SİL BAŞTAN - Halimiz
SİL BAŞTAN 2
OKULLAR BAŞLARKEN
5 Eylül 2019
SİL BAŞTAN 3
DİLE DİKKAT
5 Eylül 2019
SİL BAŞTAN 4

“Hayatı sil baştan yaşama şansınız olsaydı nasıl yaşardınız?” Son zamanlarda okuduğum kitaplarda karşılaştığım cümlelerden biriydi bu. Geçenlerde derslerden birinde öğrencilerden biri pişmanlıklar üzerine bir akış yapmamızı ve yaparken de hayattaki pişmanlıklarımızın üstünden nasıl gelebileceğimizden bahsetmemi istedi. İşte o an aklıma geldi bu cümle: “Hayatı yeniden yaşama şansınız olsaydı nasıl yaşamayı seçerdiniz?”

Çoğumuz hayata bir daha gelme ihtimalini ve düşüncesini severiz. Bize değişik gelir. Anlamlı gelir. Her şeyin öylece yok olup gitmediğini düşündürür bize. Bir kere daha yaşamak. Peki ama neden? Bu hayatımızı yaşarken dilediğimizce yaşama şansımız varken neden başka bir hayata özlem duyuyoruz ki? Elimizde zaten bir hayat var. Her şeyi sil baştan düzeltme ve değiştirme şansına bu hayatta sahipken neden yok olmak ve yeniden dünyaya gelmeyi bekliyoruz ya da umuyoruz ki?

Pişmanlık, genellikle kendimize olan kızgınlığımız bence. Yaptığımız ya da yapmadığımız her şey için kendimize kızıyor ve sonunda ya yaptıklarımızdan ya da yapamadıklarımızdan dolayı pişman oluyoruz. Yani pişmanlık geçmişe dönük bir duygu. Geçmiş ile ilgilenmeyi ya da geçmişte yaşamayı bırakırsak pişmanlık da yaşamayız.

Pişmanlık, hayatımızda olan kişilerle aramıza sınır koymamaktan dolayı da gelişen bir duygu. Yumuşak başlı, aşırı hoşgörülü ve anlayışlı bir kişiysek, çevremizdekiler ile aramıza sınır koymayı başaramaz ve kişisel sınırlarımızı belirleyemeyiz. Özellikle de yakın çevremiz ile, ailemiz, ebeveynlerimiz, çocuklarımız ve eşlerimiz ile. Sonra iş ilişkisi içinde olduğumuz kişilerle ve en son daha uzak kişilerle… Herkes bizi sevsin diye sınırlarımızı kaldırırız. Hoşgörülü davranır, tüm sorumlulukları üstleniriz. Hatta başkalarının yapması gereken işleri yapar ve onların sorumluluklarını da üstümüze alırız. Sonunda sömürülmeye ve kullanılmaya başlarız. Belki ilk başlarda bu bize dokunmaz ama zaman geçtikçe bizi üzmeye başlar. İşte bu noktada pişmanlık duygusu bizi ele geçirir. Sömürüldüğümüzü ve kullanıldığımızı düşünür, üzülür ve yaptıklarımızdan dolayı pişmanlık duyarız. En iyisi, sınırlarımızı iyi belirlememiz ve bu sınırlar çerçevesinde hayatımızdaki kişilerle sağlıklı ilişkiler kurmamız; gereğinden fazla sorumluluk üstlenmememiz ve sadece bize düşen görevleri yerine getirmemiz; başkalarının sorumluluklarını üzerimize almamamız…

Bir de yapamadıklarımızdan ve yaşayamadıklarımızdan dolayı pişmanlık duyarız. “Neden bu mesleği değil de şunu seçmişim ki?” “Keşke araba kullanmayı öğrenseymişim. Şimdi kimseye muhtaç olmazdım.” Bunlar gibi çok basit ama yapamadığımız şeylerden de pişmanlık duyarız. “Keşke”ler bizi içten içe yer bitirir ve tüketir. Sonuçta yine üzülen biz oluruz. Bu hayata gelmişken neden yapamadıklarımızdan hayıflanıyoruz ki? Hiçbir şey için geç değil. Hayat sadece bu “an”dan ibaret. İsteyin, deneyin, yaşayın, öğrenin. Vazgeçmeyin, pes etmeyin ki pişman olmayasınız. Pişmanlıklar yaşayıp içten içe kendinizi çürütmeyesiniz.

Pişmanlık geçmişe ait bir duygu. Yaptıklarımızdan ya da yapamadıklarımızdan ve yaşayamadıklarımızdan dolayı gelişen bir duygu. Sınır koyamadığımız için yaşadığımız bir duygu. Geçmişe ait her tür pişmanlığı bir kenara bırakmalı ve hayatın sadece bu “an”dan ibaret olduğunu yeniden ve daima hatırlamalıyız. İstediğimiz ve yapamadığımız, içimizde kalan ve bugün bize pişmanlık yaşatan ne varsa denemeliyiz. Ne kaybederiz ki? Bir kere daha hayata gelmeyi beklemeden yapmalıyız bu değişikliği. Bu hayatı yaşarken neden bir kere daha dünyaya gelme şansımız olsa neler yapabileceğimizi düşünelim ki! Hala hayattayız, canlıyız ve bu hayatı dilediğimizce yaşama şansına sahibiz. Sadece ve sadece hayatın bu “an”dan ibaret olduğunu hatırlamalı ve bu hayatımızı dilediğimizce yaşama cesareti göstermeliyiz. O zaman hayata da kendimize de bambaşka gözlerle bakabiliriz. Yaşadığımız hayattan memnun değilsek, bir kere daha hayata gelmeyi beklemek yerine bu hayatı sil baştan değiştirmeliyiz. “Keşke”ler ve hayıflanmalar olmadan dilediğimizce yaşamayı seçmeli, geriye dönüp bakmamalı ve asla pişman olmamalıyız.

 

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!