SORUNUMUZ ÇÖZÜMSÜZ - Halimiz
SORUNUMUZ ÇÖZÜMSÜZ 2
KAZ DAĞLARI HEPİMİZİN
22 Ağustos 2019
SORUNUMUZ ÇÖZÜMSÜZ 3
İDA’NIN BÜYÜSÜ
22 Ağustos 2019
SORUNUMUZ ÇÖZÜMSÜZ 4

Çözümsüz sorunumuz var. İkilikli düşünmeden ne yaptığımız belli değil. Terör örgütü olan hangisi: PKK mı, HDP mi? HDP, terör örgütü ise nasıl yasal siyasi faaliyetlerini yürütebiliyor? PKK, iktidarın tepki verdiği gibi bugün hala bir terör örgütü kabul görüyorsa, İstanbul yerel seçimleri öncesi İmralı’da tutuklu bulunan liderleri üzerinden neden iktidar lehine siyasi bir kazanım elde edinmek isteniyor görüntüsü veriliyormuş gibi oldu; TRT, neden bu adamın kardeşinin kim olduğunu bilmiyormuş saflığında röpörtaj yaptı?

İmralı’daki nasıl olur da sivil dünya ile iletişime geçebilir yıllardır anlayabilmiş değilim. Adamı hapse koymanın en önemli nedenlerinden biri özgür dünya ile iletişimini kesmek, dolayısı ile hem kendi kadrosuna hem de sivil vatandaşlara zehrini paylaşmasını engellemektir. Ama burada, bir terör elebaşısından medet umuluyor ve sonra da bir dizi kodlamalar ile halktaki milliyetçilik duyguları kabartılıyor. Bir durup düşünmek lazım hakikaten, bu İmralı’daki neden ve nasıl seçim öncesi piyasaya sürüldü de bugün sesi çıkmıyor diye.

Çözüm süreci de bir enteresandı. İktidar, HDP’lileri, İmralı ve Kandil arasında resmen atanmış ulak gibi kullandı; HDP’lileri yine adam yerine koymadı gerçi ama kalkıp da İmralı’da, Devlet Bakanları, malum zatla, Dolmabahçe’deki okunan metni okuyamayacakları için HDP’lileri ara yüz olarak kullanmakta beis görmedi. Ve bir dolu bir dolu başka başka şeyler oldu, çözüm süreci mevta oldu, Suriye işleri hepten karıştırdı, sonrası malumunuz. Ne olduğunu hep birlikte anlamaya çalışıyoruz, na mümkün…

Kürtlerle sorunumuz yok, teröre karşıyız diyoruz. Kürtlerin, siyaseten yasal bir yapılanma içinde seçimlere giren seçilmişlerinin her fırsatta ellerinden yetkiyi alıyoruz. Bu hafta Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediye başkanları görevden alındı mesela. HDP eş-eski genel başkanı Selahattin Demirtaş ile içerde tam olarak kaç HDP’li var bilmiyorum ama sayıları kesinlikle hayli kabarık. Halk da buna tepki veriyor. Bölgeden, sosyal medyada yapılan yaklaşımlar derin bir kırgınlığı aksettiriyor. Çoğu, iktidarın, seçimin sonucunu üç ay sonra tanımayacaksa baştan sandığı ortaya çıkarmamasını dahi dile getiriyor. Kürtlerle sorun yoktu ise, şimdi var demek.

Kürtlerin, toprak parçalamak istemediğini tekrarlıyoruz. Ama Kuzey Irak politikamızın amacı, Kürt meselesini dışardan içeriye doğru çözerek, Türkiye’nin nüfuz alanını genişletmek oldu. Kazanım getiren her şeyin kaybedilebileceğini bilmezmiş gibi bir yaklaşım ile ortaya çıkıldı. Dahası, Kürtlerin, bu sınırlar etrafında dağıldıkları diğer ülkelerdeki ırkdaşları ile sanki homojen bir uyum gösterecekleri varmış gibi ve bu memleketin vatandaşı olanların hiçbir farkları yokmuş gibi bir yaklaşım izlenildi. Bu da siyaseten kendimizle yaptığımız kavganın, bizi bizden uzaklaştıran tarifsiz hüzünlü bir yüzü.

Bu iktidar ilk seçildiğinde İmralı’daki yargılama biteli 3 yıl olmuş, PKK liderlik sancılarına gömülmüş ve yenik düşmüş bir haldeydi. Terör yüzünden ölen askerlerimizin sayısı, 40 yıllık zaman diliminin içindeki en minimum seviyeye gerilemişti. Sorun, çözülmemişti ama silahlı boyutu ağır darbe yemişti. Siyaseten bu dönem daha farklı kullanılsaydı nasıl olurdu diye düşünülebilir ama bahtsızlık bu ola ki iktidarın politikaları icabı askerle restleşmesi ve Eski Türkiye’nin defterini dürmesi gerekiyordu. Kürt meselesi de siyaseten sömürülebilecek bir husustu.

Terörle mücadele kadar hayatta pis bir iş olamaz herhalde. Sivil halkın güvenliğini tesis etmek için güvenlik birimlerinin günün her salisesinde aldıkları riskler ve bilmediğimiz nice başarıları kimbilir ne kadar çok cana siper olmuştur. Ama ne kadar zorlu da olsa bu mücadele, devleti temsil eden aktör ve kurumların, terörle mücadele ederken terör örgütlerinden farkını her daim hukuku üstün tutarak kanıtlamaları bir ihtiyaç. Aksi takdirde, öylesine acımasızca bir eşleşme olur ki kimse olanı ağzına almak istemez. Ne yazık ki pür-i pak bir dünümüz ve bugünümüz yok.

Velhasıl terörle mücadelede hukukun üstünlüğünü en üst mertebede tutamadığımız için işler çok çetrefilli dallara ayrıldı. İktidar da askerle restleşirken, PKK ile mücadelede tesis edilen kırsaldaki askeri varlığı kırdı. Asker, garnizonluğuna çekildi; devriye yapamaz oldu. Gel zaman git zaman PKK’lılar, doğu taraflarında yolda arama yapmaya bile başladı. İktidara göre askerin, bu meselenin bugünkü boyutlarına gelmesinde büyük günahı vardı. Sonra, askerin bu konularda egemen olduğu dönemin hepten bittiğini de simgelemek adına çözüm süreci içinde Irak’la ki Habur sınır kapısında seyyar çadır mahkemeler kurularak, bir grup PKK’lının Türkiye’ye resmen ve yasal olarak girişi sağlanmıştı. Halk tepki verince, devamı gelmedi. Hata mıydı? Hem de en katmerlisinden, hiç olmayacak bir işti…

O vakitler ne oldu, nasıl başlanıldı, ne şekilde bitti… Bildiğimizi sandığımız hiçbir şey, devletin bildiği kadarı değildir. Yarım bilgi de hiçbir zaman isabetli kanaate ulaştırmaz bizi. Ama görünen bir şey var. Tehlikeli bir şey Eski Türkiye’yi yererek denendi ve sonuç alınmadı. Sonuç olarak ne alınmak istenmişti, onu dahi bildiğimizi sanmıyorum. Belki bugün iktidarda olanlar, Eski Türkiye’yi yerdikleri hallere kısmen ve hatta ötesinde kendilerinin geldiğini görünce bilmediğimiz bazı iç hesaplaşmaları da yapıyorlardır. Onlara da tarihin ilerleyen yapraklarında bir vakit rastlarız.

Bunca iç karartıcı bir halin içinde sorunumuz çözümsüz olsa da şu son bir kaç vakittir memlekette daha önce benzeri görülmedik bir halk dayanışması dikkat çekiyor. İktidarın yerden yere vurduğu Eski Türkiye’nin temsilcileri, PKK ile mücadelenin en çok can aldığı dönemlerde dahi memleketin batısında yaşayanların Kürtlere karşı olumsuz tavır takınmadığından gururla bahis ederlerdi. Elbette hiçbir şeye mutlakmış gibi yaklaşmamak lazım. Toplum içinde farklı renklerin olduğunu yadsıyamayız. Ama bugün, Diyarbakır, Van ve Mardin’de büyükşehir belediye başkanları görevden alınınca, bir dolu tutuklama yapılınca, ne oldu biliyor musunuz? İktidarın, her farklı sesi ‘terörist’ diye susturduğu bir dönemde, batı illerinde yaşayan farklı meslek gruplarından bir dolu vatandaşımız, bu yapılanın doğru olmadığını sosyal medyada yazdı. Ana akım medya denildiğinde bugün karşılığının ne olduğunu bilmesem de oralarda çok çatal ses çıkmadı belki ama diğer online haber sitelerinde pek çok kişi korkusuzca bu yapılanı eleştirdi. Bu da 90’larda adı konulup da görünmeyen bir gönül bağının varlığını gün yüzüne çıkardı.

Velhasıl, burası Türkiye efendim. Çılgın Türklerin memleketi. Sağımız solumuz belli olmaz. Bugün cılız gibi gözükse de bu karşılıklı uzatılan eller, bunlar yarınların en sağlam güvenlik teminatı. İlk defa insan insana, bu kadar doğrudan birbirimizin acısına, kötü gününe, kalpten empati yapabildiğimizi açık ediyoruz. Mühim olan insanlık; acını hissettim, demokrasimizi birlikte güçlendirmek için senin de var olduğunu görüyorum diyoruz. Bakın burası çok önemli. Demedi demeyin. Buradaki demokrasi mücadelesi, şakası yok efsane yazıyor… belki yavaş belki tam olması gerektiği hızında ama kesinlikle kararlı bir demokrasi mücadelesi. Demokrasilerde, terörün yeri yoktur demeye de bilmem gerek var mı…

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!