SADECE İNSANIZ - Halimiz
GIVING THANKS
22 Kasım 2018
EĞİTİM TÜRKİYE’NİN BÜYÜK SORUNU
22 Kasım 2018

Son zamanlarda hayatın anlamını düşünür oldum. Sanırım artık ergin sayılacak yaşa geldim ve bugünlere gelene kadar hayatımın artılarını ve eksilerini gözden geçirip “ne ektim ne biçtim” muhasebesi yapma ihtiyacı duydum. Artıları sevgiyle karşılarken, eksiler için kendime kızmadım desem yalan olur. Ama sonra düşündüm, “Ben sadece insanım. Bu dünyaya artı ve eksileri deneyimlemeye gelmiş biriyim sadece.”

Hepimiz insanız. Bu hayata dünyevi zevkler, deneyimler, zorluklar, sıkıntılar, mutluluklar tatmaya gelen ruhlarız. Hepimiz doğduğumuzda masum ve temiz birer ruh olarak dünyaya geliyoruz. Ne yazık ki büyüdükçe toplumun dayatmaları ile karşı karşıya kalıyoruz. Yaş almaya başladıkça büyüklerimizin bize öğrettikleri ilk şey “ayıp”, “günah” ve “yasak” oluyor. Ailelerimiz, toplumda nasıl davranmamız gerektiğini öğütleyip bizleri toplumdaki diğer “basmakalıp” kişiler haline döndürmeye başlıyor. Gün geçtikçe toplumun dayatmalarına boyun eğiyor ve kirlenmeye ve masumiyetimizi kaybetmeye başlıyoruz. Çünkü hepimiz bu hayata dünyevi deneyimler yaşamaya gelmiş, bir zamanlar “temiz”, zaman geçtikçe “kirlenen” ve “doyamayan” ruhlarız.

Büyüdükçe ve toplumun gereklerini “ayıp”, “günah” ve “yasak” diye yerine getirmeye başladıkça ruh ile bağlantımızı kaybeden bireyler haline geliyoruz. Ruhumuz ile bağlantımızı kaybedince de sadece “zihin” ile yaşamaya başlıyoruz. İşte tam da bu noktada sıkıntılar baş göstermeye başlıyor.

Ruh ile bağlantısını kaybeden ve zihni ile yaşamaya başlayan insanlar, zaman içinde büyük şehir hastalıklarına yakalanmaya başlıyor. Stres, depresyon, tiroit, obezite, tansiyon sorunları, mide sorunları bunların en başında gelen rahatsızlıklar. Sabah erken kalkıp işe gitmek için sıkışık trafikte vakit geçirmek, tüm gün kapalı ortamlarda çalışmak, iş çıkışında yoğun trafikte eve dönmek, olağan ev işlerini yapmak, televizyon seyretmek ve sonrasında yatmak… Ertesi sabah aynı rutini tekrar etmek… Boş zamanlarda yine kapalı alışveriş merkezlerine gidip “akvaryumdaki balıklar” gibi zaman öldürmek… Kendine zaman ayıramamak, açık havada bir etkinlik ya da düzenli spor yapmamak, kitap okumamak, kültürel bir etkinliğe katılmamak, müze gezmemek, kendi yaşadığı şehirdeki tarihi ve kültürel yerlerden bihaber olmak… İşte tüm bunlar ruhu daha da öldürmekten başka bir işe yaramıyor.

Eğer bir kişi ruhsal olarak yeteri kadar beslenemiyorsa, kendini ister alışveriş ile isterse yemek ya da işle oyalasın mutluluğu ve huzuru yakalayamaz. Çevremize baktığımızda insanların kendini alışveriş ile doyurmaya çalıştığını görmekteyiz. Ne kadar çok alırsak alalım, yine de doymuyoruz değil mi? Çünkü içimizdeki ruhsal açlığı alışveriş ile doyuramayız. Kimimiz kendimizi yemeye veriyor. Hamburgerler, pizzalar, tatlılar… Doyuyor muyuz? Yine de hep açız değil mi? Peki bu açlığın sebebinin hiç ruhsal açlık olabileceği aklınıza geldi mi? En son ne zaman ruhunuzu doyurmak için bir şey yaptınız? Hatırlayabiliyor musunuz?

İşte bu ruhsal açlık ve “zihnen tokluk” bizleri hasta ediyor. Sürekli zihnin dediği gibi ve toplumun dayattığı gibi yaşamak bizlerde sağlık sorunlarına sebep oluyor. Dertlerimizi paylaşmadıkça ve içimize attıkça larenjit, farenjit ve tiroit gibi boğaz sorunları yaşamaya başlıyoruz. Bize yapılanı hazmedemedikçe midemizde sorun çıkabiliyor. Yeteri kadar değer görmediğimizi düşünüyor ve değersiz hissediyorsak tansiyon sorunları çıkabiliyor. Aşırı öfke zaman içinde karaciğer ve safra kesesi sorunlarına yol açıyor. Korku, böbreklerde sorun yaratabiliyor. Üzüntü ve keder akciğerlere yerleşiyor. Nefret, kalbi bozuyor. Endişe ve kaygı, mide ve dalakta sorun yaratıyor. Daha derin sıkıntılar kansere bile yol açabiliyor.

Evet haklısınız. Hepimiz insanız. Bu dünyada yaşarken “ruh”unu unutan ve sadece toplumun dayattığı gibi yaşayan “zihin insanlar”ız. Dünyaya geldikten üç dört sene sonra “ayıp”, “günah” ve “yasak” ile tanışan kişileriz. Ayıp, günah ve yasak ile tanıştıktan sonra, ruhu ikinci plana atan ve “basmakalıp” yaşamaya mahkûm insanlar haline geliyoruz. Bu şekilde yaşarken de “kirleniyoruz.” Evet, belki bir zamanlar temiz ve saf ruhlardık ama bu yeniden temiz ve saf ruhlar haline gelemeyeceğimiz ve yeniden kalbimizin sesini dinleyemeyeceğimiz anlamına gelmiyor değil mi? Zihnin etkisi ve toplumun dayatmaları ile sağlıksız ve mutsuz yaşamak yerine neden yeniden saf ve temiz çocukluğumuza dönmüyoruz?

Neden ailemiz ve dostlarımızla daha çok vakit geçirmiyoruz? Neden daha çok doğaya çıkmıyoruz? Neden biraz daha kültürel etkinliklere katılmıyor, neden daha çok okumuyoruz? Neden konuşmuyoruz, paylaşmıyoruz? Neden içimize atıyoruz? Neden başkalarının arkasından konuşup olumsuz enerji yükleniyoruz? Neden kimseyi çekemiyoruz? Neden yeniden bir çocuk gibi davranamıyoruz? Neden yağmurlu bir günde sokaklarda şarkı söyleyerek dolaşmıyoruz? Neden su birikintilerine basıp ıslanmıyoruz? Neden yağmurda ıslanmaktan kaçınıyoruz? Eriyecek değiliz ya. Neden hayattan zevk almayı bıraktık? Yağmurda şarkı söylesek ya da ıslansak herkes bize, “Ne kadar ayıp. Koca insan” diye mi bakacak? Ya da öyle baksa ne olur? Siz o anda, içinizden geldiği gibi davransanız ve birkaç dakika için bile olsa yeniden saf, mutlu, temiz ve neşeli olsanız. Ne kaybedersiniz? Hiç düşündünüz mü?

Sonuçta hepimiz insanız. Saf ve temiz olmak da; sağlıksız, mutsuz ve kirli olmak da bizim elimizde. Hayattan zevk almak da hayatı sadece gün öldürerek yaşamak da… “Ayıp”, “günah” ve “yasak”larla yaşamak da, özgür ve “nev-i şahsına münhasır” bir hayat sürmek de… Sonuçta kim sizi yargılayabilir ki? Yargılasa ne olur ki? Tıpkı şarkının dediği gibi: “Ben sadece bir faniyim. Beni suçlama ve yargılama.”

mm

Burcu Yırcalı

Yogaya boyun ve bel ağrıları gibi sağlık sorunları yüzünden 2006 yılında başladım. Önceleri yoganın sadece bedensel boyutuyla ilgilenirken ve “savasana” (ceset pozisyonu) adı verilen son dinlenme pozisyonunda bir dakika bile kıpırdamadan yatamazken zaman içinde yoganın bedensel boyutunun ötesinde boyutları olduğunu da fark edip çok sevdim. Bu sevgi benim yoga üzerine eğitimlere katılmama sebep oldu. 2012 yılından beri yoga eğitmenliği yapmakta ve yoga ve meditasyon ile hem kendi hem de katılımcıların hayata değişik bir açıdan bakmasını amaçlamaktayım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!