SAĞDUYULU SİYASET, HATIRLAYANINIZ! - Halimiz
STRONGER THAN HATE
1 Kasım 2018
ŞİDDETİNİ SEVDİĞİM
1 Kasım 2018

Bir zamanlar, sağduyulu siyaset diye bir şey vardı. Hatırlayanınız var mı! Sahi, n’oldu ona!

O zamanlarda da siyaseten birbirine rakip olanlar geçimsizlerdi, yine memleketi kötü yönetiyorlardı ama her gün her gün, ideolojik bir kamplaşma içinde değillerdi. Memleketin kurucu temelleri, her gün her gün, ağızlara sakız edilmiyordu. İnsanlar, birbirine karşı sanki bu kadar sert duygularla yüklü değillerdi.

Bugün 20’li yaşlarda olanların neden bahsettiğimi anlamadıklarını düşündükçe, içim, gerçekten, bir garip hüzün doluyor. Yaşlandım gibi anlamsız bir laf edemeyeceğim çünkü bedenimin yaşı da hala genç olmakla birlikte, hissettiğim yaşım bildiğiniz çocuk! Ve biri elimden güzelim kıpkırmızı elma şekerimi almışcasına mızırıkçı bir haldeyim bu aralar – yine!

Salı grup toplantılarını uzun süredir izlemiyordum. Bu hafta, büyük bir hata yaparak, izledim. İzlemez olaydım. Bu siyasi liderler, siyasetçi mi, tarih profesörü mü; giydikleri ünvanın, görev tanımı ne! Sap saman, niye bir türlü ayıklanamıyor ama yaaa… diye arıza moduna geçtim.

Bize, toplumca, geçmişimizle helalleşmek için bir regresyon seansı mı yapmak lazım! Geçmiş, geçmiş, geçmiş… Kemiklerinin bile toprak altında dahi esamesi olmayan insanların, Salı grup toplantılarında işi ne! Taa Kutadgu Biliglerden, Ertuğrul beylerden dem vurarak; tarihte kurulmuş tüm Türk kavimlerini ve devletlerini yad ederek; Cumhuriyet’in kurucu babalarına da her fırsatta – çok çok affedersiniz, giydirerek – siyaset mi yapılır!

Burası Türkiye, aynen de böyle yapılıyor…

Sanırsınız ki memlekette yaşayan herkes öyle yüce yetilerle dünyaya gelmiş ki, Fatih veya Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşanan her şeyi bugün yaşıyormuşcasına net bilebiliyor; bugün de her adımını ona göre atıyor, cihana umulmadık dersler veriyor. Çok rica ederim. Bir nefes alın, bir tane daha ve hatta bir tane daha alın ve büyükbabanızın, hayatta iken, kime-neler yapmış olabileceğini gerçekten ne kadar bildiğinizi bir düşünün… Teşekkür ederim!

Geçmişin, bugüne kalan izleri elbette vardır. Kişisel gelişim endüstrisi bunun üzerine kurulu. Kitapçılarda, en çok satanlar listesine giren nice kitap var bu konuda. Hiçbirini okumadıysanız, bu haftasonu mutlaka bir tanesini kapın. Vazgeçebilmek, mesela, son zamanların en çok okunanı gibi… Ve tüm bu kitaplar, geçmişin, bugüne, varsa kalan negatif yansımaları, bunlarla ödeşmek için değil; bunları iyileştirip, üzerinizde daha fazla olumsuz ağırlık yapmaması için size yoldaşlık ediyor. Aksi takdirde ömrünüzü kaos içinde tüketirsiniz mesajını vererek…

Biz de artık toplumca geçmişe dair yaklaşımımızı bir değiştirsek mi; gelmedi mi daha zamanı! Bir küçük yaklaşım değişikliği ile dünyamızı aydınlatabiliyorsak; siyasetçilerimizin dikkatini bugünün meselelerine getirebiliyorsak, bunun için çaba sarf etmeye değmez mi!

Haydi artık…

Dünya zıvanadan çıktı, çıkabilir, ama biz kendimize baksak. Kendimizi bir silkelesek, birbirimizle geçinmeye haydi artık bir niyet etsek…

Bakın, size, sağduyulu siyasete hasret kalma sebeplerimden birine travmatik bir örnek göstereyim.

Bizim topraklarımızda, bir insanoğlu, kendi ülkesinin konsolosluğunda öldürüldü. Canice. Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’dan bahsediyorum. Yarın, Cemal’in, cinayete kurban gideli tam bir ay olacak. Herkes katili biliyor; katil de cinayeti işlediğini zaten itiraf etmiş durumda, ama ortada hala cansız beden yok.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, dün, Suudi Arabistan Başsavcısı Suud el-Macib’le yaptıkları görüşmeler sonrasında yazılı bir açıklama yaptı. Savcılık makamı, Cemal’in, konsolosluğa girer girmez boğularak öldürüldüğünü ve bedeninin parçalanarak ortadan kaldırıldığını söyledi.

Bir insanın, bir insanı parçalayarak yok etmesi, akıllara ziyan, barbarlık ötesi, kelimelerle ifadesi olamayacak büyüklükte bir vahşettir. Bu olayın bizim topraklarımızda cereyan etmiş olması da ayrı bir hakarettir.

Peki, bizim siyasetçilerimiz ne yapıyor!

Hükümet sözcüsü Ömer Çelik, ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu, bu cinayetin üstünü örtmeye çalışmakla suçluyor. Nasıl? Kılıçdaroğlu mu işledi cinayeti? Suudilerin avukatlığını mı yapıyor? Siyasi bir lider olarak bu olana dair sorular sorması, katekulle yapma meyili olarak mı algılanıyor? Ciddi misiniz! Erk sahibi olanın, böylesi bir olayı iç siyasete malzeme yaparken, sağduyulu olması ve rakibiyle sözel düelloya tutuşmayı seçmemesi gerekmez mi!

Aslı Aydıntaşbaş, Washington Post’a yazıyor. Kendisine konuşan Türk yetkililer, Cemal’in cinayeti ile Amerika ile ilişkilerde yeni bir fırsat penceresi açıldığını ve Amerika’nın Suriye’deki Kürtlerle işbirliğine sekte vurdurmak için bu işi kullanacaklarını afişe ediyorlar. Gerçekten mi! İyi ki Cemal mevta mı oldu diyelim yani! Sağduyulu siyaset var olsa, böyle bir densizlik, yapılır mı! Yoksa konular ayrı ayrı tutularak ifade mi edilir!

Keza Ankara cenahlarında kulağıma çalınan diğer söylentilerde de Cemal’in cinayeti ile Ankara’nın, Halk Bank davasında bir anda avantajlı bir ivme kazandığı ileri sürülüyor. İddia o ki, Suudilerle papaz olmak istemeyen Amerika, Türkiye’nin, Cemal’in cinayetinin üstünü örtmesine karşılık Halk Bank davasında en cüzi cezayı kesecek ve bu iş, kapanacak. Bakın hele!

Ve Cemal’in, beş ay gibi kısa bir sürede evlenmeye karar verdiği nişanlısı Hatice Cengiz. İlla da evlilik, neden ise… hem de bu kadar kısa sürede. İlişkiler konusunda hiç ağzımı açmayacağım ama kaşlarım tavana yapışmış satır aralarını okurken buluyorum kendimi. Hele Cengiz’in, olası olarak Türk istihbaratı ile dirsek temasında olduğunu ileri süren yorumları dinlediğimde irkiliyorum. Tuzak mı idi acaba sorusu akla geliyor! Cevabını bilemem, tanımadığım bir insanı töhmet altına almaktan imtina ederim ama Türkiye’nin, Cemal’in katledilişi sonrası masaya yatırdığı konularda kotarmaya çalıştıklarına bakılırsa, ortada acayip bir durum var gibi de gelmiyor değil.

Sağduyulu siyaset olaydı, bizim içimize, böyle insanlığımızdan utanmamızı gerektirecek kurtlar düşürmezlerdi diyorum.

Siz siz olun, kapının önü ne kadar kepazelikten dökülse de sağduyudan vazgeçmeyin; insan olarak, vicdanlı, şefkatli, doğru, dürüst, çalışkan, üretken, ve sevgi dolu bir kalpten kendinizi ve bizleri mahrum etmeyin. Ki siyasete en büyük dayatma bu olsun. Geçmişle aklınızı yitirmekten inanın daha sağlıklı bir yol…

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

1 Comment

  1. Kemal gülseren dedi ki:

    Tülin hnm,
    Çok güzel bir yazı.
    Her satırına katılıyorum.
    Hislerimize tercüman oluyorsunuz.
    Çok teşekkürler.
    İyi ki yazıyorsunuz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!