SURİYE'DE SON HALA BELİRSİZ - Halimiz
SANAL İLETİŞİM
20 Eylül 2018
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
27 Eylül 2018

Dünya siyasetindeki lider kadrolarının her ne kadar mevcut çatışmaları daha da kışkırttıklarını düşünsem de bugün aklı başında kimsenin herhangi birinin yerinde olmak isteyebileceğini düşünemiyorum. İşleri gerçekten zor. Bir tarafta kendi koltuklarını korumaya çalışırken, öte tarafta kendi algılarına göre ülkelerinin çıkarlarını kollamaya çalışmaları hiç kolay iş değil.

Suriye’de, Mart 2011’den beri baş gösteren savaş ortamı da çoğunun katkısıyla böylesine şirazesinden çıktı. Ve henüz daha da bu ülkede akan kanın nasıl son bulacağı koca bir meçhul. Ancak şu var ki ağırlıkta Rusya’nın olmak üzere, İran’ın da desteği ile Suriye rejimi ülke topraklarının ezici bir çoğunluğunun (%90 civarı diyebiliriz) kontrolunu ele geçirdi. İdlib’i de ele geçirdikleri takdirde ülke genelindeki egemenliği yeniden devr alacaklarını ileri sürebiliriz.

Yazık ki bu tablo şiddeti sonlandırmak için yeterli değil. Bunun çeşitli nedenleri var. İlki, Rusya, her ne kadar ülke topraklarındaki savaş döngünün rejim lehine dönüşmesinde kritik rol oynamış olsa da Amerika, Rusya’nın, Suriye’de kazançlı çıkmasına razı değil. Bu iki büyük güç, Suriye üzerindeki emelleri adına mutabakata var(a)madılar. Ancak her iki tarafın da Kürtlerin olası bir özerklik ilan etmelerine itiraz etmeyecekleri aşikar. Türkiye ile sadece yeni bir krizi şu an için göğüslemek istemiyorlar.

Zira İdlib için öngörülen operasyonun da henüz başlamamasının nedeni bu. Kimse, yeni bir insani dram yaşanmasını ve yeni bir mülteci akının doğmasını istemiyor. Türkiye’nin bu anlamdaki uyarıları karşılık buluyor. Ama İdlib’e müdahale kaçınılmaz; elbet olacak…

İran’ın, Suriye’deki varlığı üzerinden yapılan pazarlıklar ise belki kaynayan kazanın altında harla yanan ateş. Rusya, İran’ın, Suriye’de, kendinden daha nüfuzlu olmasını elbette istemiyor. Ama Amerika ve İsrail gibi İran’ın buradan topyekün çıkması üzerinde de ısrarcı değil. Rusya, İsrail’in, Suriye topraklarında İran hedeflerini vurduğunda da ses etmiyor. Ki İsrail artık neredeyse gün aşırı Suriye’ye hava saldırısı düzenliyor. Haftasonu yaptıkları saldırı üzerine kim ne açıklama yapacak acaba diye beklerken, hafta başı Suriye, İsrail uçağını hedef alıcam derken Rus uçağını düşürdü. Ruslar, her ne kadar İsrail’e karşı sessiz kalmayı bir politika olarak benimsemiş olsalar da İsrail’in hava hareketlerinin kendi askeri güçlerinin güvenliğini riske atmasından ötürü memnun değiller. Suriye’nin tüm askeri teçhizatlarının Rusya’dan tedarik edildiğini de göz önüne alacak olursanız, bir de kendi sistemlerinin kendi uçaklarını tanımamasından ötürü rahatsızlar. Ama doğrusu şu ki Türkiye dahil hiç kimse İsrail hava kuvvetlerinin bu operasyonlarına gık çıkartmıyor.

Türkiye için ise durum gerçekten karışık. Mart 2011 öncesi, ortaklaşa bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar yakın olan bu iki ülkenin halen çözümlenmemiş bir dizi sorunu var. Velev ki Suriye’de bu kanlı döngünün bir sonuna ulaşılsın; Suriye rejimi her kimin kontrolünde olursa olsun bu sorunlar yeniden karşımızda olacaktır. Öncelikli olarak Adana mutabakatını anımsamak gerekebilir. 2011 öncesinde de Suriye, terör örgütü PKK’nın kilit arşivini Türkiye ile paylaşmadı; Türkiye’nin istediği isimleri vermedi. İki ülke arasındaki ‘su’ sorunu hala çözüm beklemekte. Ve karayolu ile Suriye üzerinden yeniden ticaret yapılacaksa bunun getirileri ve götürüleri üzerine yeniden bir yol haritası çizilmesi ihtiyaç olabilir. Bunların hepsinden de öte, Türkiye’de yaşayan milyonlarca Suriye’nin hali. Gerçekten de ülkelerine hemen geri dönmeyi isteyecekler midir? Kimisi burada vatandaşlık da aldıktan sonra ve burada bir şekil bir düzen tutturduktan sonra gerçekten gider mi geri memleketine?

Velhasıl büyük güçlerin henüz Suriye’de uzlaşıya varamamaları bir yana; böyle bir uzlaşı olursa, Türkiye için ertesi günü de daha kolay idare edilebilecek bir kriz atmosferi doğurmayacak.

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!