RÜYA IV - Halimiz
kendini güvene almak, kendini güvende hissetmek, kendini garantiye almak, kendini güvende hissetmek, haklarını aramak,
SİZİN KELLE NEREDE?
17 Ekim 2019
devlet tiyatroları, devlet tiyatrolarının 70. yılı, devlet tiyatrolarının 70. yaşını kutladı, devlet tiyatroları 70. yılını kutladı
DEVLET TİYATROLARI 70 YAŞINDA!
17 Ekim 2019
rüya, rüyada kedi görmek, rüya paylaşımı, hikaye paylaşımları, hikaye paylaşım siteleri

rüya, rüyada kedi görmek, rüya paylaşımı, hikaye paylaşımları, hikaye paylaşım siteleri

“Sepetin içinde ne var?” diye sordu Mırmır’ın sesini işiten görevli. Kedinin uzun yıllardır yaşadığı adadan adeta ayrılmakta olduğunu anlayıp, veda edercesine acı bir sesle miyavlamasından sonra sepetin içinde ne olduğu herkes için gayet aşikâr ve sorulmuş olan soru da bu durumda son derece abesti. Hepsi bir an için kaçamak bir şekilde: “Şimdi ne yanıt vereceğiz?” dercesine birbirlerine baktılar. Belli ki yakalanmış ve böylesi bir durum için de geçerli bir cevap hazırlamamış olmaktan ötürü canları sıkılmıştı… Kız ise yalan söyleyip durumu ört bas etmek istemediği için: “Adadan ayrılan Öğretmen Hanım’ı biliyor olmalısınız, işte onun eski kedisi Mırmır var” deyiverdi bir çırpıda. Görevlinin “Götüremezsiniz, yasak!” diye tepki vermesini bekliyorlardı ki adamın yüzü az önce duyduğu cevapla hafifçe mahzunlaşmıştı. “O gariban ölmedi demek hea? Kadın adadan göçerken kedisi iskeleden vapura atlamak için çok çabaladı ve yapamadığında da günlerce burada annesinin dönmesini umarak bekledi. Belli ki terk edildiğine inanamıyordu. Bir süre burada diğer kedilerle birlikte onu da besledik fakat sonra ortadan kayboldu. Öldüğünü sanmıştım… Sahiplendiniz mi? Allah razı olsun sizden!” dedi. “Evet, ekmek fırınının orada arkadaşlarım bulmuş, eve geldi, besledik. Hasta ve çok bakımsız olduğu için de adada yalnız bırakmaya kıyamadım ve almaya karar verdim. Çok öksürüyor, belli ki soğukta ciğerleri çok zarar görmüş. Yarın da inşallah ilk iş veterinere götüreceğim” diye kız teyit etti. Görevli gülümseyerek: “Çok şanslıymış kerata, yetimlikten kurtulmuş. Güle güle gidin” diyerek, onları uğurladı.

Vapur bir kış günü için kalabalık sayılırdı. Korunaklı bir yere oturdular, sepeti de özenle yanlarına yerleştirdiler. Kız çok düşünceli ve sessizdi. Evde annesiyle arasında kopabilecek olan fırtına ihtimali dışarıdaki denizin deli lodos dalgalı halini umursamasına müsaade etmiyordu bile. Gofret deniz üzerinde olmaktan ve bu denli sallanmaktan hiç hoşlanmamış, rahatsızlığını ifade edercesine yine miyavlıyordu. Kız: “Tamam Gofret’ciğim, sık dişini Kabataş’a kadar az yolumuz kaldı” diye onu teskin etti. Sessizliğin kırılmasını fırsat bilen erkek arkadaşı: “Ayşe Hanım’ın vereceği tepkiden çekindiğin için sessizsin değil mi?” diye sordu usulca. Belli ki diğerleri konuştuklarını duysun istemiyordu. “Evet, bir rüyanın peşine takılıp, annemle papaz olmayı göze almam doğru bir karar mıydı diye kendi içimde tartıyorum” diye yanıtladı kız. “Senin rüyaların hiç şaşmaz ki… Hatırlasana, ben hapse girmeden evvel de yaşayacaklarımızı önceden görüp, bana ‘Seninle el sıkışıp, 6 aylığına ayrıldık, hapse giriyordun’ demiştin. Tamı tamamına söylediğin süre kadar hapis yattım ve biz açık görüşlerde en fazla birbirimizin elini tutabildik” dedi.

Kız o günleri hatırlamak istemiyordu… Adamın çok rahat dillendirdiği o 6 ay onun tam anlamıyla kabusuydu. Hayatında bildiği tüm şükür unsurlarının içinde “hürriyet” temasının olmayışının ne denli bir aymazlık olduğunu anlamaktan tut da yalnızlığın kemiklerinin içine dek romatizma misali işleyişini dört dörtlük idrak ettiği berbat bir zaman dilimiydi. Ana babası “o suçluyu” her hafta yağmur, çamur, kar, kış demeksizin ziyarete gitmesinden, onun için avukatlar tutmasından, maddeten manen her ihtiyacına koşmasından hiç hoşnut değillerdi. Evde erkek arkadaşının artık yanında olmayışından ötürü duyumsadığı üzüntüyü, onun orada yıllarca kalıp, bir araya çok uzun süre gelememe ihtimalinden kaynaklı yaşadığı korkuyu kimseyle dürüstçe paylaşamıyordu çünkü ebeveynleri bu durumun empati kurulamayacak kadar yakışıksız bir hal oluşturduğunu ona açıkça ifade etmişlerdi.

Babası: “Kızım bu olanları bir trafik kazası olarak kabul et, bu adamı da öldü varsay ve yoluna yalnız devam et. Çıktığında hala beraber olursanız aynı şeylerin seneler içerisinde tekrar ettiğini ve senin ona yardımcı olmaya çalışırken, kendi kendini içinden asla çıkılamayacak bir esarete soktuğunu, asıl onun peşinden giderek kendini duygusal bir hapishaneye tıkıyorsun. O seni yıllar sonra yüz üstü bıraktığında harcadığın zaman ve emeğe çok ama çok üzüleceksin. Gel büyük sözü dinle, inat etme” demişti. Elbette ki o da her çocuk gibi doğru bildiğinde inat etmiş, laf dinlememeyi seçmişti. Bugün hala beraberlerdi. Genç adam kıza gelecek planlarından pek seyrek ve oldukça kapalı bir şekilde bahsediyordu. Muhtemelen onu hapse sokmuş olan uğraşılarından ve tasvip edilmesi mümkünatsız olan çevresinden kopmaya niyeti yoktu. Kızla tartışmamak için de bu konular açıldığında sadece geçiştirmeyi yeğliyordu.

Şehir yerine kaçak göçek bir şekilde adada, tenhada görüşmeyi tercih etme sebepleri de kızın ana babasının “o adamı” açıktan veto etmiş olmalarıydı. Kız eve gittiğinde annesinin: “Yine lafımızı dinlemeyip ‘o herifle’ görüştün değil mi?” diye ona diskur çekeceğini biliyordu. Bu durumun üzerine tüy dikercesine koltuğunun altında bir kirli sepeti ve evde hiç yokmuşçasına 4. bir kediyle oraya gitmenin de savaşa gönüllü asker olarak yazılmakla eş değer olduğunun son derece farkındaydı. İşin daha da kötüsü kediyi veterinere götürecek kadar yeterli parası da yoktu. İstenmeyen “o adamın” alıp getirdiği bir kediyi ana babasından para rica ederek de tedaviye götüremezdi. Aile yardımcı olmaya yanaşmazdı. Ne de olsa kızlarını defalarca uyardıkları halde tüm kazancını yemeyip, içmeyip bu adama harcamıştı.

“Beni evde bu konuyla ve seninle ilgili bir sürü olumsuzluk bekliyor” diyebildi. Çok daha fazlasını diyebilmek isterdi. Mesela: “Ne zaman ortak bir evimiz olabilir ve kapısını açtığımda koltuğumun altında getirdiğim kediyle ilgili senden başka kimseye hesap vermek zorunda kalmam?” gibi veya: “Onun tedavisi için gereken tutarı bana sen verebilir misin?” gibi… Fakat soramadı. Hem bu konuları açmak için münasip yer ve zaman değildi hem de artık kendisi dahil kimseden hiçbir şey dilenmek istemiyordu. Hapishane döneminde bu olayı duymuş olan çevresinden iyi niyet ve anlayış, ailesinden kararlarına saygı ve takdir, arkadaşlarından destek, kendisinden de sabır ve takat dilenmişti. Sonunda vardığı nokta ise hiçlikti. Bugün devam eden bu ilişkinin zorlukla pekişmiş gerçek bir sevgi tezahürü mü yoksa onun ittirmesi ve gelecek hedefleriyle devam eden bir tür proje mi olduğunu da bilemiyordu.

Sepetin yer yer seyrelmiş olan hasır aralıklarından içinde yatmakta olan Gofret’e göz attı. O da kendisi gibi bir bilinmeze gidiyordu. Bir rüya vasıtasıyla adlandırdığı yeni arkadaşına yanındaki adam kadar sahip çıkıp, yarenlik edebilecek miydi diye merak etti. Hapishanede ailesi tarafından aranıp sorulmayan ve bir öksüz misali ortada bırakılan “bu adama” duyduğu şefkat ve sevgiyi bir başka yetime duyup, onun hayatında bir fark yaratabilecek miydi yoksa onu gerisin geri adaya götürüp, tekrar yalnızlığa mı terk etmek zorunda kalacaktı bilemiyordu…

(Devam Edecek)

mm

Zeynep Bugay

21 Haziran 1979 Ekinoks doğumlu olan Zeynep Bugay, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. Yapım firmalarında, PR ve Reklam şirketlerinde metin yazarlığı yapmıştır. Aynı zamanda, Kozmoenerji Progressor'u ve Karma Astroloji öğrencisidir. Her türden ilişkiyi yazı yoluyla irdeleyerek kendisine ve mensubu olduğu kolektife farkındalık sağlamak suretiyle hizmet etmek istemektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!