SESSİZ DERBİ - Halimiz
SAĞLIKLI BİR İSTANBUL İÇİN OYUM İMAMOĞLU’NA…
20 Haziran 2019
SICAK HAVALAR VE POTASYUM DENGESİ
27 Haziran 2019

Adeta bir İstanbul derbisi gibi bekleniyordu İmamoğlu-Yıldırım buluşması. Hatta “kim yener” minvalinde sorular bile insanlar arasında dolaşıyordu. Kimilerine göre, seçim öncesi en kritik virajdı, kimilerine göre ise hiçbirşeyi değiştirmeyecek bir buluşmaydı.

Her ne kadar hızlı ve gergin başlasa da tartışmanın sonları ciddi anlamda sıkıcı ve düşük tempoluydu. Bunda en önemli sebeplerden biri de tartışmanın formatıydı.

Bana kalırsa, ciddi bir hata yapılmadığı sürece yayın öncesi ve sonrasında hayatın olağan akışının değişmeyeceği ortadaydı. Nitekim öyle de oldu. Ancak, yıllar sonra (dile kolay, 17 sene) yapılan bu tartışma programının da akılda kalan noktaları vardı.

Ekrem İmamoğlu

Gergin başladı. Kendisine verilen 3er dakikalık ilk 2 soru hakkında süreyi ayarlama konusunda sıkıntı yaşadı. Hiç söz kesmedi. Sözü her kesildiğinde moderatörden sakince ek süresini talep etti. Agresif bir tutum sergilemeden kucaklayıcı bir dil kullanma çabasını bir kez daha gösterdi. İstanbul’un sorunlarına daha hakim olan taraftı.

Binali Yıldırım

Siyasi tecrübesini ön plana çıkarmak niyetindeydi. 17 yıldır gücü elinde bulundurmanın özgüveniyle rakibinin sözünü 10 kez kesti. Ayrıca, ona sempatik diyenlere yine sempatik gelme niyetindeydi; yüzünden gülümseme eksilmedi. İstanbul için vaatlerini sıralarken heyecandan yoksun tavrı projelerinin akılda kalmasına engel oldu.

İsmail Küçükkaya

Bana kalırsa, hazırladığı yayın formatı ciddi anlamda hayal kırıklığıydı. Temponun düşmesinde ve adayların İstanbul hakkındaki projeleri ve sorunları hakkında akıcı bir konuşma yapamamasında başlıca sebep de formattı. Bazı soruları süslü kelimelerle uzatarak sorması soruların kendi içinde anlamsızlaşmasına sebep oldu. İki tarafa da eşit davranmaya özen gösterip, yayın sonunda performansını her iki adaya da sorması akılıca olsa da, soruyu “Moderatörlüğümü nasıl beğendiniz?” şeklinde sorarak adaylara beğenmeme alanı bırakmaması bir bakıma trajikomikti.

Kısa kısa akılda kalanlar:

– Binali Yıldırım’ın Sayıştay “rakamları yalan” dediği Sayıştay raporunu okumadığının ortaya çıkması.

– İmamoğlu’nun Beylikdüzü’nde açtığı belediye tesislerinde alkol satışı yapılmadığını ve havuzlara kadınların ve erkeklerin farklı seanslarda girdiğini belirtmesi ve bu açıklamanın muhalefet cenahında ciddi bir yer bulması.

– Yıldırım’ın Anadolu Ajansı’nın seçim gecesi verilerin neden durdurulduğu hakkındaki soruya “Ben nereden bileyim” şeklinde çıkış yapması.

-İmamoğlu’nun belediye başkanı olduğunda verilerin kopyalanması işlemini devreye sokmasının Yıldırım tarafından “FETÖ taktiği” olarak yorumlanması.

-Küçükkaya’nın İmamoğlu’na sorduğu “FETÖ ile bir bağlantınız oldu mu” sorusunu Yıldırım’a sormayı unutması ve meslektaşlarından gelen tepkilerle aynı soruyu Yıldırım’a da yöneltmesi; Yıldırım’ın “Yok” şeklindeki cevabı. 

-Oyların nasıl çalındığı sorusunun (İmamoğlu bir kez de canlı yayında sormasına rağmen) halen yanıt bulamaması.

Her ne kadar akılda kalanlar bunlar olsa da, seçimi etkileyen bir yayın olmadığı konusunda neredeyse herkes hemfikir. Çünkü, herkesin kararını çoktan verdiği, kararsız sayısının ciddi anlamda düşük olduğu bir seçimi (hatta tekrar seçimi) yaşıyoruz.

Türkiye’de siyasi rakiplerin canlı yayında bir araya geldiği program artık 2002’de (Baykal-Erdoğan) değil 2019’da olmuş olacak. Sanırım değişen tek şey bu.

 

mm

Sinan Reis

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ve Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler - İşletme mezunu. Hayalindeki mesleği yapan bir headhunter. Galatasaray aşığı, Mustafa Kemal Atatürk sevdalısı. Olaylara Fransız kalmamak için okuyor, yazıyor. Ülkesine "çıkmadık candan umut kesilmez" sözüyle bakanlardan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!