TAM KARARINDA - Halimiz
TAM KARARINDA 2
AMERİKALILAR YAPIYOR DA, BİZİM NEYİMİZ EKSİK
21 Kasım 2019
TAM KARARINDA 3
SİNEMA İLE TELEVİZYON EKRANININ EN CİDDİ SAVAŞI
28 Kasım 2019
TAM KARARINDA 4

Hayatta istediğiniz şeyler olsun diye çok mu kasıyorsunuz yoksa vurdumduymaz bir hayat mı yaşıyorsunuz? Hiçbir şey umurunuzda değil mi yoksa her şeyi kafaya takıyor musunuz? Kastığınızda ve kafaya çok taktığınızda istedikleriniz olacağı yerde sizden daha da uzaklaşıyor değil mi? Tıpkı yoga çalışmalarındaki gibi… Bir “asana”yı (duruş) kafaya taktığımızda ve o duruşu yapmak için kendimizi kastığımızda o duruşun bize yakınlaşacağına uzaklaşması gibi…

Bu aralar, yıl sonu yaklaştığı için yoga gönüllüleri sene sona ermeden henüz yapamadıkları zor bir “asana”yı yapmak istiyor. Bunun için de derslerde o yönde çalışıyoruz. Ben dahil olmak üzere… Senelerdir “kol duruşu” üzerine çalışıyorum. Yol kat etmedim mi? Ettim tabii ki. Ama yine de tam istediğim seviyeye gelmiş değilim. Herkesin bir hedefi var. Benim hedefim “kol duruşu” ise birçok yoga sevdalısının hedefi “baş üzerinde dimdik durabilmek.” Sanki sene sonu müsameresine hazırlanıyoruz. Ben dahil yoga sevdalıları gösteri yapacak ve izleyiciler tarafından alkışlanacağız. Zaten hayatta da hep alkışlanmak istemiyor muyuz? Hepimiz onaylanmak, desteklenmek ve beğenilmek için çalışmıyor muyuz? Yoga matı hayatın bir kesitiydi, öyle değil mi? O matın üzerinde geçirdiğimiz kısa zaman dilimi hayatımızı yansıtıyordu. Herkes gibi ben de yoga matının üstünde benim için en zor ve en imkânsız duruşlardan birini başararak alkışlanmak, onaylanmak ve beğenilmek istiyorum. Henüz “guru” mertebesine erişmedim, öyle değil mi?

Herkesin gönlünde bir aslan yatar ya benim gönlümde de “kol duruşu” yatıyor. Diğer sevdalıların gönlünde ise “baş duruşu.” Hepimiz deniyoruz, deneyimliyoruz, çalışıyoruz, çabalıyoruz ve günler gelip geçiyor. Bu sene sona ermeden muradımıza bir erseydik! Bu çalışmayı kademe kademe bir çalışma olarak düşünebilirsiniz. Okumayı öğrenmek gibi… Önce tek heceli, sonra iki heceli, sonra üç heceli kelimeler… Sonra kısa cümleler, sonra uzun cümleler ve yavaş yavaş kitaplar gibi… “Baş duruşu” tek heceli kelime ise, “kol duruşu” üç heceli… “Tek heceli duruşu” kolayca yapmaya başladığınızda o duruşu yapmak için hangi kasları sıkmanız gerektiğini ve ne kadar sıkmanız ne kadar gevşek bırakmanız gerektiğini gayrı ihtiyari yapıyorsunuz ve o sizin için sıradan bir şey haline geliyor. Ta ki sizin için zor olan bir şeyi okumaya ve öğrenmeye sıra gelene kadar… O an geldiğinde sil baştan başlıyorsunuz. Sıfırdan… Emekleyerek… Yeniden adım atmayı öğreniyorsunuz. Yeniden okumayı öğreniyorsunuz. Ve koşmaya başlayana kadar ya da çok hızlı okumaya başlayana kadar zihin sürekli devrede oluyor ve siz sürekli öyle mi yapmalıyım yoksa böyle mi diye düşünüyorsunuz. Kimi zaman kasları ve bedeni çok sıkıyorsunuz kimi zaman ise çok gevşek tutuyorsunuz. Çok sıktığınızda da çok gevşek bıraktığınızda da olmuyor. Tam orta hattı bulmak gerekiyor. Ne bir uçta ne de diğer uçta. Ne çok ne az. Tam kararında. Tam ortada.

Bir bebeğin emeklemekten ayakta durmaya geçmesi gibidir yogada bizim için zor bir “asana”yı denemek… Tıpkı bebeğin ayakta durmaya ve yürümeye çalışırken düşmesi ve pes etmeden yeniden ayağa kalması gibi… Duvarlar bizim dostumuzdur, düşmanımız değil. Duvar kendimizi daha güvende hissettirir. Hayatta da öyle değil mi? Güvenli hissettiğimizde daha kolay bir hayatımız olur. Güvenecek bir dostumuz, ailemiz ve eşimiz varsa kendimizi şanslı hissederiz. Yogada “duvar”, hayattaki güvenilecek dost, aile ve eş gibidir. Yine de orta hattı bulmak gerekir. Ne çok sıkmak ne de gevşek bırakmak. Terazinin ne bir kefesinin ne de diğerinin ağır basması… Tam kararında… Bir kilo ağırlığa karşı bir kilo elma bulunması gibi… Ne kasları çok sıkıp duvara yaklaşmak ne de kasları çok gevşek bırakıp duvardan uzaklaşmak… Kasları yeterince ve kararında sıkıp düz bir şekilde dik durmak… Doğru duruşu bulmak… Orta hattı bulmak… Tam yerinde ve kararında durmayı başarmak…

“Brahmacharya” (ılımlı olmak) ilkesi enerjiyi doğru kullanmakla da ilgilidir. Tam kıvamında ve kararında kullanmakla yani… Yoga, bir enerji meselesi ve enerjiyi nasıl ifade edip ortaya koyduğunuz sizin kendi çalışmalarınız ve öz disiplininiz için çok önemli. O yüzden enerjinizin bir parçasını bile ziyan etmemeniz gerekiyor. Yogada amaç enerjiyi aşağıdan yukarıya doğru yükseltmek ve “evrensel bilinç” adını verdiğimiz daha yüksek bir bilinç seviyesine erişmek… Tüm canlılarla bir, bütün ve tam olmak… Bu nedenle tüm yoga çalışmalarında doğal, nazik, yumuşak, rahat, enerji dolu ve çabadan uzak olmamız gerekmekte. Tabii ki korku, endişe ve zihin karışıklığından da… Sizce hayatta da böyle olması gerekmez mi?

Enerji dolu olmak, tüm dikkatimizi içimizdeki güce yani enerjiye vermek ve şüphe, endişe, korku ve zihin karışıklığı gibi bizi engelleyecek her tür duygu ve düşünceden uzak durmak bir nevi “brahmacharya”dır. Çünkü burada ılımlı olmaya ve doğru ve tam yerinde durmaya çalışmaktayız. Unutmamız gereken en önemli mesele enerjidir. Enerjimiz nereye doğru yönlenirse biz de oraya doğru yönleniriz… Bedensel, ruhsal ve zihinsel olarak. O halde doğru konumu, doğru pozisyonu bulmamız ve enerjiyi o noktada tutmamız bizim için yapılabilecek en doğru şeydir. İster yoga çalışmaları sırasında bir “asana” denerken olsun isterse günlük hayatımız içinde atacağımız adımlarla ilgili olsun doğru pozisyonda bulunmak ve orta yolu bulmak önemlidir. Yeteri kadar yemek, yeteri kadar içmek, yeteri kadar konuşmak, yeteri kadar spor yapmak, yeteri kadar yoga yapmak… Ne çok ne az… Yeteri kadar… Kararında…

Yeteri kadarı ile yaşamak, kararında yaşamak, orta yolu bulmak, terazinin dengesini yakalamak duyularımızı kontrol etmemizi sağlar ve etrafımızdakilerin hayatımızı zehir etmesini engeller. Aşırıya kaçtığımızda, çok yediğimizde, çok yürüdüğümüzde, çok spor yaptığımızda, çok konuştuğumuzda öncelikle bedenimiz bize işaret verir. Yoruluruz, midemiz rahatsız olur. Bu tarz aşırılıkları fark ettiğimizde hayatımızın kontrolünü yeniden elimize alma ve hayatımızı tümüyle değiştirme şansını elde ederiz.

Duygu ve düşüncelerimizi çok uçlarda yaşadığımızda ve aşırı tepki verdiğimizde ise zihinsel ve ruhsal olarak yıpranırız. Çok sevmek yerine kıvamında sevmek, çok üzülmek yerine yeterince üzülmek ve kendini yıpratmamak zihinsel ve ruhsal olarak yeniden dengemizi bulmamızı sağlar. Zihin ve ruh dengemizi yitirirsek ve zihnen ve ruhen uçlarda yaşarsak da “brahmacharya” ilkesinden uzaklaşmış oluruz.

Bu yüzden “brahmacharya” ilkesi bize duyularımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı, bedenimizi, zihnimizi, ruhumuzu yani kısaca hayatımızı kontrol etme ve düzeltme imkânı verir. Kendimize hâkim olmamızı sağlar. Uç noktalarda yaşamak yerine terazinin kefesini doğru kullandırır. Böylece ne kaslarımızı çok sıkar duvardan uzaklaşırız ne de çok gevşek tutar ve duvara yaklaşırız. Yeterince ve kararında sıkar ve olması gerektiği kadarıyla doğru pozisyonda dururuz. Tıpkı hayatta da çok kasıp ya da hiç umursamayıp hedeflerimizden uzaklaşmamız gibi… Kararında ve yeteri kadarıyla çaba gösterdiğimizde hayattaki hedeflerimize ulaşmamız gibi…

 

 

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!