RÜYA - Halimiz
RÜYA 2
ÇOBANLIKTAN BİLİM ADAMLIĞINA
13 Haziran 2019
RÜYA 3
EKREM İMAMOĞLU’NA AÇIK MEKTUP
13 Haziran 2019
RÜYA 4

“Tekir görünümlü bir İran kedin olacak. İsmini Gofret koy” dedi rüyasındaki yüzü belirsiz ses. Akabinde de başka hiçbir bilgi verilmeksizin, ses duymaksızın veya görüntü görmeksizin kız uyandı. Karanlıkta nerede olduğunu anlamak istercesine etrafına bakındığında ise odasında olduğunu ve saatin de sabaha karşı 03:00 olduğunu fark etti.

Rüyaları sıklıkla çıkan birisi olarak “Bu eve bir kedi daha getirirsem annem beni kesin kapıya koyar” diye düşündü sıkıntıyla. Yeterince kedisi vardı… Üstelik de her birisi İran kedisiydi. İki tanesini daha bilinçsiz olduğu zamanlarda 6 ay arayla Pet Shop’tan satın almış, aradan 2 yıl geçtikten sonra da bambaşka bir İran kedisini Küçük Bebek’te bir çöp konteynerinin içinde mama ararken bulmuştu.

Evlerinde iki köpek, iki de kedi olmasına rağmen o masmavi gözlü, kendisi de tavşan gibi bembeyaz olan mahcup pofidiği annesinin azarlarına göğüs germeyi göze alarak kendisiyle beraber eve götürmüştü. Tabii ki korktuğu da başına gelmiş, annesi söylemediğini bırakmamıştı… Fakat zaman içinde annesinin siniri yatışmış, öğrendikleri kadarıyla da Kanada’ya göç eden komşularının sokağa attığı bu yeni kedilerinin adını Mavi koymuşlardı. Böylece evlerinde Lokum, Haydut ve Mavi olmak üzere üç İran kedileri huzur içerisinde yaşıyordu. Dışarıda kedilere göz açtırmayan, kovalayan, sürekli havlayan köpekleri de ev içinde kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla olsa gerek kedilerle neredeyse aynı kaptan yiyor içiyor ve yataklarına kadar paylaşıyorlardı. Dışarıdaki kedilere dayılanmaya devam etseler de evdekilere alışmışlardı ve hatta onları kardeşleri gibi görüyorlardı.

Kız yazları ailesiyle birlikte adada yaşıyordu. Mayıs sonunda Bebek’teki evlerini kapatıp, kedi ve köpeklerini de yanlarına alarak Ekim’in ortalarına kadar adadaki yazlıklarında kalıyorlardı. Yazlık evleri kışları da gidilip kalınacak şekilde donanımlıydı. O sebeple ada aşığı olan kız, bazen arkadaşlarını da yanına alıp, kış sefası yapmaya gidiyordu. Hep beraber adanın sessizliğinin ve soğuktaki yalnız güzelliğinin keyfini çıkartıyorlardı.

Aralık ayının ortalarında liseden 3’ü kız, 2’si erkek arkadaşı ve sevgilisini de yanına alarak yine adaya gitti. Kaloriferleri yakmaya çalıştıklarında doğalgazın işlemediğini fark ettiler. Canları sıkılmıştı. Hafta sonunu orada geçirmeyi planlıyorlardı ve maalesef ki üç katlı ev buz gibiydi. Klimaları açarak içeriyi ısıtmayı denediklerinde ise duvarların kesinlikle ısınmadığını dolayısıyla da odalarda sadece geçici bir ılınma elde edebildiklerini fark ettiler.

Hiçbirisi şehre geri dönmek istemiyordu. Uzun yıllardır yanmamış olan şömineyi çalıştırmayı kafaya koydular ve kızlar adanın çarşısına yemek için nevale almaya giderken, erkekler de şöminede yakabilmek için etraftan çalı çırpı, gazete toplamaya gitti. Kız evde tek başına kalmıştı, sofrayı kuruyordu. Arkadaşları sucuk ve yumurta getireceklerdi ki kahvaltı gibi bir şey hazırlayarak, açlıklarını geçiştirebilsinlerdi.

“İnşallah gereksiz şekilde herkesle ahbaplık eden Can saçma sapan birisini Tanrı misafirimiz diye kolundan tutup da eve getirmez” diye temenni etti. Can öyleydi… Herkesle arkadaş olur, sonunda bir maraz çıkar mı diye asla hesap etme gereği duymazdı. Yelkenci, deniz seven, kabarık kıvırcık saçlarıyla savruk ve tasasız mizaçta bir adamdı. Ona asla laf dinletemezdin, karşısındakiyle sonuna dek çatışır ve bunu da çok komik cevaplar vererek yaptığı için o kişi o tartışmada bir şekilde altta kalırdı… “Erkek arkadaşımın da onların yanında gitmiş olması iyi oldu, en azından Can abuk subuk birilerini eve buyur etmeyi önerecek olursa ‘Kızlar tedirgin olur’ diyerekten onu caydırır” diye aklından geçirdi. Ardından ise erkek arkadaşının da konuşmayı çok seven ve zaman zaman Can’ı bile geride bırakan ölçüsüzlüğünün ikisi arasında genç adamın yeni çıkmış olduğu hapishaneye uzanacak bir türde diyalog başlatıp başlatmayacağını tedirginlikle merak etti.

Tecessüste kuyruk yıldızlı bir dünya markası olan Can’a, boş boğaz erkek arkadaşı içeriye girme sebebini ballandıra ballandıra anlatabilirdi. Can da akşam içeceği iki kadehten sonra bunları kızların yanında ileri geri konuşmaya başlardı. Tatları kaçardı… Adamın hapse girip çıktığını hepsi bildiği halde, kız, adamın o yolları bir daha arşınlamayacak şekilde değişeceğine ve bu konuların yok yere açılmasının da kurumuş yaralara su serpmek olacağına inanıyordu. Bir an için aklından “Fırlayıp yanlarına gitsem ve her şeyi kontrol altında tutmaya çalışsam mı?” diye geçmiş olmasına rağmen sonrasında vaz geçti. Evde kalıp çarşıdan dönecek olan kız arkadaşlarına kapıyı açması gerekiyordu zira ellerinde tek bir anahtar vardı, o da evin sahibesi olan kızdaydı…

(Devam Edecek)

mm

Zeynep Bugay

21 Haziran 1979 Ekinoks doğumlu olan Zeynep Bugay, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. Yapım firmalarında, PR ve Reklam şirketlerinde metin yazarlığı yapmıştır. Aynı zamanda, Kozmoenerji Progressor'u ve Karma Astroloji öğrencisidir. Her türden ilişkiyi yazı yoluyla irdeleyerek kendisine ve mensubu olduğu kolektife farkındalık sağlamak suretiyle hizmet etmek istemektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!