapabilmek için bilgi sahibi olmak gerekiyor. Yatırım sadece finansal anlamda yapılmaz. Bilgiye ve tecrübeye bu sistematik içerisinde yatırım yaptığınız zaman, bir süre sonra işin para kısmı zaten kendiliğinden gelecektir. Üzerinde durduğum noktaların doğru anlaşıldığını düşünerek yazımı şu cümleyle bitirmek istiyorum: Fakirlik, sadece bir alışkanlıktır. Zenginlik ve bolluk için doğru anlayışa sahip olmak gerekir.

mm

Ekin Karahan

1993 yılında Ankara’da doğdum. 2017 yılında Bilkent Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldum. Uzun zamandır engellilik üzerine, toplum bilinçlenmesi ve bilgilenmesi amacıyla seminerler veriyorum ve çalışmalar yapıyorum. Bugüne kadar biriktirdiğim bütün deneyimleri insanlara aktarabilme motivasyonuyla yazıyorum. Yazı yazmak, düşüncelerimi aktarabilmek için en sevdiğim yollardan bir tanesi. Düşünceler kağıda dökülerek çoğalmalı... İnsan, paylaşarak varolmalı... ☺

2 Yorumlar

  1. Ece Teyzen dedi ki:

    “ Sorgulayan, düşünen, araştıran, çözüm üreten ve paylaşan…”

    Söylediklerine çok değer veriyorum, faydalanıyorum, seninle gurur duyuyorum.
    Teşekkürler Eko’m.

  2. Kemal Abi dedi ki:

    Bravo Ekin’cim,düşüncelerine tamamen katılıyorum. Ülkemizde bırak gençleri, birçok yetişkinde de bu mantık maalesef yok. Türkiye bu krizden, ancak tasarruf yaparak ve üreterek çıkabilir.
    Seni kutluyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!