SEÇİM SİZİN - Halimiz
MİZAHIN DİLİ
14 Şubat 2019
DOĞAL KOLON TEMİZLİĞİ
14 Şubat 2019

Daha önceki yazılarımın birinde biriktirmekten bahsetmiştim. Kimileri kıyafet, kimileri plastik yoğurt kabı, kimileri poşet, kimileri duygu, kimileri de benim gibi kitap biriktirir. Kitapçıya girdiğimde üç beş kitap almadan çıktığımı hatırlamıyorum ve eve geldiğimde aldığım yeni kitapları kütüphanemde ikinci sıraya yerleştirirken kendi kendime bu kitapları bitirmeden yenisini almayacağıma dair söz veriyorum.

Geçenlerde kütüphanemi karıştırırken iki yıl önce aldığım ama okumaya vakit bulamadığım iki kitap elime geçti. David Eagleman’ın “Incognito” ve “Beyin” adlı kitapları… Bu kitapları elime her aldığımda birkaç sayfa okuduktan sonra yeniden kütüphanemin tozlu raflarına yerleştiriyordum. Kitaplar, rafta okunacakları günü sabırla bekliyorlardı. Sonunda bu konuya kafa yormaktan vazgeçtim. Ne de olsa her şeyin doğru bir zamanı vardı. Demek ki bu kitapları okumam için doğru zaman henüz gelmemişti. Ta ki bir ay öncesine kadar…

Yazarın ilk kitabı “Incognito”yu elime aldığımda oldukça bilimsel bir kitap okumak üzere olduğumdan haberdar değildim. Belki de bu yüzden kitap bana hiç cazip gelmemişti. Bu sefer sabırla okumaya devam edeceğime kendi kendime söz verdim. Birkaç sayfa okuduktan sonra kitap beni içine aldı. Biraz daha okuduktan sonra bilimsel olarak beyni anlatan yazarın aslında bizlerin yoga derslerinde zihin üzerine bahsettiklerimizle ne kadar benzer şeyler üzerine yazdığını kavradım.

Yazar da tıpkı yoga üstatları gibi, beynin esnek olduğundan bahsediyordu. Yazar beyinden yoga üstatları ise zihinden bahsediyordu. Yazara göre, beyin her ortamda yaşam becerisini sağlayabilmek için esnek olmak zorundaydı. Yoga üstatlarına göre ise, zihin esnek olmazsa hayatımızda verdiğimiz kararlar ve tepkiler de katı olurdu. Yaşam becerisi, “su gibi esnek olmaktan geçiyordu.” Lao Tzu ne diyordu: “Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür. Denetimin özü var olan her şeyle birlikte akıp onlara uyum sağlamaktan geçer.” Ve bir şey daha diyordu üstat: “Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül, düz olmak için eğril, dolmak için boşal, parçalan ki yenilen.” Bilim ve yoga felsefesi, beyin ve zihnin esnekliği üzerine birleşmişlerdi.

David Eagleman, dışardaki bilgilerin beyne duyu organları aracılığı ile girdiğini ve beynin dışarda olan biten hakkında bir hikâye oluşturmadan önce duyulardan gelen bütün bilgileri bir araya topladığından bahsetmekteydi. Ayrıca duyusal bilgilerin duyunun türüne bağlı olarak farklı sürelerde işlendiğinden de söz etmekteydi. Yazara göre, başparmaktan gelen sinyaller burundan gelen sinyallere göre beyne daha uzun sürede ulaşır ama kişi bu farkı algılayamaz. Önce sinyalleri bir araya topladığımız için her şey kişiye eşzamanlı görünür. Ama David Eagleman’a göre aslında geçmişte yaşamaktayız çünkü biz an’ı yaşadığımızı hissedene kadar, o an çoktan uçup gitmiştir. Bir olayın gerçekleşmesi ile onu deneyimlememiz arasında bir boşluk vardır. Yazarın bu tezini yoga felsefesi açısından ele aldığımızda, yogada sadece “şimdiki zaman” ya da “şu an” vardır ve o an’da biz konuşurken geçip gitmiştir. Zihnin anda kalmasını sağlamak da bu yüzden zordur. Zihin sürekli geçmişte ya da gelecekte yaşar. Geçmişte yaşadığı olayları tekrar tekrar yaşamak ve hissetmek ister ya da geleceğe dair planlar yapar. Geçmiş ve gelecek ile kendini oyalayan zihin, şimdiki an’ı kaçırır tıpkı yazarın beynin duyu organlarından gelen verileri algılaması sırasında o anın geçip gittiğinden bahsetmesi gibi…

Yazar ayrıca yoga derslerinde özellikle denge duruşları yaparken önem arz eden “propriyosepsiyon” ya da “derin duyu” adı verilen bir olgudan da söz etmekteydi. “Propriyosepsiyon”, kol ve bacakların konumuyla ve kasların durumunu bilmemizi sağlayan duyu olarak bilinir. Yazara göre kas, kiriş ve eklemlerdeki reseptörler, eklem açıları kadar kasların gerginlik ve uzunlukları hakkında da bilgi toplar. Bu bilgiler bir bütün olarak beyne bedenin konumuyla ilgili bir tablo sunar ve hızlı ayarlamalar yapmasını mümkün kılar. Bacaklardan biri uyuştuktan sona yürümeye kalkışınca, derin duyu algımız geçici olarak aksamaktadır. Bu tür deneyimlerde duyu sinirlerinin maruz kaldığı basınç ilgili duyuların gönderilip alınmasını engeller ve basit eylemler bile neredeyse olanaksız hale gelir. Yine yazara göre, bedeninin konumunu bilemeyen bir insan yaşamını normal olarak sürdüremez çünkü çevreden ve kaslardan gelen geribildirim sayesinde hareket edebilmekteyiz. Yoga denge duruşlarında gözleri tek bir noktaya sabitleyip dengede kalmaya çalışmamızın sebebi de “derin duyu” olgusudur. Propriosepsiyon, eklemlerin boşluktaki pozisyonunu, konumunu, hareketini algılama duyusudur. Eklemde yer alan kapsül ve bağlar, eklemin etrafındaki kas dokusu ve tendonlar, içerdikleri bir takım özelleşmiş hücreler aracılığıyla merkezi sinir sistemimize sürekli uyarılar yollar. Bu uyarılar sayesinde, vücudumuzdaki eklemlerin ve kasların uzaydaki konumundan, pozisyonundan, gerginliğinden ve basınç durumundan haberdar oluruz. Kişinin bir hareketi doğru, sağlıklı ve koordineli yapabilmesi için gelişmiş bir propriosepsiyon duyusunun olması gerekmektedir. Gözlerimiz sayesinde de uzuvlarımızın yeri hakkında bilgi sahibi oluruz. Yani gözler açıkken kolumuz nerede, bacağımızı 90 dereceye kaldırabildik mi yoksa bacak 45 dereceye kadar mı kalktı gibi bilgilere ulaşmamız çok kolay. Gözlerimiz açık, görebiliyor ve bilgiye ulaşabiliyoruz. Ancak gözler kapalıyken bu tarz bilgilere ulaşmamız o kadar da kolay değil. Bu yüzden de gözler kapalıyken denge duruşları çok daha zor tıpkı yazarın geribildirimden yoksun bir beynin bedenin konumunu algılayamadığını söylemesi gibi…

David Eagleman kitaplarında beyin dalgalarından da bahsetmekteydi. Yazara göre, delta dalgaları uyku sırasında ortaya çıkarken teta dalgaları uyku, derin dinlenme ve görselleştirme ile ilgilidir. Alfa dalgaları rahat ve sakinken belirirken, beta dalgaları etkin düşünce, sorun çözme ve stres altındayken etkindir. Beta dalgaları, hızlı seri ve inişli çıkışlı dalgalardır. Heyecanlandığımızda ve strese girdiğimizde etkinleşir. Meditasyon sırasında ortaya çıkan beyin dalgaları alfadır. Alfa dalgaları, otonom sinir sisteminde değişikliklere yol açar ve sinir sistemini sakinleştirir. Normalde baskın olan “kavga et ya da kaç” sistemi yani sempatik sinir sistemi yavaşlar, kan basıncı düşer, kalp atım hızı ve stres hormonları azalır ve zihin sakinleşir. Teta dalgaları, içe dönük odaklanma, meditasyon, bütünsel farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyanık olma ve uyku arasındaki durumu yansıtır. Delta dalgaları ise uykunun en derin olduğu saatlerde devredir. Yoga çalışmaları sırasında gün içinde çoğunlukla “beta” olan beyin dalgalarını “alfa” dalgasında tutup zihni sakinleştirmek ve yavaşlatmak amaçlanmaktadır.

Kitapların sonuna doğru yazar, bilinçten söz etmekteydi. Yazara göre, bilinç, beklenmeyen bir şey olduğunda, bir sonraki adımı hesaplamaya ihtiyaç duyduğumuzda devreye giren bir şeydir ve karar vermek gerektiği zamanlarda beyni otomatik pilottan çıkarmayı amaçlamaktadır. Beynin temel görevi tüm deneyimlerden yararlanarak dünya ili ilgili bilgi toplamak, geçmiş deneyimlerden yola çıkıp gelecek için karar verebilmektir. Kitaplarında yazar, tek bir zihne sahip olmadığımızdan ve birbiriyle rekabet halinde birçok zihin ile mücadele etmek zorunda olduğumuzdan bahsetmekteydi. İyi karar verebilmemizi de bilincin etkileşim ve empati yeteneğine bağlı olduğunu söylemektedir. Yoga duruşlarını yaparken ya da meditasyon sırasında da zihnin çatışmasından bahsetmek mümkündür. Zihin sürekli bir düşünceden diğerine atlamakta, kaygı ya da endişe hissetmekte ve otomatik pilotta çalışmaya devam etmektedir. Kimi zaman kişiler verilen yönergeleri dinlemeyip kendi zihinlerine yerleşmiş olan eski akışlardan birine devan etmekte ve ancak bir süre sonra akışın başka bir akış olduğunu fark edebilmektedir. Beynin kullandığı enerji miktarını azaltmak için günlük işler sırasında otomatik pilotta olmak kabul edilebilir ama yoga ve meditasyon gibi zihni de sakinleştirip dinginleştirmeyi amaçlayan çalışmalar sırasında tam bilinç ile hareket etmek ve her şeyi fark ederek yapmak gerekmektedir. Bilinçli olmak demek, her gün aynı yoldan arabanız ile geçerken beyninizin otomatik pilotta olması ve geçtiğiniz yerlerin farkında olmamanız ama ertesi gün aynı yoldan geçerken o yolda bir gece önce asılmış olan bir pankartı görüp fark etmek ve otomatikten çıkmak demektir. Yoga da ise bilinçli olmak demek, akış sırasında zihni otomatikten çıkarıp söylenen her yönergeyi sadece duymak değil algılarınızı açık tutup işitmeniz demektir.

Bilimsel olarak beyin ya da yoga felsefesine göre zihin… Bilim ya da felsefe… Aslında ikisi de aynı şeyi söylüyor ve anlatıyor, öyle değil mi? Esnek ol, an’ı yaşa, evrendeki konumunu algıla, beyin dalgalarını yavaşlat ve sakinleştir ve her şeyi bilinçli yap. Bilim yolu ya da yoga yolu… Aynı noktaya ulaşıyor. Seçim ve karar sizin… Unutmayın bu hikâye sizin hikâyeniz ve kim olduğunuz ya da kime dönüşeceğiniz tümüyle sizin kendi kararlarınıza, seçimlerinize, beyninize ve zihninize bağlı…

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!