ŞİİRLİ BİR YAZI - Halimiz
EKREM İMAMOĞLU’NA AÇIK MEKTUP
13 Haziran 2019
YALNIZLIK
13 Haziran 2019

Çıkıp geliyor hayalin beni saran geceden

Denize karıştırıyor inatçı yakınışını ırmak…

 

Yuttun her şeyi bir uzaklık gibi.

Deniz gibi, zaman gibi, battı her şey sende!

 

Pablo Neruda

 

Yazın pırıl pırıl güneşli gününde nerden çıktı bu melankolik şiir derseniz, neşenin öbür yüzü hüzündür; şiir okumak gençliğe ait bir heves değil şiir hayatın rengidir derim.

Şiir ile derinleşir, kendine bakabilir ve hatta kendini terk edebilirsin.

Mesela köklenmişsen eğer anılara, kalbine değen bir dize sayesinde iç hesaplaşma vakti gelir. Çocukluğunla, arkadaşlık anlayışınla, sevdiklerinle, sevemediklerinle okuduğun bir şiir üzerinden hesaplaşırsın. Bir şehri kalbinden vurup giderek geride bıraktığın yerdeki unutayazdığın anılarını yok sayamazsın. Yüzleşip, öyle terk edeceksin; mertçe. Öteki türlü gitmiş olmazsın, uzaklaşmış olursun.

Sevdiceğin gözlerinin önünde ölüyor gibi veda edeceksin. Yarın yokmuş gibi… Eksik bir şey kalmasın diye sakınır gibi. İşte öyle veda edeceksin artık kendine ait olmayan geçmişine, gençliğine.

Böyle beylik laflar etmeyi, genellemeler yapmayı ne kadar sevmesem de mekanların da insanlar gibi hafızası ve o kolektif hafızanın oluşturduğu bir enerjisi olduğunu düşünüyorum. İşte bazen de o enerjiye veda etmeli, illa fiziksel olarak taşınmadan.

Nereye gidersen git kendini yanında götüreceğin için örneğin artık bu ülkede yaşamaya katlanamıyorsan, önce katlanamadıklarınla yüzleşeceksin. Yok öyle kaçıp gitmek. Buradaki nobranlıkla, cehaletle, adaletsizlikle barış yapacaksın.

Barışacaksın derken kabul edeceksin, onaylayacaksın demek istemiyorum. Bunları olduğu gibi görmekten bahsediyorum. İzlemekten, değiştirebileceğini değiştirmekten, hoşlanmadıklarına senin bireysel katkın olup olmadığını analiz etmekten bahsediyorum. Kendi eylemsizliğinin getirdiği suçluluktan dolayı mı gidiyorsun, eylemlerinin sonuca varmamasından dolayı duyduğun çaresizlik ve hayal kırıklığından mı, hiç sana dokunmayacak sandığın karanlığın sol elini omzunda hissettiğin için mi? Bunu bilmeden, bunu anlamadan gidemezsin. Sadece yer değiştirmiş olursun.

Çocukluğun ve gençliğini de anlamadan onları bırakıp gidemezsin. Olmaz. Yetişkin aklıyla değil, genç ve çocuk aklıyla değerlendireceksin yaşadıklarını ve ne yaşamış olursan ol fark edeceksin ki şimdiki sen olmanı sağladı yaşadıkların, başka türlüsü olsa şimdiki sen var olmazdın. Gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim edeceksin geçmişe.

Eğer bakmaktan, görmekten kaçınır, kaçıp gidersen, sen ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, kaçtığın şey seni bulur. Hayatın kuralı bu. Kendinle, hissettiklerinle, her duygunla utancınla nefretinle uzlaşmalısın. Başka türlü ilerleyemezsin.

Bir ilişkiden mi uzaklaşacaksın? Önce neden uzaklaşmak istediğini kendine soracaksın. Sevmediğin için mi, anlaşamadığın için mi, birikmiş öfken patlamak üzere olduğu için mi, değiştiği için mi, değişmediği için mi, aldattığı için mi, aldatmadığı için mi, aldattığın için mi, aldatamadığın için mi, sıkıldığın için mi, paylaşamadığın için mi?

Ayrılmak bitirmek mi demektir? Gitmek uzaklaşmaksa, mesafe koyduğun zaman zaten gitmiş olmuyor musun? Karşılıklı oturmuş yemek yerken aranızdaki duygu mesafesi ayrılmış olmanın adı konmamış hali değil mi?

Bazı iş ortakları var, aralarında salt güvene dayalı temeli kaya gibi sağlam bir dostluk var. Diyorsun, bu insanlar asla birbirlerine kazık atmaz. Bu adamlar/kadınlar sadece düşüncelerini, kararlarını değil, duygularını da paylaşıyorlar. Sayıları az ama varlar. Çoğu ortaklık ise parçalı. Çıkar ilişkisinin ötesine geçemeyen sığlıkta. İşler iyi giderken iyi, kötüleştiğinde kötüleşen pamuk ipliğine bağlı zayıf bağlar… Şirketlerin kuruluşlarında kağıda yazdıkları misyon, vizyon ve değerlerde ortaklaşmadıkça şirket bünyesinde çalışanların da ortakların da derin bağlar kurabilmeleri mümkün değil.

Yazmaya başlarken ne vardı aklımda, şimdi neler. Hayat karşılığını buluyor yazarken. Yaşamın başında aklımızdaki ile şimdiki hayatımız arasında belki de fark yok, belki de tam tersi, hiç tasarlamadığımız bir hayatı yaşıyoruz. Veya bizim için önceden başkalarının tasarladığı bir hayatı…

Sürekli birlikte vakit geçirmelerine rağmen çoktan zihnen ve kalben ayrılmış topluluklar, gruplar var… Hatta ülkeler, milletler, halklar var. Bunların kendi yollarına gitmek yerine belki de kendilerine yeniden fikir, hareket, amaç ve duygu birliğine ulaşacakları formüller bulmaları lazım.

Yalnızca Şili’nin ya da Güney Amerika’nın değil, dünyanın büyük ozanlarından biri olan Pablo Neruda’nın Federico Garcia Lorca için yazdığı dizelere kulak vermeli:

Yaşam bu Federico

Hepsi bu kadar

Şimdiye dek çok şey öğrendin

Başkaları da sırası gelince öğrenecekler

Yani öğrenmek isteyecek olanlar.

 

Ya da belki Özdemir Asaf’ın en sevdiğim dizelerinde dediği gibi uzağa gitmeden yaşamalı…

Uzağa değil usta

hep öteye, öteye gitti;

Yalnızlığı ondandır.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!