SEN: BİR ANKA KUŞU - Halimiz
SEN: BİR ANKA KUŞU 2
KAZ DAĞLARI, FAZIL SAY VE YOLLARDA İNSAN…
29 Ağustos 2019
SEN: BİR ANKA KUŞU 3
SİBO NEDİR?
29 Ağustos 2019
SEN: BİR ANKA KUŞU 4

Hayatın içinde hepimiz bambaşka arzulara ve duygulara kapılıp kimi zaman o duygular içinde kaybolup gideriz. Bazen isteklerimizin ve arzularımızın esiri olur, hırslara kapılıp hayatın güzelliğini unutuveririz. Kimi zaman sevgi ve aşk yolunda kendimizi paralarız. Herkes bizi sevsin isteriz. Sevilmek için kendimizden ödün veririz. Oysa unutmuşuzdur. Sadece ve sadece kendimiz olur ve olduğumuz gibi davranırsak seviliriz ve ödün vermemize ihtiyaç kalmaz. Bazen küseriz dostlarımıza. Darılırız onların söylediklerine ya da yaptıklarına. Hiç düşünmeyiz. Hayat küsmeye değmeyecek kadar kısa. Kimi zaman da kıskanırız başkalarının yaşantısını. Özeniriz onlara; kendi hayatımızın değerini bilmeden fark etmeden… Tüm bunlar o kadar insani duygulardır ki birçok masala ve mitolojik hikâyeye konu olmuştur. Bu yazımda size bunlardan birinden bahsetmek istiyorum.

Efsaneye göre kuşların hükümdarı olan “Zümrüd-ü Anka”, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar, Zümrüdü-ü Anka’ya yani “Simurg”a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Ama içlerinden onu gören olmamış. Anka kuşu, ortada görünmedikçe kuşkuları artmış ve en sonunda ondan umudu kesmişler. Zümrüd-ü Anka’nın yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Onun var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte onun huzuruna gidip, yolunda gitmeyen şeyler için yardım istemeye karar vermişler.

Kaf dağına varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Vadilerin her biri bir diğerinden daha çetinmiş. Birincisi; “istek”, ikincisi; “aşk”, üçüncüsü; “marifet”, dördüncüsü; “istisna”, beşincisi; “tevhid”, altıncısı; “şaşkınlık” ve yedincisi “yok oluş” vadileriymiş.

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce ‘Aşk Denizi’nden geçmişler sonra ‘Ayrılık Vadisi’nden’ uçmuşlar. ‘Hırs Ovası’nı aşıp, ‘Kıskançlık Gölü’ne’ sapmışlar. Kuşların kimisi ‘Aşk Denizi’ne’ dalmış, kimisi ‘Ayrılık Vadisi’nde’ kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi olan “Yok oluş Vadisi”nde’ bütün kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında geriye sadece otuz kuş kalmış. Anka kuşunun yuvasını bulunca bir de ne görsünler. Simurg, otuz kuş demekmiş ve onların hepsi de birer Anka Kuşu yani Simurg’muş. Ve aradıklarının kendileri olduğunu gerçek yolculuğun kendi içimize yapılan yolculuk olduğunu anlamışlar.

Kıssadan hisse… Eğer arzularımızın, duygularımızın ve hırslarımızın esiri olursak dünyevi şeylere çok fazla takılırız ve hayatımızın manevi yönünü unuturuz. Biz bu dünyaya sadece dünyevi ve maddi kazançlar için mi geldik? Hayatımızın amacı ne? Neden bu hayatı yaşıyoruz? Bu hayatı yaşarken öğrenmemiz gereken şey ne? Önce maddiyat ve maneviyat arasındaki dengeyi kurmalı ve tıpkı yogadaki “yin ve yang” (eril ve dişil) uyumu gibi beden, ruh ve zihnimizde bir uyum yakalamalıyız. Bu uyumu tüm hayatımıza yansıtmalı ve hayatın sadece maddiyattan ibaret olmadığını hatırlamalıyız.

Sevdiğimiz ve anlayış gösterdiğimiz sürece sevildiğimizi ve bize de anlayış gösterildiğini hatırlamalı ve gereksiz kaprisler, kıskançlıklar ya da kavgalar ile ailemiz, arkadaşlarımız, dostlarımız ve sevdiklerimiz ile aramızı bozmamalıyız. Önce sevgi insanı olmalı, herkesi ve her şeyi çok sevmeliyiz. Böylece küslükler, dargınlıklar ve ayrılıklar olmaz hayatımızda. Hayat küsmek, darılmak ve birbirimizden uzaklaşmak için çok kısa… Sonrasında pişman olmamalı insan…

Tüm gereksiz kapris, kıskançlık, hırs ve kavgaları geriye bıraktığımızda bir “Anka Kuşu” kadar özgür olduğumuzu ve uçmaya başladığımızı şaşkınlıkla fark edebiliriz. Bize ağırlık yapan tüm yüklerden kurtulup kanatlanmak bizim elimizde. Sadece maddi hayat ile manevi hayat arasındaki “yin ve yang” dengesini yakalamak ve içimizdeki olumsuz düşüncelerden arınmak gerek. Bir kez uçmaya başladık mı sınırsızlığı, sonsuzluğu fark edebiliriz. Ve aslında her şeyin bir ve bütün, herkesin aynı ve sınırsız ve sonsuz olduğunu da… İşte o zaman “yoga” dediğimiz ruh, beden ve zihin haline geliriz. İşte o zaman “otuz kuştan” biri olup hepimiz birer “Anka Kuşu” oluruz. Hayatımızda yolunda gitmeyen şeyleri ancak ve ancak kendimizin değiştirebileceğini görürüz. İşte o zaman hayatın anlamının dışarıya dönük olmak değil, dışarıya dönük bir yolculuk değil içimize yönelik bir yolculuk olduğunu anlarız.

Arzuları, duyguları, istekleri, hırsları bir kenara bıraktığımızda hayatın güzelliklerini görmeye başlarız. Hayatın güzelliklerini görünce sevgi ve aşk kendiliğinden hayatımızın bir parçası haline gelir. Birer sevgi insanı oluruz. Hayatımızın değerini fark ederiz. Her şeyin bizden kaynaklı olduğunu anlarız. İyi günler yaşıyorsak da, bunu kendimiz istediğimiz için yaşıyoruz. Kötü günlerden geçiyorsak da bu sadece ve sadece kendi seçimimiz olduğu için… Zor zamanlar için başkalarından medet ummak yerine kendi gücümüzü görüp onu kullanmayı öğreniriz. Çünkü tüm güç bizim elimizde. Hayatımızın kontrolü bizim elimizde. Nasıl ki bir kaptan gemisini idare ediyorsa, biz de kendi hayatımızın gemisini idare ediyoruz. Kaptan koltuğuna oturmuş bir o yana bir bu yana gidiyoruz. Çoğu zaman bilinçsizce… Oysa ki o koltuğa bir gün bilinçli otursak, tüm kontrolün ve gücün bizde olduğunu fark edeceğiz. İçimizdeki gücü bir kez algıladığımızda, hayat çok daha kolay ve güzel olacak. Her şey yolunda gidecek. Çünkü biz, artık bilinçli yaşıyor ve hayatımıza hep güzellikleri çekiyor olacağız. Bu da tıpkı kuşların “Anka Kuşu”nu bulma yolculuğunda olduğu gibi olacak. Bizi engelleyen tüm “vadileri” ve “yokuşları” gördüğümüzde, o engelleri kendimiz yarattığımızı ve birer “Anka Kuşu”olmak için o “otuz kuş”tan biri olmak için ta Kaf Dağı’na uçmamız gerekmediğini fark edeceğiz. İçimizdeki “Anka Kuşu”nu canlandırıp onun kanatlanmasına ve sınırsızca uçmasına izin vereceğiz. Sorunlarımızın ve zor günlerimizin üstesinden gelmek için dışardan destek arayacağımıza bu gücün kendi içimize olduğunu hatırlayacağız tıpkı yolculuğun sonunda kendi güçlerini fark eden “Simurg” kuşları gibi… Her tereddüt ettiğinizde ve inancınızı her yitirdiğinizde içinizdeki o yolculuğu yeniden yapmanız dileğiyle…

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!