SİYANÜR - Halimiz
SİYANÜR 2
SÜPERGÜÇLERİN KAPIŞMASINA SIKIŞMIŞ BİR 12 EYLÜL
12 Eylül 2019
SİYANÜR 3
TWITTER DİPLOMASİSİ
13 Eylül 2019
SİYANÜR 4

Siyanür bir organik kimyasal bileşiktir. C (karbon) ve N (azot) elementlerinden oluşur. Uzaktan bakıldığında karbonata benzer. Kimyasal deneyler için toz halinde temin edilir. Ağzı sıkı kapalı bir şişe içinde durduğu ve temas edilmediği sürece kimseye zararı yoktur. Ama temas ettiği zaman milyonda bir düzeyindeki miktarlardan itibaren yaşamı tehdit etmeye başlar. Çünkü atomik yapısına bağlı olarak temas ettiği elementlerle çok hızlı bir şekilde reaksiyona girerek etkili olur.

Çok şanslı iseniz, çok az miktarda siyanür ile temasınız olmuşsa (milyonda 100 ve daha az), tam teşekküllü bir eğitim araştırma hastanesine yakınsanız, ellerinde antidot olarak kullanılan amil nitrit bulunan deneyimli bir ekip varsa hayatta kalma şansınız vardır.

Eğer siyanürü solunum yoluyla aldıysanız o kadar vaktiniz olmayabilir. Acıbadem kokusunu burnunuz algıladığı an artık siyanür zehirlenmesine maruz kaldığınızı ya da kalmak üzere bulunduğunuzu bilin. Tam teşekküllü ve antidot bulunduran bir hastaneye ulaşmak ve müdahale için 8-10 dakikanız vardır.

Siyanürün kötü bir özelliği vardır. Merkezi Sinir Sistemini etkiler ve çökertir. Bu nedenle zehirlenmeler çok yüksek oranda ölümle sonuçlanır.

Bu noktada Kaz Dağları’nda yaşanan çevre katliamı bağlamında altın-siyanür ilişkisine bakalım.

Altının en büyük özelliklerinden bir tanesi doğada bileşik olarak değil saf hale yakın bulunmasıdır. On dokuzuncu yüzyılda dere yataklarında elekle altın arayanları düşünün. Onlar dere yataklarında, altının toprağın içindeki elle tutulabilen ve gözle görülebilen boyutlardaki halini ararlardı. Altının büyük parçalı olmayan, ufak tanecikli hali ise, altın yataklarının içerisinde milyonlarca ufak parça halinde, geniş bir arazide toprağın derinlemesine içinde bulunur.

Şöyle bir arazi düşünün. Binlerce ton toprak var ve bunun içinde küçük veya çok küçük boyut ve ağırlıklarda altın cevheri bulunuyor. Bu altın parçalarını elle bulabilmek imkansıza yakındır. Siyanür bu noktada devreye girer. İçinde altın bulunan toprağı siyanür ile yıkadığınızda altın, en basit tabirle katı halden sıvı hale geçerek çözeltinin içine alınır. Söz konusu siyanürlü çözelti çok yüksek oranda altın içerir. Bu çözeltiye klor gazı verildiğinde altın çözeltinin içinde katı halde çöker. Sonra da kurutulup külçe haline getirilir.

Esas sorun yukarıda değindiğim siyanürlü çözeltidir. Binlerce ton toprağın yıkanabilmesi için bol miktarda siyanürlü çözelti gerekmektedir. Bir başka deyişle, çok geniş ve çok derin bir siyanür havuzunun bulunması lazımdır. O nedenle de altın madenine yakın bir yerde geniş bir havuz kazılır.

Havuzun boyutları madenin büyüklüğüne göre değişmekle birlikte genellikle çapı 200-250 metre, derinliği 60-70 metredir. Siyanürlü çözeltiyi barındıracak havuz mutlaka açık havada olmalıdır. Çünkü, siyanürlü çözelti güneş ışınlarına maruz bırakıldığında UV ışınları CN bağını parçalar ve görece daha az zararlı bir çözelti elde edilir.

Peki sorun nedir?

Siyanür çözeltisinin tutulduğu havuzun altı, suyun yeraltına sızmaması için özel bir izolasyon malzemesi ile kaplanmalıdır. Bu malzemenin hiçbir surette bir çözelti sızmasına müsaade etmemesi şarttır. Havuzun bir fay hattı üzerinde olması büyük risktir. Bir deprem durumunda izolasyon zarar görüp bozulursa sebep olacağı sızıntı en iyi ihtimalle 1-2 saat sonra fark edilebilir. Aşırı yağış ve/veya sel başka risklerdir.

Esas tehlike fark edilmesi güç boyutta bir sızıntının yer altı sularına, bitkilere, hayvanlara ve toprağa bulaşmasıdır. Siyanür zehirlenmesi doğrudan olmasa bile farklı zehirlenme/rahatsızlıklara yol açacaktır. Ana etkenin siyanür olduğu ise ancak otopsi ile mümkün olabileceğinden insan-doğa hayatına verilebilecek büyük zararın temel nedeninin ne olduğunun anlaşılması zaman alabilecektir. İşin korkutucu yanı da budur.

Hemen belirteyim. Altın üretmek için siyanür kullanmayan başka yöntemler de vardır. Fakat bunlar daha maliyetli yöntemlerdir. Ancak doğanın büyük zarar görmesi, insanların hayatını kaybetmesi çok daha maliyetli değil midir? Kazanılan altın bir insanın hayatını geri getirebilir mi?

Kaz Dağları’ndaki rezaletin oluşmasına neden olanların yatacak yeri yoktur vesselam.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

1 Comment

  1. Burhan Şenatalar dedi ki:

    Sayın Ali Tigrel,
    Tesadüf eseri son iki yazınızı okudum. Çok yararlandım.
    Gelecek yazılarınıza da bakmaya çalışacağım.
    Elinize sağlık. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!