Sanat her yerde… - Halimiz
Sanat her yerde… 2
Haftanın Öne Çıkan Haberleri
6 Temmuz 2017
Sanat her yerde… 3
TATİL VAKTİ ÖDEM TOPLAMIŞ OLABİLİR MİSİNİZ!!!
6 Temmuz 2017
Sanat her yerde… 4

Ülkü Acar ve Kaz Dağlarının Eteklerinde Bir Sanat Bahçesi…

Denizde olmuşsun, ormanda olmuşsun fark etmez…

Her nerede olursan ol, sanat varsa eğer bir başka hayallere dalarsın, yüreğin sevdayla dolar taşar…

Hele bir de memleket havalarını yanı başına koyarsan değme keyfine…

Ya da o havalarla alır başını gidersen yüreğinin götürdüğü yere…

Tut hadi gözyaşlarını, sonraya sakla ya da kuytu bir köşeye koşa koşa git kimse görmesin…

Yalnız başına kendinle baş başa kal, sevdiklerini, özlediklerini doyasıya kucakla…

Merak etme kimse görmez…

Uzaklarda yerinden yuvandan uzakta bir mekanda olduğunda sanatın adını duydun mu git oraya…

Sanat her yerde… 5

 

Öyle yaptım ben de, bir anons çağırdı beni. “Tatildeyim, boş ver diyemedim” çay bahçesinde sanatseverlere bir çağrıydı duyduğum… Yeni resim kurslarının başlayacağı, ilgililerin beklendiği anons ediliyordu. Kaptım kalemi, defteri ve de telefonumu, sıcak bilmem 40 dereceye yakın, ancak sanat coşkusu ve merakı serinletiyor, soluğu çay bahçesinde aldım…

Hadi “merhaba” masanın etrafında oturanlara… Başlangıç olmalı…Sanat her yerde… 6

Oval büyük bir masanın etrafında epey yol kat etmiş, ancak gözlerinde sevgi ve ışıltılarıyla hanımefendiler var… Önceki yıllarda başlanan sanat çalışmalarına devam edecekler ve bu işe heveslenip yeni başlayacaklarla yeni dönem programı konuşuluyor. İsimler yazılıyor, haftada iki gün olmak üzere günler belirleniyor. Araç gereç, ulaşım ayrıntıları netleşiyor. Bir taraftan da çaylar kahveler içiliyor… Sohbet muhabbet harika…

Ziyaretimle bir renk ve sevinç dalgası oluşmuştu. Kendi kendilerine uğraştıkları, zaman değerlendirdikleri resim çalışmalarıyla ilgilenmem bir canlılık getirmişti.

Sanat her yerde… 7Ne güzel bir şey, zamana/yaşlılığa karşı durmalarına, sanatla var olmalarına tanık olmak. Hala bir şeyler üretmenin zevkini kahkahalarla anlatıyorlar. Yeni dönemin çalışmasına bayram sonrası başlayacaklarını, haftada iki gün atölyeye site aracıyla gideceklerini, 30 Ağustos’a kadar hazırladıkları eserlerini sergileyeceklerini planlıyorlar. Gözlerde bir aydınlık, bir ışıltı.  Sohbetimizde Ülkü Acar hocanın yaşamlarına kattığı mutluluğu, yaptıkları resimlerle büyük gurur duyduklarını, çalışmalarıyla zamanı çok iyi değerlendirdiklerini keyifle anlatıyorlar…

Ve Kaz dağlarının ressamı Ülkü Acar

Masanın başında bir beyefendi, sakin, sessiz, suskun ama suskunluğuyla bile dikkat çekiyor… “Bizim hocamız” dediklerinde, yanına gitmek tanışmak farz oldu… Uzun süredir resimle uğraşan ve çalışmalarını 18 yıldır Kazdağları’nın eteklerindeki Zeytinli bölgesinde sürdüren Ülkü Acar’la tanışıyorum… İlk izlenimim, o kadar Kaz Sanat her yerde… 8dağlarının adamı olmuş, öylesine âlimane bakışlı ki… Soru sormama gerek kalmadan anlatmaya başlıyor hikâyesini, coşkuyla…

“1961 yılında Hava astsubayı olarak orduya katıldım, bizlere tanınan haktan yararlanarak Beşiktaş’taki Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisinde misafir öğrenci olarak resim eğitimi aldım. İşim ve resim bir süre birlikte devam etti, ancak ikisi bir arada yürümedi.  14 yıllık askerlikten sonra istifa ederek ayrıldım. Kendi atölyelerimi açtım, önce İstanbul sonra Balıkesir… İstanbul’dayken ahşap rölyef çalışmalarına başlayarak şiirlerin resimlerini yapmaya başladım. Özellikle Nazım Hikmet ve diğer birçok şairin Sanat her yerde… 9sosyal içerikli şiirlerinin tasarımlarını yaptım. Bu dönemde İstanbul’da olduğum süre içerisinde bir vakfın Danışma Kurulu üyeliğini de sürdürdüm.  18 yıldır bu yörelerdeyim. Geliş nedenlerimden birisi sanat felsefeme uygun olarak güzellikler, zeytinlikler ve köy yaşamıydı. Sanat anlayışımdaki felsefeden kaynaklanan toplum için sanat yeni felsefem olmuştu. Resimler kişilere anlaşılır mesajlar taşımalı. Kendimden bir şeylere yeni şeyler katmaktı amacım. Hem duygulanmalı hem öfkelenmeli hem sevinmeli hem üzülmeli, bütün her şeyi romantizmin bütün çizgilerini taşımalı resim… Bunu yapabileceğim en iyi yerler böyle yerler. Natürel, insanların son derece doğal yapısının olması, kaba saba ne olursa olsun doğal olması, yapay hiçbir şeyin olmaması. Eğer seni seviyorlarsa gerçekten seviyorlar, seviyor gibi görünmezler. Dolayısıyla 18 yıldır burada inatla bu işleri sürdürüyorum.”

Sanatçıya “bir nevi tatili sanatla taçlandırıyorsunuz” tanımlamasını yapabilir miyiz, diye soruyorum, sanatçı “elbette çok da güzel bir tanımlama olur” diyor. Devam eden öğrencilerinin yaşlarının bir hayliSanat her yerde… 10 ileri olmasına rağmen hala coşkuyla resim yapmak istemelerinin de yaşama sevinci oluşturduğu şeklindeki gözlemimi de onaylıyor. Sözlerine devam ediyor:

Burada bir zorunluluk yok, keyifli ve içten bir ortam var…

Mutluluğun başkalarını mutlu etmekten geçtiğine inanıyorum…

Buradaki katılımcılar emekli ve çok çeşitli görevlerde bulunmuşlar. Ancak içlerinde kalan resim tutkusunu yaşamak isteği onları resim yapmaya yönlendiriyor. Resim yaparken onların çok mutlu olduklarını, bütün her şeyden sıyrıldıklarını, bir haftada iki gün 4 saatlik çalışmalarında her şeyden arınıyorlar, birbirlerine daha çok yaklaşıyorlar, daha sosyal oluyorlar, sevgiyi daha açık şekilde dile getiriyorlar. Hep birlikte şarkı söylemeye başlıyorlar. Bir yandan resim yapıyor, aynı zamanda şarkı söylüyorlar. O kadar çok iç içe geçiyor ki her şey, bu, doğanın güzelliğinden ve o insanların özlemlerinden Sanat her yerde… 11kaynaklanıyor. Bunu bir sınıfta, bir akademide yapmak mümkün olmaz. Çünkü orada resmi bir ortam, zorunluluk var. Burada bir zorunluluk yok, keyifli ve içten bir ortam var. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bu idealist bir düşünce olabilir ama ben de zaten idealist bir insanım. Bu da beni çok mutlu ediyor, bir şeyler başardığımı hissediyorum, onları gördüğüm zaman çok mutlu oluyorum. Mutluluğun başkalarını mutlu etmekten geçtiğine inanıyorum. Zeytinli’deki atölyem çevrede çok iyi tanınır, her kime sorsanız, “Ülkü Hoca’nın yeri neresi” diye sorsanız hemen size gösterirler. Ama kimse gelip oraya girmemiştir. Hala o çekingenlik, sanki orası paralı bir yermiş gibi veyahut da onlara ait değilmiş gibi düşünürler, onu kırmaya çalışıyorum. Bunu henüz kıramadım, istediğim ölçüde kıramadım. Köy yerinde insanlar yabancıyı çabuk kabul etmezler. Yabancı ister ki köylü sana gelsin, köylü de senin gitmeni ister. Ben aslında onlara giderim, çaylarını içerim, sohbet ederiz, onlardan alış veriş yaparım, onların berberine giderim, kasabına giderim, orada yaşadığımı gösteririm onlara. Bunlar küçük küçük şeyler ama birbirine eklendiğinde bir bütün oluyor. Ben yüzün üzerindeki kişisel sergilerimi ülkemizin birçok yerinde açtım, ahşap rölyeflerimle ödüller aldım. Benim için en güzel ödül bu insanlar. Ben o ödülü istiyorum. Çok içtenlikle söylüyorum hep bu düşünceleri ve duyguları taşıdım ve taşıyorum. Hiçbir zaman büyük ideallerim olmadı, şuyum olsun, buyum olsun demedim, öyle bir hedefim de olmadı. Sizleri galerimde, evimde, çalışma ortamımda görmek isterim… Çok mutlu olurum.”

Ve Ülkü Acar’ın hikâyesi…

20 Ocak 1940’da Balıkesir’de doğan, 3 çocuk, 4 torun sahibi olan, eşi Aysel Hanımla Edremit’in Zeytinli Mahallesi’nde sanat bahçesi oluşturan ressam Ülkü Acar, 1961 yılında hava astsubayı olarak orduya katıldı. 1961’de ordu mensuplarına tanınan haktan yararlanarak İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi’nde misafir öğrenci olarak resim eğitimi aldı, 1974 yılında kendi isteği ile ordudan ayrıldı. Resim çalışmalarına ağırlık verdi, 1985’te ahşap rölyef çalışmalarına başladı, başta Nazım Hikmet olmak üzere tanınmış şairlerin yazdığı, sosyal içerikli şiirlerin tasarımlarına ağırlık verdi. İlk kişisel resim sergisini Sinop’ta açtı ve bugüne kadar yüzün üzerinde sergiye imza attı, çok sayıda ödül aldı. Üretmedeki açlığının bitmediğini ve yeni şeylerin varlığını araştırmayı alışkanlık haline getirdiğini vurgulayan sanatçı, ‘sanat en ücra köşelere ulaşsın’ söylemiyle ve Sanat Bahçesi ile Zeytinli’de farklı bir sanat ortamı oluşturdu. Kendi çalışmaları yanında ‘Atölye arkadaşlarım’ dediği eğitim verdiği öğrencilerinin eserlerini sergileyerek sanatı paylaşmaya devam ediyor.

mm

Zeliha Dogan Yesil

BYEGM Şube Müdürü ve Ankara Halkla İlişkiler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Mustafa Kemal Atatürk hayranı. AÜ DTCF Türk Dili ve Edebiyatı, AÜ Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, Gazi Ü.Güzel Sanatlar Ens.Yüksel Lisans. Görevi gereği Basın, Dış Politika ve Uluslar arası ilişkiler ilgi alanında oldu. Kurum yayınlarında büyük emeği var, ilk Türk Cumhuriyetleri Haber Bültenini, ilk STK yayın organı olan Türk Kadınlar Birliği aylık bültenini 10 yıl yayımladı… Ve başkaları… Sürekli Basın Kartı sahibi bir kurum gazetecisi. Gezer, görür, yazar, çizer, anlatır, konuşur, paylaşır… Barış, huzur, sevgi ve eğitimin bütün dünyaya yayılması en büyük özlemidir. Köy Enstitüsünden yolu geçmiş bir babanın yaşamına etkisi büyük olmuş, çocukken kendisine getirdiği dünya küresinden parmağıyla belirlediği Güney Afrika, Çin, Hindistan bir de Eyfel Kulesi en merak ettiği yerler olmuş, gitti ve gördü… En büyük hazinesi ailesi, eşi ve 2 kızı… Devam ediyor. Hayatta ve ayakta olmak en büyük sloganı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!