RAKAMLARLA KADIN - Halimiz
BAHAR
14 Mart 2019
DOĞRU OKULU BULMAK
14 Mart 2019

“Samimi olarak söylüyorum bir kadının iki seçeneği vardır. Ya feministtir ya mazoşist.” Gloria Steinen

8 Mart yaklaşırken kadın istatistiklerine bakınca pek parlak bir tablo ile karşılaşamıyoruz. Kadın cinayetleri, kadına yönelik istismar ve şiddet, kadın istihdamında düşüş, nitelikli kadın çalışanların iş hayatından erken ayrılması, kadın seks işçileri sayısında artış vb. rakamlar ülkemizde işlerin iyiye gitmediğini gösteriyor.

Kadının söz hakkının azaldığı, sesinin kesildiği, istihdamın eve hapsedildiği yeni bir düzende kadın sistematik şekilde zayıflatılıyor.

Türkiye’de 2019 yılının Ocak ayında 43, Şubat ayında 31 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 2018 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 440, cinsel istismara uğrayan kadın sayısı ise 317 idi.

Neyse ki, TUİK verilerine göre, 2040’dan itibaren kadınlar nüfus çoğunluğunu ele geçirecek. Biz görür müyüz bilmem ama 2040’dan sonra dengeler değişebilir.

Yine TUİK verilerine göre şu an çalışabilecek durumda olan 11 Milyon kadın ev işleriyle uğraştıkları için maaşlı çalışmadıklarını belirtmiş. Çalışabilir durumdaki kadınların yüzde 70i çalış(a)mıyor…

Tarihçe

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verir. Bundan yıllar sonra 26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirir ve öneri oy birliğiyle kabul edilir.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü adı ile 1921 yılından itibaren Türkiye’de de kutlanmaya devam eden 8 Mart ilk olarak 1975 yılında yaygınlaşmaya başlamıştır. Birleşmiş Milletler ise 1977 yılında yaptığı oylamadan sonra 8 Mart’ı dünya kadınlarına armağan etmiştir.

Kadın Emekçiler günü mü Kadınlar günü mü?

Kadın emekçiler günü çünkü tüketim toplumunda sadece çiçek verilip güzel sözler söylenecek bir güne dönüştürülmeye çalışılmasına karşın, kadın emekçilerin hayatları pahasına savundukları çalışma haklarının anısına bu güne Emekçi Kadınlar Günü demeyi tercih ediyorum.

Kadınlara Şiddet ve Cinsel İstismar

Kadınlara söylenen en romantik şiirlerin yazarı olan şairlerden tutun, sanatçılara, akademisyenlerden iş adamlarına, imamlardan inşaat işçilerine kadar her kesimden erkeğin kadına şiddet gösterdiği gerçeği Dünya Emekçi Kadınlar gününde daha da yüzümüze çarpıyor.

İlk gençliğimizde hayranlıkla okuyup filmlerini izlediğimiz Woody Allen’dan, şiirlerini okuyarak aşık olduğumuz Cemal Süreya’ya kadar pek çok ünlü erkeğin cinsel istismar, tecavüz veya şiddet suçlarından bir ya da bir kaçını işlediğini biliyoruz.

Kadınların istihdamı

Türkiye’de çalışabilir durumda ve yaştaki kadınların sadece yüzde 30’u istihdam ediliyor. Özellikle nitelikli kadın çalışan erken yaştan iş hayatından kopartılıyor.

Bu sevimsiz tabloda suçlu kadın mı erkek mi? Tabii ki ikisi de. Erkek, kadının haklarını koruyamayacak olduğunu düşünmekten vazgeçmeli. Kadın ise haklarını koruyacak gücün kendinde olduğunu hatırlamalı çünkü:

Kadın olmak kutlanması gereken bir şeydir, çünkü kadın olmak muhteşemdir.

Kadın dediğin yaratıcıdır, doğurabilir. Sadece vücudunda bir hayat başlatabilme ve doğurabilme yetisinden dolayı değil, baktığı yeri dönüştürmesini, güzelleştirmesini bildiği için yaratıcıdır.

Kadın besleyicidir, sadece yiyecekle değil, bilgisi ve görgüsüyle de besler.

Kadın beceriklidir, aynı anda bir çok işte iyi olabilir.

Kadın dayanıklıdır, zor koşullarda dimdik ayakta durabilir.

Kadın hayat doludur. Her çirkinliği güzele dönüştürebilir.

Kadın duyarlıdır, olanı biteni fark eder, bunu dert edinir ve değiştirmeye çalışır. Kadın iletişim kurmayı sever. Nezaketi takdir eder, dayanışmacıdır.

Kadın duygularıyla daha fazla bağlantı halindedir, kendini daha iyi ifade eder.

Kadın estetiktir. Kadın, gülmeyi, kahkaha atmayı ve dans etmeyi yani hayatı kutlamayı bilir.

Kadın güçlü ve adaletlidir.

Kadınların pasif rolde olduğu toplumlar hep çöküş içinde olmuştur, olmaktadır. Bir ülkenin medeniyet seviyesi kadınların hayata katılımı, yönetimdeki payı ile ölçülebilir.

Dünyanın en yaşanabilir 10 ülkesi sıralamasında kadın hakları gasp edilen, çocuk yaşta evliliğe zorlanan, eğitim hakkı elinden alından, tecavüz edilen, eve hapsedilen kadınların olduğu ülkeler yoktur. Bir ülkenin gelişebilmesi için kadın istihdamının artması gerekir ama sadece vasıfsız işlerde değil, her alanda: karar mevkilerinde, yönetimde ve siyasette.

Ülkemizde rakamlarla istihdam artmış gibi gösterilebilir ama nüfusa oranla kadın istihdamı çok düşüktür ve yönetim seviyesinde karşılaşılan cam duvar yüzünden ülkenin kaderine yön veren şirket, kurum ve kuruluşların üst düzey yönetiminde kadınlar temsil edilmemektedir. Yazıyı rakamlara boğmak istemiyorum ama istihdam ilgili tüm bilgiler istatistiksel verilere dayanmaktadır.

Sosyal medyada bir pazarlama şirketinin şampuan markası için yarattığı sosyal sorumluluk filmi tartışılıyor. Aklımız saçımızın boyu ile ölçülüyorsa biz yokuz mesajıyla toplumsal cinsiyet ayrımcılığına dikkat çeken kampanya, içlerinde benim çok sevdiğim yazar arkadaşlar tarafından eleştiriliyor. Argümanları, kadının hiç bir durumda ben yokum deme lüksü yok günümüz Türkiye’sinde. Aksine varız demeliyiz diyorlar.

Her iki görüş de aslında kadının hakkını koruması amacı taşıyor. Biri sağdan biri soldan gidiyor. İki yol da yanlış değil, yeter ki sonuca ulaşsın.

Aklıma gelmişken, yerel seçimlerde hangi partinin kadın aday sayısı en fazla biliyor musunuz? Kadın adayların vaatleri ne? Yani 8 Martlarda sarı gülleri dağıtıp, posta kutularına kırmızı karanfiller bırakarak veya başını örtüp meclise girerek kadın haklarını savunmuş olmuyor politikacılar.

Nitekim maaşlı veya maaşsız çalışan, çalışma hakkından ve temel insan haklarından herhangi bir sebeple mahrum bırakılan tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyorum.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011'de bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği’ni ve Yenidenbiz’i destekliyorum. İstanbul Gençlik ve Çocuk Sanat Bienali’nde gönüllü çalışıyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only One Team ile bir kolektif kitap yazıp, bir enstalasyon sergisi açtık, çevirim içi radyo kurduk ve çevirim içi şiir gecesi yaptık. Farkındalık, Reiki, Transandantal Meditasyon, Şiddetsiz iletişime giriş, yoga, P4C vb. bir çok kişisel ve mesleki eğitime katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Çocuklar için felsefe kolaylaştırıcılığı yapıyorum, yetişkinler için felsefe çemberleri düzenliyorum. Yazıyorum ve konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!