SURİYE'DEKİ KÜRTLERİN DURUMU - Halimiz
NEDEN HİÇ KİMSE GÜLÜMSEMİYOR?
10 Ocak 2019
KIRMIZI ÇİZGİ VE GÜVEN
10 Ocak 2019

Amerikan Başkanı Donald Trump, 19 Aralık’ta, Suriye’den, diplomatik ve askeri personelini çekeceğini açıkladı. Twitter üzerinden yaptığı bu açıklama kendi kabinesini dahi şaşkına çevirdi. Savunma Bakanı Jim Mattis, bu açıklamadan sonra istifa etti.

Trump, Suriye’de bulunan askerlerin – önce – 30 gün içinde çekileceğini belirtirken, sonra bu sürecin 4 ay alabileceğini söyledi. Ve şimdi de Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ortada bir çekilme takvimi olmadığını; çekilmenin gerçekleşmesi için Türkiye’nin belli taahütleri yerine getirmesinin şart olduğunu söylüyor.

Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ifadesine göre Amerika, Türkiye’nin, ‘Kürtleri, kıyıma uğratmamasını’ garanti altına almak istiyor. Bolton’a göre de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’a, yaptıkları telefon görüşmesinde zaten Kürtlere zarar vermeyeceği yönünde söz vermiş.

Trump’ın çekilme kararını ekseriyette olumsuz karşılayan Amerikan medyası da İŞİD ile mücadelede canlarını ortaya koyan Kürtlerin böylesine yüz üstü bırakılmasının doğru olmadığı kanaatinde. Ve Trump’a karşı ama Pompeo ve Bolton’dan yana bir medya gücü varmış gibi durmakta.

Harvard Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü profesörlerinden Stephen Walt ise Suriye’de ki 2000 askerin Kürtler için gerçekten ne anlama geldiğinin doğru anlaşılması gerektiğine ışık tutuyor. Foreign Policy dergisinde yazdığı köşe yazısında Kürtlerin durumuna empatiyle yaklaştığını ifade eden Waltz, “Ama Amerika’nın Kürtlere yönelik ahlaki sorumluluğu sınırsız değil ve – doğru ya da yanlış – Amerika için uzun vadede sonuçları çok da önemli değil,” diyor ve devam ediyor: “Kürtler, İslam Devleti (İŞİD) ile Sam Amca’ya bir kıyak geçmek için savaşmadılar; kendi çıkarları adına yaptılar bunu. Acımasız uluslararası siyaset dünyasına hoşgeldiniz: Uluslar ve devletler çıkarları örtüştüğünde işbirliği yaparlar ama bu çıkarlar ayrıştığında da bu işbirliğini sonlandırırlar.”

Daha farklı bir ifade ile Waltz, Amerika’nın, Kürtleri, mağdur etmediği kanaatinde. Açıktan söylemediği ise Amerika’nın, Suriye’deki Kürt gruplara, İŞİD ile mücadele adı altında verdiği silah ve askeri eğitim. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Washington’un, PYD/YPG güçlerine 5 bin kamyon ve 2 bin kargo uçağı dolusu silah yardımında bulunduğunu ifade ediyor. Bu silahların ve eğitimin ve belki de istihbaratın, Türkiye’ye karşı bugüne kadar kullanılmadığını veya gelecekte kullanılmayacağını ise argüman etmek kolay değil.

Amerika için denklem NATO müttefiki Türkiye’ye karşı sorumlulukları ile Kürtlere dair taşıdığı emeller arasında karışık bir durumda gibi mi? Waltz’a göre bu da doğru bir yaklaşım değil. Zira Suriye’deki 2000 Amerikan askeri ile Kürtlerin hayal ettikleri bağımsız bir devleti kurmak söz konusu bile değil; Kürtlerin, bu yolda ilerleyebilmesi için bölge ülkelerinden destek alması gerekmekte. Bu da böylesi kanlı bir ortamda dahi olasılık içinde değil.

Türkiye’nin, Kürtlerin bağımsızlık emelinden duyduğu endişe ile Suriye topraklarına askeri harekat düzenlemesi ve de facto bu bölgede bir oldu bitti ile alan hakimiyeti kurması da başta küresel güçler olmak üzere Arap dünyasının kabul edebileceği bir durum değil. Erdoğan da Amerikan askerleri çekilmeden Suriye’ye askeri operasyon yapılmayacağını söylediğine göre, bu operasyonun da yakın tarihte olma olasılığı düşük.

Yol kazası ise her an için mümkün. Ki önümüzde yerel seçimler belirmişken, böyle bir olasılığın varlığı yadsınamaz. Yine de Ankara’nın bu konuda hayli temkinli olacağını temenni edebiliriz.

Velhasıl Suriye açmazında daha çok can yanacak ve kimse de istediğini kolay kolay alamayacak.

Amerikalılar, 2003’ten beri savaşan bir orduya sahipler. Aileler yorgun ve sevdiklerinin artık daha fazla stratejik hedefi tam olarak belli olmayan, sonu belirsiz savaşlarda bedel ödemesini istemiyorlar. İŞİD ile mücadelede kendi askerleri yerine Kürtlerin ölmüş olmasını bu nedenden ötürü önemsiyorlar ama Kürtler için ölürler mi sorusunun yanıtı da günün konjenktüründe pek olumlu çıkacak gibi değil.

Kürtler, Amerika’yı da arkalarına alarak Rakka gibi ve diğer başka noktalarda, Arap nüfusun ağırlıklı olduğu yerlerde güç gösterisi yapmıştı, ve, evet, İŞİD’den temizledikten sonra. Bir başka deyişle, PYD/YPG güçleri, sırtlarını süper güce yaslayıp sahada olmayacak her şeyi denemeye kalktılar ve bugün de denemeye devam edeceklerdir. Fırsatçı olmalarından ötürü belki dışlanmayacaklardır ama yeni oluşan denklemde de farklı aktörler, farklı şekillerde, malum isteklerine karşılık bedel ödemelerini bekleyeceklerdir.

Türkiye ise Suriye’ye kapsamlı bir askeri operasyona kalkışırsa bunun 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın sonuçlarından çok daha komplike sorunlar çıkaracağının farkındadır diye düşünebiliriz. İç kamuoyunu tatmin için ise söylemler farklı çıkmaya devam edecektir.

Suriye’deki İran meselesine ise hiç girmiyorum. Amerika ve Türkiye, Kürtlerle ilgili olarak karşı karşıya gibi gözükürken… İran söz konusu olduğunda, İsrail’i de kapsayan ortak çıkarlarda da birleşiyorlar gibi ama o da başka bir yazının konusu olarak bu haftalık kalsın.

 

 

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!