ŞİFA ALMAK - Halimiz
ŞİFA ALMAK 2
EROLCAN’IN ÇİZİMLERİ
28 Mart 2019
ŞİFA ALMAK 3
YENİDEN BAŞLAMAK
28 Mart 2019
ŞİFA ALMAK 4

Hayatta şifa vermeyi seçen insanların en büyük derdidir belki… Sürekli vermek ve yeteri kadar almamak… Hayat bir denge üzerine kuruluysa eğer, hayatın her alanında olduğu gibi alma ve verme konusunda da dengeyi sağlamamız gerekmektedir. Çok verip az alırsak da az verip çok alırsak da döngüyü ve hayatın dengesini bozarız. Şifa dağıttığımız kadar toplamasını da öğrenmemiz gerekir. 

Son zamanlarda derslerin, günlük hayatımın ve seyahatlerimin yoğunluğu nedeniyle kendime zaman ayıramadığımı fark ettim. Dışarıdan beni gören biri, bu söylediğime asla inanmaz. Sabah ya da akşamları yoga dersleri yapmamı ve arada kalan zamanlarda gezip dolaştığımı düşünebilir beni gözlemleyen biri… Oysa durum tam da öyle değil. Evet, 9-17 çalışan birine göre çalışma saatlerim daha esnek ancak büyük şehirde oradan oraya trafikte gitmek zorunda olmak bile bazen yorucu olabiliyor. Bunlara bir de şifa dağıtıp dağıttığın kadar şifa almamak eklenince insan bitkin düşebiliyor. Baharın gelmesiyle birlikte ben de bu bitkinliği çok yoğun hissedenlerdenim.  

Bunun için biraz şifa almaya ve masaj yaptırmaya karar verdim. Uzun zamandır kendim için böyle özel ve dinlendirici bir şey yapmamıştım. Masaj salonuna girdiğim ilk anda ne kadar doğru ve yerinde bir karar verdiğimi anladım. Masaj yaptırmayı, kendime zaman ayırmayı ve kendim için bir şey yapmayı ve kendi başıma olmayı ne kadar da özlemiştim! Salonun enerjisi, atmosferi ve havası beni ilk anda cezbetmişti. Şifacıların gülümseyişi ve sevgi dolu yaklaşımı da cabasıydı. Hani son zamanlarda gülen gözler görmeyi unutmuştuk ya. O salona girdiğimde içleri gülen gözler ve işlerini severek yapan insanlar görmek beni çok mutlu etmişti. Yaptıkları işe sevgilerini ve kalplerini katan insanlar…  

Masaj masasına uzandığımda gözlerimi kapatıp kendimi o anın büyüsüne bıraktım. Anı yaşamak ve o anın tadını doyasıya çıkartmak istedim. O odada gözlerim kapalı bedenim şifa alırken ruhum da tazelendi. Meğer hem bedenimin hem de ruhumun buna ihtiyacı varmış. Son zamanlarda kendimi günlük hayatın koşuşturmasına kaptırmış kendim için özel bir şeyler yapmayı unutmuştum. Sakin ve sessiz kalmayı ve bedenime, ruhuma ve zihnime şifa vermeyi… Hayatın akışını, döngüsünü ve dengesini bozmuştum. Sürekli vermeye ve verdiğimin yerini doldurmamaya başlamıştım.  

Masaj sonrasında şifacı beni yalnız bıraktı ve istediğim kadar dinlenebileceğimi söyledi. Bu öylesine huzurlu bir andı ki! Masaj masasından hemen kalkmak zorunda olmamak, dinlenmeye devam edebilmek, acele etmeden anın tadını çıkarmak, yavaş hareket edebilmek… Hep hızlı ve acele hareket ettiğimiz için yavaş hareket etmek ve ağırdan almak büyük şehir hayatında bir lükstü aslında. Gözlerim kapalı dinlenmeye devam ettim. Masajın sonlarına doğru zihnim zaten “beta”dan “alfa” dalgalarına geçmişti. Odada yalnız kaldığımda da gözlerimin önünde mor renkli geometrik şekiller uçuşmaya başladı. Bedenim gevşedikçe zihnim de gevşemiş, rahatlamış ve meditasyon haline geçmişti. Bir süre sonra zaman durdu sanki… Gören ile görülen, izleyen ile izlenen, bakan ile bakılan arasında fark kalmadı. Her şey bir ve bütün oldu. Ve ben o masaj masasında uzun zamandır bulmadığım huzuru buldum. Ve ben o masaj masasında zihnimi susturdum ve sessizliği dinledim. 

Nasıl oldu da masaj masasında derin bir meditasyona daldım diye düşünmeden edemedim. Sonra anladım. Son zamanlarda kendimi unutup sürekli şifa dağıtmaya ve vermeye başlamıştım. Verdikçe enerjimin tükendiğini fark etmemiştim. Tıpkı cep telefonunun pilini şarj etmek gibi, kendimizi de arada şarj etmemiz gerekiyordu. Kendimizi şarj etme yöntemimiz ise herkese göre değişebilirdi. Kimileri nefes çalışmalarıyla, kimileri meditasyon tarzı çalışmalara katılarak, kimileri ise masaj ile… Ama verdiğimiz kadar almamız da gerekiyordu. 

Yoga felsefesine göre, öncelikle vermek gerekir. Vermek, hayata güvendiğimizin göstergesidir. Verdikçe almaya başlarız. Hayattaki döngünün doğru işleyebilmesi için sürekli vermek değil, bazen de almak gerekiyordu. Aslında alma-verme döngüsünü eşit tutmalıydık. Ne fazla almak ne de fazla vermek… Eşit almak ve eşit vermekti hayatın sırrı. Sürekli vererek yıpranmak ya da sürekli alarak doyumsuz olmak değildi amaç. Hayatın amacı, eşit alıp eşit vererek ılımlı ve mütevazı bir hayat yaşamaktı. Ve önemli olan hayatın koşuşturması sırasında kendimizi unutmak değil, kendimize değer vermek ve arada sırada kendimizi ödüllendirmekti. Şifa almak, arınmak, tazelenmek, yenilenmek ve huzur için arada sırada da olsa kendimize zaman ayırmak ve değişik deneyimlere açık olmak…

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!