SEVGİLİ OLMA HALİ ÜZERİNE BİR GÖZLEM - Halimiz
SEVGİLİ OLMA HALİ ÜZERİNE BİR GÖZLEM 2
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
13 Şubat 2020
SEVGİLİ OLMA HALİ ÜZERİNE BİR GÖZLEM 3
SURİYE’DE OLANI ANLAMAK
13 Şubat 2020
SEVGİLİ OLMA HALİ ÜZERİNE BİR GÖZLEM 4

Sevgililer günü yine geldi çattı. Ben sevgilerin tek bir güne indirgenmesini sevmeyen biriyim ama yine de bu özel güne hitaben erkek kadın ilişkileri üzerine bir yazı yazmayı uygun gördüm. Eril ve dişil enerji, erkek ve kadın ilişkilerine yoga felsefesine göre bir bakış açısı ile yaklaşmak istiyorum.  Eril ve dişil enerji derken bahsettiğim şey sadece somut bir enerji değil aynı zamanda soyut bir kavram. Her iki cinsin olayları algılayış biçimi, olaylara yaklaşımı, içinde barındırması gereken duygular ve özellikler…

Bedenimizin sağ yarısı eril enerjinin, sol yarısı da dişil enerjinin etkisi altında… Dolayısıyla her birimiz — erkek ya da kadın olalım — her iki enerjiyi de bedenimizde barındırıyoruz. Bazılarımızda bir enerji daha baskınken bazılarımızda diğeri daha yoğun. Bazı kişiler daha eril bir kişilik barındırıp daha hareketli, canlı, atak, cesur, atılgan, mantıklı, engel koyucu, verici, kendinden emin, iddialı, kendine güvenen, hakkını savunan, baskıcı, otoriter ve sonuç odaklı… Bazıları ise daha dişil ve daha sakin, durağan, pasif, sessiz, duygusal, sezgisel, algısal, empati gücü yüksek, şefkatli, alıcı, besleyici, yaratıcı, sevecen, anlayışlı ve süreç odaklı… İster erkek ister kadın olalım iki enerjiyi de doğru zamanda doğru şekilde kullanmak hepimiz için daha hayırlı. Kimi zaman sükûnetimizi korumak ve sakin kalmak gerekirken kimi zaman da bir proje için adım atmak ve gözü kara olmak gerekebilir.

Daha somut özelliklerin yanında, daha soyut özellikler de barındırır eril ve dişil enerjiler… Eril enerji, dünya ile nasıl bir iletişimimiz ve etkileşimimiz olduğu ile ilgiliyken, dişil enerji çevreden aldığımız etkilere nasıl tepki verdiğimiz ile ilgilidir. Dişil enerji, üzüntü biriktirirken eril enerji öfke biriktirir.  Eril enerjinin ilgi alanı günlük işler iken dişil enerjininki ev işleridir.

Dişil enerji, yardım istemek, almak, teslim olmak, beslemek, başkalarını önemsemek, yaratıcı olmak, anlayışlı ve sevecen olmak, dinlemek ve iç sesimize ve bilgeliğimize güvenmekle alakalıdır. Eril enerji ise karar vermek ve harekete geçmek ile…

Eril ve dişil enerjiler arasındaki sorun ne zaman ve nasıl ortaya çıktı diye soracak olursak, sanayileşen toplumlar ile birlikte kadınların çalışma hayatına atılması ile ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Kadınlar çalışma hayatında aktif rol alınca, para kazanmaya başlayıp ev ekonomisine katkı sağlamaya başladıklarında eril enerjileri daha etken hale geldi ve dişil özelliklerinden uzaklaşmaya başladılar. İstediğini istediği zaman ve istediği şekilde yapabilen kadınlar, birer “erkek” gibi hareket etmeye ve alıcı, besleyici, süreç odaklı özelliklerini unuttular. Ve tabii ki kadının “sabırlı” ve “sakin” olma özelliklerini… Ve “bekleme”, “kabullenme” ve “teslim olma” özelliklerini kaybettiler.

Karşısında kendisinden daha sabırsız ve beklemeyi bilmeyen kadınlar gören erkekler, “nasılsa kadın bu işi halleder” diye düşünüp daha pasif hale geldiler. Günümüzde kadınlar eril, erkekler dişil özelliklerine yapışır oldu. Erkek arkadaşının mesaj atmasını ya da telefon etmesini sabırla bekleyemeyen kadınlar, erkekten önce davranıp aramaya ya da mesaj atmaya başladı. Böylece ikili ilişkide bir kadın bir erkek yerine iki erkek karşı karşıya geldi. Bir süre sonra da gerçekte erkek olan kişi “madem kadın tüm aktif görevleri eline alıyor” diye düşünerek daha dişil olmaya başladı. Karar vermeyen, harekete geçmeyen, vermek yerine almayı tercih eden erkekler haline geldiler. Kadınlar ise ilişkide ilk ve sonraki adımları atan ve sürekli veren kişiler oldu. Çok basit bir örnek vermek gerekirse dışarda yemek yiyen bir çifte bakın. Çoğu zaman kadınlar garsona seslenip ne istiyorlarsa söylerler erkeğin bir söz söylemesine izin vermeden… Ya da evde erkeğin yapması gereken bir işi beklemeden kadın yapar. Bir ampul değiştirmek gibi, bir çivi çakmak gibi… Elbette ampulü değiştiremeyeceğimizden ya da çiviyi çakamayacağımızdan değil. Ama böyle yaparak erkeğe, tüm eril özelliklerini unutturuyoruz. Kendimiz de kendi dişil özelliklerimizi göz ardı ediyoruz… Hem de en temel özelliğimizi: “Sabırlı olmayı.”

“Sabırlı ol” diyor öğreti. “Sabretmeyi hatırla.” “Her şeyin uygun zamanda gerçekleştiğini hatırla ve beklemeyi öğren.” Acele etme! Acele edersen kendinden verirsin. Çok verici olursun, sonra da pişman olursun. Erkeğin fabrika ayarlarına dönmesini istersin ama sen onu öyle bir kıvama sokmuşsundur ki o adam artık eski haline dönmez. Alışmıştır almaya, alışmıştır her şeyin kendisi için yapılmasına ve önüne hazır bir şekilde getirilmesine… Soruyor felsefe: “Sen ne ara kaybettin dişiliğini?” Yavaşla, bekle, sabret, dinlen, teslim ol diyor. Eğer sabırlı olur bekleyebilirsen, erkek eyleme geçer, hareket eder ve sonuç elde etmek için çaba sarf eder. İşte o zaman, ilişkiler yeniden düzelmeye başlar. Sen, içindeki bilgelik ve sezgiler ile erkeğe rehber; erkek de içindeki yapma ve başarma güdüsüyle sana ortak yolunuzu açan ve çizen bir kaynak olur. Böylece iki enerji doğru frekansta, doğru zamanda ve doğru şekilde yol alıp gider… Dünyada da her zaman “sevgi” olur. “Sevgi” de tek bir güne indirgenmez… Her günümüz “sevgi” ile dolar.

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!