SOFRAMA HOŞGELDİNİZ - Halimiz
YAVAŞLAMAK
7 Şubat 2019

Uzunca ve büyük bir sofra kurulur,

Hep birlikte…

Uzunca ve büyük bir sofra etrafında toplanırız,

Omuz omuza…

Uzunca ve büyük bir sofra birleştirir bizi,

Kah gülmek, kah ağlamak, kah paylaşmak için…

 

Uzunca ve büyük bir sofra kurulur. Sofranın hazırlanmasına bütün aile bireyleri yardım eder. Tabii çocuklar hariç… Onların aklı fikri hep oyun… O sıralar, ben de buna dahilim. Sofra için çorbasından zeytinyağlısına, meyvesinden tatlısına kadar her şey hazırdır. Bütün detaylara özenilir.

Dayılarım, yengelerim, kuzenlerim, ablalarım, annem, babam ve tabii ki anneannem ile dedem, hep birlikteyiz.

Bu sofra, dikkatle hazırlanan ziyafet sofralarından bile daha çok itina gerektirir; çünkü aile sofrasıdır. Büyükle küçüğün paylaşımıdır, samimiyettir.

Sofranın herkes için farklı bir anlamı vardır. “Sofra” dediğimiz sosyal olay insan yaşamının, insanın hayata bakışının bir aynası olduğu kadar neşe, hüzün, coşku gibi tüm insani duyguların da vazgeçilmez bir parçasıdır. Senede en az 2 defa Gaziantep’e gittiğimizde kurulan o büyük aile sofralarında ben hep mutluluk hatırlıyorum, mesela. Çok büyük ve çok eğlenceli gelirdi o masa. Kalabalıktık. Gülüşmeler, şakalaşmalar… Özellikle de dedemin o ince mizah anlayışı ile lezzetlendirdiği sofra muhabbetleri, hiç unutulur mu… Günlük olaylardan konuşulduğu kadar anıların paylaşıldığı, yerine göre anlatılan fıkralarla da zenginleşen ve bol bol kahkahaların olduğu sohbetler edilirdi.

Büyüklere sonsuz saygının eksik olmadığı, küçüklerin sevgiyle beslendiği sofralar… Çünkü sofranın anlamı bu demekti. Sanki bu sofrada herkesin içten içe bildiği ama kimsenin hiçbir zaman dile getirmediği çok özel ve çok gizli bir anlaşma vardı.

Sofraya oturmadan evvel, mutfaktan mis gibi kokular yayılmaya başlardı evin her yerine. Şimdi bile hayalimde, ocağın üstünde cızırdayan sade yağın ve birbirine geçmiş tüm lezzetlerin kokusu…

Anneannemin çiğ köfteyi yoğurmayı tamamlaması ile artık sofraya oturulma vakti gelmiş demektir. Ana yemek mevsimine göre değişir. En çok yapılan yemek, dolma ve etli pilav olur. Kışsa ayvalı ufak köfte, bayramın ilk günüyse yuvalama, ilkbahardaysak erikli sarma, yazsa patlıcanlı pilav veya doğrama, soframızın yemekleri arasında olabilir. Yapılan zeytinyağlılar da mevsime göre değişirdi tabii. Hep en sona kaldığı için pek rağbet görmese de mutlaka koyulurdu sofraya. Hangi yemek yapılırsa yapılsın görsellik hep çok önemli olurdu. Önce göze, sonra mideye hitap etmeliydi.

Sofrada aile büyükleri olarak anneannem ve dedem masanın en başına oturur, sofrada yemek dağıtımı hep büyükten küçüğe doğru yapılırdı. Çünkü su küçüğün, sofra büyüğündü. Aile büyüğü olarak dedem hepimiz ile tek tek ilgilenir ve çok iyi ağırlardı. Her birimiz onun için özel misafirlerdik. Yapılan yemekler kadar tadına doyum olmayan sohbetler… Sohbetlere eşlik eden kahveler ve en sonunda da bizim için davet sofralarının vazgeçilmez tatlıları olan baklava ve sarığı burma gelirdi.

Aslında düşününce aile büyükleriyle oturduğumuz her sofra bir okuldu bizim için. Bizi hayata hazırlayan ya da hayatın tam içerisinde olduğumuzu hissettiren bir okul. Acısıyla, tatlısıyla…

Yaşam şartlarının durmaksızın değişmesine bağlı olarak tüm kültürler gibi kültürümüz de durmaksızın değişiyor. Yemek yeme alışkanlıklarımızda eskinin kendine özgü yapısından koparak daha farklı bir nitelik kazansa da aile sofrasının öneminin hiçbir zaman azalmayacağına inanıyorum. Biliyorum ki halen geleneklerine sahip çıkan ailelerde böyle sofralar kurulmakta, aile büyüklerinden devraldıkları bu büyük mirasa sahip çıkmaktalar. Ve sofralarımızın önemini bir sonraki nesle aktarmak için örnek olacaklar. Çünkü bu sofralarda asıl olan paylaşmak. Sadece yemeğini değil, düşüncelerini, mutluluğunu, hüznünü ve böylelikle aslında ne kadar büyük bir zenginliğe sahip olduğumuzu…

Artık acı, ekşi, tatlı, tuzlu her şey bu sofrada olacak.

Soframa hoş geldiniz…

mm

Belin Çelebi

Ankara’da doğdum. Gazi Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdim. Başkent Üniversitesi’nde MBA yaptım. Ankara Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler ve AB uzmanlığı eğitimi aldım. Başkent Üniversitesi Televizyonu olan Kanal B’de program yapımcısı ve sunucu olarak 5 yıl çalıştım. AB ve yemek kültürü üzerine programlar yaptım. Hem Türk mutfağı hem de dünya mutfağı üzerine çalışmalarım oldu. Kanal B’den ayrıldıktan sonra çeşitli organizasyonlarda sunuculuk yaptım. 2014 yılında ise TRT HD de “Sıradışı Pastalar” adlı programın 13 bölüm hem sunuculuğunu hem de danışmanlığını yaptım. Şimdi ise özel bir şirkette halkla ilişkiler uzmanı ve yapımcı olarak çalışıyorum. Ayrıca seslendirme de yapıyorum. Dil Derneği’nin bazı organizasyonlarında da sunuculuğa devam ediyorum. Yemek yapmaktan, tatmaktan, yemek ile ilgili konuşmaktan çok keyif alıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!