PUTİN'LE ÜRKÜTÜCÜ YAKINLAŞMA - Halimiz
KADINLAR
29 Ağustos 2019
KADIN OLMAK
29 Ağustos 2019

Putin, büyük adam vesselam. Düşünsenize ülkesinin son derece kıymet verdiği MAKS – 2019 Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nın açılışını bu sene NATO üyesi bir ülkenin devlet başkanı ile birlikte yaptı ve NATO’nun Rusya’yı hala birincil tehdit algılamasına rağmen, bu NATO üyesi ülke ile askeri işbirliğinde yeni açılımlar yapabileceklerinin hayli olası olduğu mesajını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la Salı günü Moskova’daki Jukovski Uluslararası Havaalanı’nda sergiledikleri gösteriden bahsediyorum.

Bu gibi zirvelerden sonra illa ki hangi tarafın kazanımı daha ağır bastı diye bakmak alışkanlık olmuş. Kantar, galibin, açık ara Putin olduğuna işaret ediyor. Neden?

Türkiye, Rusya ile birlikte batı-karşıtlığı üzerine bir ittifak kurmuş gibi duruyor. Ankara’nın sıkıntısı, Amerika’nın, Suriye’deki Kürtlere özerklik ötesi bağımsız bir Kürdistan’ın yolunu açabilecekleri desteği sağlaması üzerinde toplanıyor. Moskova ile yakınlaşırken Rusya’nın Kürt politikası ABD’nin zıttı mı? Katiyen hayır. PKK’nın kuruluşundan itibaren verdiği desteği devletin ilgili birimleri – ola ki hala devlet hafızasını bilebilecek kalifiye iş gücü kaldı ise – bileceklerdir. Daha enteresanı, ABD ve Rusya’nın, Suriye sahasında en kolay anlaşabilecekleri mevzudur Kürtler… iş o aşamaya geldiğinde.

Türkiye, NATO’dan ayrılmak istiyor mu? Bunun da cevabının “katiyen hayır” olması gerekir ama durup düşünmek gerekiyor Erdoğan’ın ne yapmak istediğini. Zira MAKS-2019’ın açılışında bulunan yegane yabancı devlet başkanı kendisi idi. Rusya’ya böyle bir onuru bahşetmesinin arkasında neler var; Putin’le neden bu kadar sıcak bir ilişki varmış gibi dondurmasını almasını isteyerek kameralara poz veriyor? Bu uçak uçuyor mu derken kimlere selam gönderiyor? Cevabı meçhul bu yakınlaşmayla ilgili daha bir dizi soru çıkabilir ama Esad’la arkadaşlığı gibi olmaz inşallah. Ortalık haddinden fazla ısınır yoksa…

Amerika’ya, ve NATO’ya bunca ince mesajın gönderildiği bir gezi sonrasında İdlib açmazında bir kazanım elde edildi mi? Katiyen hayır. “Rejimin terörizmle mücedele bahanesiyle sivillere karadan ve havadan ölüm yağdırması kabul edilemez. Sivilleri hedef alan saldırılar radikal unsurları da maalesef güçlendirmektedir,” derken Erdoğan, rejimin, Rusya’sız bu işleri yapmadığını elbette biliyordur. Ancak bitmedi, dahası da var ve hepimizin üzerinde dikkatle durup düşünmesi gereken şu cümle var: “Rejimin kışkırtmaları, bölgedeki askerlerimizin can güvenliğini riske etme boyutuna varmıştır. Buradan şunu da ifade etmek istiyorum, meşru müdafaa hakkımız, özellikle sınırlarımız boyunca bizi müdafaaya sevk etmektedir.”

Bu, ne acı bir açmazdır. Bizim orada işimiz ne? Bu sahanın kaynaması için sınırları neden başta kevgir haline getirdik de bugün güdülen siyasetin doğru bir tarafı varmış gibi konuşabiliyoruz? İdlib’te Rusya ile sözde işbirliği yapıyor gibi olurken ve Suriye’de kurulacak ‘güvenli bölgeyi’ ABD ile konuşurken, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tam olarak nasıl savunuyor oluyoruz? TBMM, Suriye ile ilişkileri neden sonlandırdığımızı gerçekten biliyor mu; yoksa Ahmet Davutoğlu belki bir gün 2015 seçimleri ile ilgili ağzını yarım açtığı gibi bu konuda da bir ipucu verebilir diye ‘gaf bekleniyor’ duasına mı çıkalım? Ortada insan hayatı, milli servetimiz olmasa, hiç sorun değil ama fatura gerçekten çok ağır.Ve ne yazık ki Putin’le olan bu sıcak temasın ardından kendi çıkarlarımızı sağlamlaştıracak somut bir hal yok gibi. Olan, hayli sıkıntılı.

Bu sürecin sonunda Putin’i Esadlaştırmayalım, o bile kazanım olacak gibi duruyor.

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

2 Yorumlar

  1. Ferit Erkekli dedi ki:

    Bütün bu gelişmelerin sonucunda, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden ayrılmamak gerektiği çok net olarak görülüyor.
    Selâm ve saygılarımla.

  2. Emay dedi ki:

    NATO nun en büyük düşmanı yine kendisidir. Hayali düşmanlar yaratıp, birbirlerine silah pazarı yaratmak ve ABD nin bodyguardlığını yapmak asli görevleridir. Yaratılan pazarın en büyük tedarikçisi yine ABD olup, pazar dışı alışveriş yapanlar pazarcı tarafından uyarılır. Uyarılara uymayanın başına suni düşmanlar sarılır. Yine yola gelmez ise ekonomik yaptırımlar, spekülasyonlar, silahlı taciz ve askeri darbeye kadar giden senaryolar denenir. Son safha bugüne kadar yaşanmadı, yaşanır mı? Bunu zaman gösterecek.
    Son safha; Natonun, NATO üyesi ülkeyi ilhak etmesi. O saatten sonra NATO kalır mı? Kalır. ABD nin bodyguardlığını 2. Dünya savaşından sonra kıyamete kadar kabul edenler var. Yıllardır ABD pazarda hasım olarak gördüğü Rusyadan çok müşteri çaldı. Putin, ABD nin meydancısını çalmaya çalışıyor. ABD nin güçü meydancıya yetiyor. Bakalım bu işe meydanı ne diyecek. Ya kurnaz tilki olacak ya da şamar oğlanı olacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!