SHOSTAKOVICH VE VATANSEVERLİK - Halimiz
SHOSTAKOVICH VE VATANSEVERLİK 2
SONBAHAR VE YOGA
19 Eylül 2019
SHOSTAKOVICH VE VATANSEVERLİK 3
DAVUTOĞLU “OUT”, YENİ OSMANLICILIK HALA “IN”
19 Eylül 2019
SHOSTAKOVICH VE VATANSEVERLİK 4

Son yıllarda okuduğum kitaplar içinde beni en çok etkileyenlerden biri de Sarah Quigley’in “Orkestra Şefi” adlı romanıdır. Kitap, İkinci Dünya Savaşı sırasında, büyük Rus besteci Dimitri Shostakovich’in en önemli eserlerinden biri olan Leningrad senfonisinin, Nazi’lerin Leningrad kuşatmasının yarattığı feci koşullar altında nasıl bestelendiğini ve icra edildiğini anlatır.

Önce tarihe dönelim.

18 Aralık 1940’da Hitler, Alman Ordusu’na tarihin belki de en geniş çaplı askeri harekat emrini verdi. Hedef Sovyetler Birliği, harekatın ismi Barbarossa idi. Bu öğrenilince Leningrad’da olağanüstü günler başladı. “Müzelerin Anası” olarak bilinen Hermitage Müzesi’ndeki 3 milyon eserin bir bölümü sandıklara yerleştirilip Ural Dağları’na götürüldü. Şehirde yaşayan önemli bilim adamları ve sanatçıların tahliyesine karar verildi.

Bu arada kenti terk etmeye karşı çıkanlar da vardı. Bunlardan biri de büyük besteci Shostakovich idi. İlginçtir ki şehri terk etmeme kararı ünlü besteci ile karısı Nina’nın arasını açtı. Nina, çocuklarının güvenliği için şehirden gitmek isterken Shostakovich batan gemiyi terk eden fareler gibi kaçıp gitmeyi yanlış buluyor, kendine yediremiyordu.

8 Eylül 1941’de Alman ordusu Leningrad’ı kuşattı. Hitler, şehrin çabuk düşeceğinden emindi. O kadar emindi ki, kentin en lüks oteli olan Hotel Astoria’da zafer onuruna verilecek partiyle ilgili davetiyeleri bile önceden bastırdı.

Ancak Hitler’in göremediği, hesap edemediği bir gerçek vardı. Shostakovich ve onun gibi yüzbinler, Nazi faşizmine karşı direnmek için her şeylerini bir tarafa bırakmış ve gönüllü olmuşlardı.

Shostakovich, önce Kızıl Ordu’ya katılmak istedi. Ancak sağlık durumu ileri sürülerek bu isteği kabul edilmedi. İtfaiyeci olarak görev aldı. Ders verdiği konservatuvarın damında yangın gözlemcisi olarak çalışmaya başladı. Ona, “dört gözlü yarasa” diyorlardı. Daha sonra Milis Teşkilatı’na alındı. Görevi, siper kazmaktı. Temizlik hastası titiz bir adam olmasına karşın artık pislikleri göremez haldeydi.

Leningrad direniyor, Hitler ise köpürüyordu. 8 Kasım’da üç milyon Leningradlı’nın açlığa mahkum edilmesi emrini verdi. Bu yetmedi. Akarsu kaynaklarına zehir attırdı; yiyecek depolarını bombalattı.

Leningrad’ın direnmesi devam ediyor, fakat şartlar giderek ağırlaşıyordu. Kadın ve çocuklar için günlük yiyecek 150 gram ekmeğe kadar indirildi. Bu ise aslında kötü bir ekmekti. Yarısı talaş ve ne olduğu pek belli olmayan katkı maddelerinden oluşuyordu. İşler öyle bir hale geldi ki, halk kedi, köpek, fare, kuş demeden ne bulursa onu yiyordu.

Bu arada Leningrad halkının kahramanca direnişi devam ediyordu. O dondurucu koşullarda insanlar ısınmak için evlerdeki tüm eşyalarını sırasıyla yakıyorlar ama kimse ağaç kesmeyi düşünmüyordu. Sıvaşın feci koşullarına rağmen Leningrad’da ağaç kesilmemesi ders alınması gereken müthiş bir olaydır.

Bu tarihi direniş sürerken Shostakovich, dinlenme molalarında cebinden ufak bir kalem ve kağıt çıkarıp aklına gelen notaları kağıda döküyordu. İtfaiye gözcülüğü yaparken, altı saat süren ve binlerce ton şekerin telef olduğu Badayev yangınını seyretmişti. Alevler, kapkara dumanlar, uzaklardan duyulan çaresiz insan haykırışları, çanlar, megafonlar, siren sesleri onu çok etkilemişti. İşte o acı duygular içinde “Leningrad” adını verdiği Yedinci Senfonisini yazmaya karar verdi.

Senfonisinde, insanlığın barbarlıkla mücadelesini anlatacaktı. Kuşatma altındaki halka umut ve cesaret aşılamak istiyordu. Her fırsatta yazmaya başladı. Notalar rüyasına giriyordu. Bölümler tamamlanırken tedirginliği de artıyor, başarısız olacağından korkuyordu. Bu bir direniş senfonisiydi.

Zaman geçiyordu. 1942 yılına gelindi. Ocak ve Şubat aylarında her gün, çoğu açlıktan olma üzere binlerce sivil ölüyordu. Şehir içi ulaşım durmuştu. Ekmek alma noktalarına giderken insanların yolda düşüp can vermesi bile olağan karşılanmaya başlamıştı.

İşte bu feci koşullar altında Leningrad senfonisi bitirildi. Fakat eser nasıl çalınacaktı? Müzisyenlerin bir bölümü tahliye edilmiş, kimi ölmüş, kimi de sakat kalmıştı. İnanılmaz zorluklar aşılarak eski müzisyenler, sakatlanmış askerler ve amatörlerden oluşan bir orkestra kuruldu. Zorluklar devam etti. Çalışmak, prova yapmak güçtü. Orkestra üyeleri soğuktan müzik aletlerini tutmakta zorlanıyorlardı.

Nihayet, 9 Ağustos 1942 tarihinde, Leningrad Senfonisi radyodan çalındı. Müziği hem Almanlara hem de Ruslara ulaştırabilmek için güçlü hoparlörler kuruldu. Amaç, Rus halkına güç ve moral kazandırmak, düşmanı ise umutsuzluğa sevk etmekti. Senfoni her gün çalındı. Bir süre sonra senfoninin mırıltısı herkesin diline düşmüştü. Bu şekilde direnen halkına moral aşılayan Shostakovich’e 1941 ve 1942 yıllarında Kızıl Bayrak İşçi Nişanı ve Stalin Ödülü verildi.

27 Ocak 1944 ‘de Almanlar Leningrad kuşatmasından vazgeçerek çekilmek zorunda kaldılar. Savaş sırasında Sovyetler yaklaşık 3.5 milyon askerini ölü, kayıp ve yaralı verdi. 400 bin sivil tahliyeler sırasında, 640 bin sivil kuşatmada hayatını kaybetti. Leningrad’daki yıkım ve insan kayıpları, Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarının yol açtığı kayıpların üstündeydi.

Evet, Hitler’i Shostakovich gibilerinin direnişi yendi demek çok da mübalağalı olmaz sanırım.

Son olarak, Leningrad Senfonisini bugüne kadar dinlemediyseniz mutlaka dinleyin derim. Çünkü bu ölümsüz eser, notaların gücüyle vatan uğruna yapılan fedakarlıkları, çekilen acıları, dökülen kan ve gözyaşını simgeleyen destansı bir müzik şaheseridir.

mm

Dr. Ali Tigrel

Devlet Planlama Teşkilatı Eski Müsteşarı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!