SUÇLU DEĞİLİZ - Halimiz
SUÇLU DEĞİLİZ 2
ANKARA’DA MÜZELERİMİZ VAR… ÖZELLİKLE ULUS’TAKİ MÜZELERİ GEZDİNİZ Mİ?
6 Şubat 2020
SUÇLU DEĞİLİZ 3
KIŞ HASTALIKLARI
6 Şubat 2020
SUÇLU DEĞİLİZ 4

Türkiye’de kadın olarak doğmak doğuştan suçluluk duygusuna sahip olmak gibi bir şey.

Daha küçük yaşlarda ağlayan erkek çocuklarına “kız gibi ağlama”, hızlı koşamayan çocuklara “kız gibi koşuyor”, pembe renk giymiş bir erkeğe “kız gibi giyinmiş” denir. Sanki kız olmak suçmuş ya da kötü bir şeymiş gibi.

Şimdiki zamanda batıda yaşayan kızlar bizimkilere göre daha şanslı. Dünyada “he for she” gibi cinsiyet eşitliğine işaret eden hareketler var. Kızların futbol takımları, hokey takımları var. “Kız gibi” lafını etmek ayrımcılık sayılıyor, batı geç de olsa Kadına saygı duymayı öğreniyor ve onu eşit kabul etmeye başlıyor.

Bizim ülkemizde ise kadın ve erkeğin fıtratlarının yani doğalarının farklı olduğuna inanılıyor. Kadınlar ve erkeklerin fizyolojik farklılıklarının yanı sıra sosyal rollerdeki farklılıklarının kadının doğasında olduğu savunuluyor. Peki öyle mi gerçekten?

Bir sosyal deney yapılsa ve bir erkek çocuğa tam olarak bir kız çocuğuna davranıldığı gibi davranılsa, mesela dense ki sen erkeksin yüksek sesle gülemezsin, sen erkeksin hızlı koşamazsın, kızların kafası matematiğe fene daha iyi basar o yüzden sosyal bilimlerle ilgilen, erkek gibi kırıtma, kızlara dikkat et onların aklı tek bir şeye çalışır, erkekler yapıları gereği daha narindir o yüzden daha duygusaldır, erkekler aynı anda bir çok şeyi yapabilir…

Bu çocuk aynen bir kadın gibi yetişmiş olur. Küçük motor kasları daha gelişmiş, el işine daha yatkın, rutin işleri sorgulamadan kabul etmiş (temizlik, yemek, ütü vb), sporda daha başarısız, okumayı seven, hislerini gösterebilen, arkadaşlarıyla özel konuları konuşabilen, karşı cinse karşı temkinli ve ürkek vs…

Buna işaret eden bir kısa Fransız filmi vardı, ismi Opressed Society (Majorité Opprimée). Filmde kadınlar erkekler gibi davranıyor, erkekler ise kadınlar gibi bastırılmış. Yolda yürüyen pusetli babaya laf atan kadınlar, erkek olduğu için söylenenleri anlamayacağını ve karısıyla konuşmanın daha iyi olacağını söyleyen apartman yöneticisi, işyerinin önündeki sokağa kıstırıp taciz ve tecavüz eden kadınlar…

Bazen bakıyorum da başımıza erkekler tarafından felaket bir şey gelmemiş her günü bir zafer gibi yaşıyoruz.

Görmezden gelmenin, susmanın ve karşılık verememenin ezikliğine ilave bir de kendimizi suçlu hissediyoruz.

Bahsettiğim kadın profili sadece kırsalda ezilen cahil kadın değil. Okumuş, çalışan kadınlar da aynı şekilde hissediyor.

Örneğin iş yerinde kendi hak ettiği terfiyi karşı cinsten bir meslektaşı aldığında içine atıyor, kendisi terfi alsa bile hemcinslerine yapılan ayrımcılığı görmezden geliyor. Örneğin sokakta biri laf attığında susuyor, üstüne yürüyen adama karşılık vermiyor.

Kadın bunların hiç birini yaşamasa bile, işten eve gelip kendine biraz vakit ayırmaya karar verdiğinde çocukla ilgilenmediği için kendini suçlu hissediyor. Çocukla ilgilense, yemeği vaktinde yetiştiremediği için, yemeği yetiştirse ve çocukla ilgilense kocasıyla yeterince ilgilenmediği için. Hepsini yapsa, kendine vakit ayırmadığı için…

Kadın için kazanma durumu yok. Ne yapmayı seçerse seçsin suçluluk ona eşlik ediyor. Çünkü bugünün kadını, dün küçük bir çocukken bunlara hakkı olmadığına inandı. Büyüdüğünde, başarılı kadınlar, medya ve reklamlar ona dedi ki hepsini yapabilirsin. Hem mükemmel bir anne, mükemmel bir iş kadını, sosyal bir arkadaş, harika bir eş, hem müthiş bir aşçı olabilir fit ve diri bir bedenle asla yaşlanmayabilirsin! Çocuk da yaparım kariyer de diyen Nil’in ne söylediğinden haberi yoktu kanımca…

Ve kadın, bu sefer de bu baskıdan dolayı, hepsinde iyi olamamaktan dolayı suçlu hissetmeye başladı.

Simone de Beauvoir’a göre kadının maruz kaldığı emek sömürüsü ve psikolojik baskı biyolojik farklılıkla açıklanamaz. Ona göre kadının erkekten farklı fiziksel özelliklere sahip olması, adale yapısının zayıf olması ve doğurması gibi farklılıkların altının çizilmesi kadın aleyhine eşitsizliğin birer bahanesidir.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF)’nun yayınladığı Cinsiyet Eşitsizliği Raporuna göre Türkiye, Cinsiyet Eşitliğinde 149 ülke arasından 130. sırada. Bu bize ülkemizde kadın haklarıyla ilgili çok çarpıcı bir şey söylüyor. Kadının erkil düzende kendinden vazgeçmeden kendini gerçekleştireceği alan açılması gerek. Bunu yapabilecek olan ise yine biz kadınlarız ve bizim yanımızda yürüme cesaretini gösteren bir kaç iyi adam.

Hepsinden önce üstümüze yapışmış, dini söylemler, örf ve adetlerin yarattığı sosyal baskının sonucu duyduğumuz suçluluktan ve eziklikten kurtulmamız gerek. Kadın olarak gerçekçi olmayan beklentileri yerine getirmek zorunda değiliz. Her şeyin başında biz suçlu değiliz, suçluymuşuz gibi davranılmaya yüksek perdeden bir HAYIR demeliyiz.

Kadın temas ettiği hey şeyi iyileştirir ve güzelleştirir yeter ki silkelenip, kendi gücüne sahip çıksın.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!